Şi, 11 yıl sonra ABD’ye döndü. Fakat Şi de, karşısındaki ABD başkanı da, karşılama da, güçler arasındaki denge de ziyadesiyle farklı oldu.

11 yıl önce uçaktan indiğinde karşısında dönemin başkan yardımcısı Biden’ı bulan Şi, bu sefer ABD Başkanı’nı ayağına kadar getirmeyi başarmıştı. E tabi... Çin, 11 yıl öncesinin Çin’i değildi ya.

Hemen sonrasında ABD, B-1 bombardıman uçağı ve savaş uçaklarıyla Şi’nin üzerinden geçerek “biz daha ölmedik” edasıyla Çin’e askeri gücünü gösterme gerekliliği duymuştu.

2015’te uçak gösterisi olmamıştı. Acaba o zamanlar “zaten bir numarayız” fikri daha mı yerleşikti zihinlerde?

Beyaz Saray’da yapılan ilk hitaplarda Şi’nin metni öyle birkaç mesaj içeriyordu ki... Çin’in adeta ABD’ye “kabul et artık iki denk gücüz” demesi gibiydi.

- Çin ve Amerika Birleşik Devletleri iş birliğinden kazançlı çıkar, çatışmadan ise zarar görür.

- Rekabetten bahsetmekten kaçınmamıza gerek yok, ancak rekabetimiz sağlıklı olmalı ve belirli sınırlar dahilinde tutulmalı.

- Bu, birinin kazanıp diğerinin kaybettiği bir güreş değil, birbirini yakalama ve geride bırakma yarışı olmalıdır.

Bir de hem mayıs ayında hem de geçen gün bir şeyden bahsetti Şi. Tükidides Tuzağı... Yükselen gücün, mevcut gücün koltuğunu sallamaya başlamasıyla yüksek ihtimalle savaş çıkması yani.

Şi açıkça söylüyor. Hiç çekinmiyor. Ya savaşla ya suhuletle. Bir şekilde olacak bu iş demeye getiriyor.

İlk dakikadan itibaren Şi’yi etkilemeye çalışan ve bir kez bile olsa kendisini sevdiğini söylemesi için uğraşan Trump’ın fazla bariz heyecanı ise adeta Şi’nin kendini konumlandırdığı yeri daha da bir haklı hale getiriyor.

Trump’ın bir önceki ABD başkanını Şi’nin önünde aşağılayıp dalga geçmesine Şi’nin hiç de görmeye alışık olmadığımız şekilde kahkahayla cevap vermesi de iki devletin şu anda nerelerde olduğunu gözler önüne seriyor.

Şi’nin 11 yıl sonra yaptığı ziyaret, bu geçen süre zarfında her yıl daha da ciddi, daha da kaygılı ve daha da net şekilde Çin’in durduralamayan yükselişini rapor eden ABD istihbaratını, Pentagon’u ve Dışişleri’ni teyit eden bir olaya dönüştü.

Yaşam şeklini, yönetim şeklini, ticaret yapma şeklini kabul ettirmiş bir Çin... Ve artık sahneye aynı boyda çıkmaya başladılar.

Trump’ın Şi onuruna verdiği devlet ziyafetinde ABD’nin en büyük şirketlerinin en “baba” isimleri hazır bulundu.

Bu “babaların” çoğu mayıs ayındaki Çin ziyaretine de götürülmüştü.

Bundan doğal ne var ki? Bu tür devlet ziyaretlerinde devasa şirketlerin boy göstermesi, karşı ülkenin şirketleri ve bakanlarıyla temas kurması hayli önemlidir.

Anlaşmalar duyurulur ya da yeni yatırımların temeli atılır.

Fakat Şi, yanında hiçbir iş insanını getirmedi. Ne uçakta varlardı ne de devlet ziyafetinde.

İki günlük zirve sırasında veya sonrasında ekonomi anlamında hiçbir anlaşma duyurulmadı. İş dünyasının ise anlaşma duyurabileceği fırsat bile olmadı. Çünkü zaten yoklardı.

Şi’nin 2015 ziyaretinde görüntü ise tam tersiydi. Birçok Çinli işinsanı Washington’ın yolunu tutmuştu.

Trump’ın geçen sene başlattığı ticaret savaşları ve güç bela gelen “ticari ateşkesin” birkaç ay daha uzatılmasına karar verilen bir zirveden başka ne beklenebilirdi ki?

Ne dünya 2015’in dünyası ne de Çin 2015’in Çin’i.

Yanında tek bir iş insanı getirmeye gerek bile görmeyen Şi’nin mesajı öyle küçümsenecek bir mesaj da değil.