Avrupa’nın ortasında, Tuna Nehri’nin iki ülkenin sınırları boyunca ilerlediği noktada küçük bir tekne ağır ağır yol alıyor. Sağ tarafta Sırbistan, sol tarafta Hırvatistan uzanıyor. Nehrin üzerinde ise ilk bakışta diğerlerinden hiçbir farkı olmayan, ağaçlarla kaplı bir kara parçası beliriyor.
Teknedeki grubun heyecanı ise kısa sürede dikkat çekiyor. Önde, iş ayakkabıları ve takım ceketiyle oturan Vit Jedlicka, birkaç dakika sonra ulaşacakları yeri gösteriyor: “20 dakika içinde orada olacağız.”
Burası onlar için sıradan bir nehir kıyısı değil. Bir bayrağı, anayasası, vatandaşları ve hükümeti olduğunu söyleyen sıra dışı bir projenin merkezi. Dünyanın farklı ülkelerinden insanların vatandaşlık için başvurduğu ve özgürlükçü fikirlerin üzerine inşa edilen bu girişim, yıllardır Avrupa’nın ortasında kendi geleceğini kurmaya çalışıyor.
Ancak bu hikâyenin asıl dikkat çekici kısmı, haritada küçük bir nokta gibi görünen bu toprak parçasına ulaşıldığında başlıyor. Çünkü teknenin yaklaşmaya çalıştığı bölgede bir başka güç daha var. Ve bu güç, buranın bir ülke olduğunu kabul etmiyor.
From the proclamation of independence on the banks of the Danube in 2015 to permanent settlement, blockchain governance and a growing international diplomatic presence, Liberland’s first eleven years have been anything but conventional. Check out our historical timeline - link in… pic.twitter.com/O3v5UnAllW
Teknenin ilerlediği bu bölge, resmî adıyla Gornja Siga olarak biliniyor. Tuna Nehri’nin kıyısında yer alan yaklaşık 6,5 kilometrekarelik alanın büyük bölümü orman, çalılık ve kumluklardan oluşuyor. Bölgenin bugünkü sıra dışı hikâyesi, eski Yugoslavya’nın dağılmasının ardından şekillenen sınır anlaşmazlıklarına kadar uzanıyor.
Sırbistan ile Hırvatistan arasındaki sınır belirlenirken iki ülkenin farklı harita ve kadastro kayıtlarını esas alması, Tuna boyunca bazı bölgelerin statüsü konusunda anlaşmazlıkların ortaya çıkmasına neden oldu. Gornja Siga da bu tartışmalı alanlardan biri haline geldi.
İşte Vit Jedlicka’nın hikâyeye dahil olduğu nokta da burası.
Çek asıllı, eski bir finans piyasası analisti olan Jedlicka, 2015 yılında bu toprak parçasında yeni bir devlet kurulduğunu ilan etti. Devlete ise ‘Liberland’ adını verdi. Jedlicka’nın savunduğu görüşe göre, Sırbistan ve Hırvatistan bölge üzerinde açık bir egemenlik iddiasında bulunmadığı için burası yeni bir devletin kurulabileceği bir alan oluşturuyordu. Ancak bu fikir, sınırın diğer tarafında aynı şekilde karşılık bulmadı.
Liberland’ın ortaya çıkışından bu yana geçen yıllarda proje, yalnızca bir toprak parçası üzerindeki iddiadan ibaret kalmadı. Jedlicka ve ekibi, kendi anayasasını hazırladı, bir kabine oluşturdu ve vatandaşlık ile oturma izni için başvuru sistemi geliştirdi. Projeye göre amaç, Avrupa’da mümkün olduğunca az düzenlemeye tabi, düşük vergili ve bireysel ekonomik özgürlüklerin geniş olduğu yeni bir devlet modeli oluşturmak.
Liberland yönetimi, blockchain teknolojisinin de bu sistemin önemli parçalarından biri olmasını istiyor.
Projenin çevresinde kullanılan ‘Liberland Merits’ adlı dijital varlık ise yalnızca ekonomik bir araç olarak görülmüyor. Yönetimin oy sisteminde de kullanılıyor. Jedlicka’nın yaklaşımına göre projeye daha fazla katkı sağlayan kişilerin yönetimde daha fazla söz sahibi olması gerekiyor. Bu model, geleneksel demokrasilerdeki eşit oy ilkesinden farklı bir siyasi anlayış ortaya koyuyor. Liberland çevresindeki tartışmaların önemli bir bölümü de tam olarak burada başlıyor.
Jedlicka’ya göre Liberland, kuruluşundan bu yana beklenenden çok daha fazla ilgi gördü. Projenin lideri, vatandaşlık için 800 binden fazla başvuru bulunduğunu söylüyor. Bu başvuruların arkasında ise birbirinden oldukça farklı motivasyonlar var.
Bazıları yüksek vergilerden ve bürokrasiden uzak bir yaşam ararken, bazıları blockchain tabanlı yeni bir yönetim modelinin parçası olmak istiyor.
Teknoloji dünyasından yatırımcılar ve kripto para çevrelerinden isimler de projeye ilgi gösteriyor. Bunlardan biri, kripto para sektörünün tanınmış isimlerinden Justin Sun. Sun’ın yanı sıra, Liberland’ın fikirleri dünyanın farklı bölgelerinde ortaya çıkan özel şehir ve mikro devlet girişimleriyle de benzerlik taşıyor.
Liberland tek başına bir örnek değil. Son yıllarda devletlerin ekonomik ve hukuki sistemlerinden bağımsız ya da daha özerk alanlar oluşturma fikri, özellikle teknoloji ve yatırım dünyasında dikkat çekmeye başladı. Honduras’taki ‘Prospera projesi’ bunlardan biri. Özel ekonomik bölge modeli üzerine kurulan proje, uluslararası teknoloji ve yatırım çevrelerinden destek aldı.
Norveç’te ‘Libersta’ adıyla ortaya çıkan başka bir girişim de benzer şekilde daha düşük vergili ve merkezi yönetimin daha sınırlı olduğu bir yaşam modelini savunuyor. Bazı girişimciler ise denizlerde, uluslararası karasularının dışında yeni yerleşim alanları oluşturma fikrini gündeme getiriyor.
Bu projelerin ortak noktasında, geleneksel devlet yapısının yerine daha küçük, daha esnek ve teknoloji destekli yönetim modelleri oluşturma düşüncesi bulunuyor. Liberland ise bu fikri doğrudan Avrupa’nın ortasında hayata geçirmeye çalışmasıyla diğer projelerden ayrılıyor.
AĞUSTOS AYINDA DÜZENLENEN FESTİVALDE NELER OLDU?
Liberland’ın internet üzerindeki iddiaları ile arazideki gerçeklik arasındaki fark, projenin düzenlediği etkinliklerde de kendisini gösteriyor. Ağustos ayının ortasında dünyanın farklı ülkelerinden destekçilerin katıldığı bir Liberland festivali düzenlendi.
Özgürlükçüler, yazılım geliştiricileri, bilgisayar bilimcileri ve kripto para meraklıları festival için bölgeye geldi. Ancak festival, Liberland’ın ilan edildiği yarımadada yapılamadı.
Etkinlik, Sırbistan tarafında Apatin yakınlarında gerçekleştirildi. Bunun nedeni ise yarımadaya erişimin giderek daha fazla kısıtlanmasıydı. Hırvat polisi 2023 yılında bölgede bulunan yapıların büyük bölümünü kaldırdı. Sonrasında yarımadanın giriş noktalarında kontroller artırıldı. Böylece Liberland’ın ‘başkent’ olarak görmek istediği bölge, destekçileri açısından ulaşılması oldukça zor bir noktaya dönüştü.
Apatin yakınlarında düzenlenen festivalde yalnızca ekonomik özgürlük konuşulmadı. Etkinlik alanındaki sunumlarda geleneksel medya ve sağlık kurumlarına duyulan güvensizlikten komplo teorilerine kadar farklı konular da gündeme geldi.
Festivalin ziyaretçileri arasında kendilerini özgürlükçü olarak tanımlayanların yanı sıra alternatif siyasi ve toplumsal hareketlerden gelen kişiler de bulunuyordu. Bu durum Liberland projesinin çevresinde nasıl bir topluluğun oluştuğuna ilişkin tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Who else is joining the guardians of Liberland this summer?
Stand with the community and celebrate liberty on the Danube. Two massive back-to-back events:
🔹 Liberpulco 2026: Build Freedom (Aug 13–16)
🔹 8th Annual Floating Man Festival (Aug 17–23)
📍 ARK Liberland Village,… pic.twitter.com/J4kL6axhxa
“MÜMKÜN OLDUĞUNCA AZ VERGİ ÖDEMEK İSTİYORUM”
The Telegraph’ta yer alan haberde festival katılımcılarının bir bölümü için Liberland’ın en önemli vaadi ise siyasi sistemden çok ekonomik model. İngiltere doğumlu yazılım geliştiricisi ve haberde ‘Bay Lee’ olarak tanımlanan bir katılımcı, düşük vergi arayışının kendisini projeye yaklaştırdığını anlatıyor.
Lee’nin yaşamı, Liberland’ın hedeflediği uluslararası ve hareketli girişimci profilini de yansıtıyor. Singapur’dan yeni dönmüş durumda. Yakında annesini ziyaret etmek için İspanya’ya gidecek. Şirketini ise Paraguay’da kurmuş. Monako gibi düşük vergi uygulayan ülkelerin kendisi açısından bazı dezavantajları olduğunu düşünüyor.
Özellikle fiziksel olarak belirli bir süre ülkede bulunma zorunluluğunun seyahat eden girişimciler için sorun yaratabileceğini söylüyor. Onun aradığı ise sınırları mümkün olduğunca geniş bir ekonomik özgürlük alanı... Lee, “Belki de Liberland’da vatandaşlardan ve girişimcilerden vergi almayan bir çerçeve ortaya çıkar” diyor.
Ancak Liberland’ın savunduğu model, akademik çevrelerde tartışmalı. Kanada'da McGill Üniversitesi’nden coğrafya profesörü Sarah Moser, mikro devletler ve özel şehirler üzerinden gelişen özgürlükçü projelere eleştirel yaklaşıyor.
Moser’a göre, devletin küçültülmesini savunan kişiler bazen devlet kurumlarının sağladığı altyapı, hukuk ve kamu hizmetlerinden ne ölçüde yararlandıklarını göz ardı edebiliyor.
Bu tartışma Liberland’ın temel sorularından birine işaret ediyor:
Devlet mümkün olduğunca küçültülürse güvenlik, hukuk, altyapı ve diğer kamu hizmetleri nasıl finanse edilecek?
Liberland destekçileri bunun piyasa mekanizmaları ve teknoloji aracılığıyla çözülebileceğini savunuyor. Eleştirmenler ise bu modelin gerçek hayatta uygulanmasının sanıldığından daha karmaşık olduğunu belirtiyor.
The Telegraph’ın “Europe’s new micronation vying to become a haven for crypto billionaires” başlıklı haberinden derlenmiştir.





