ABD'li gazeteci Eli Clifton ile Pennsylvania Üniversitesi emekli profesörü Ian Lustick, yayımladıkları kitapta, İsrail lobisinin, ABD'nin dış politika kararlarını etkilediğini, seçim finansmanından Kongre'ye uzanan geniş bir nüfuz alanı oluşturduğunu ve bunun Washington'a siyasi, mali ve güvenlik açısından ağır maliyetler yüklediğini belirtti.

Quincy Enstitüsünün kurucu ortaklarından ABD dış politikası üzerine çalışan araştırmacı gazeteci Clifton ile Carter yönetiminde, Dışişleri Bakanlığında İsrail-Filistin meselesi uzmanı olarak görev yapan ve İsrail Çalışmaları Derneğinin kurucularından Lustick, ağustosta yayımlanan "İsrail Lobisi: Yabancı Bir Gücün Pençesindeki Amerika" başlıklı kitaplarında, İsrail lobisinin ABD siyasetindeki rolünü ele aldı.

Yazarlar, kitabın giriş bölümünde, İsrail lobisinin oluşturduğu tehdide ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, "İsrail lobisinin, ABD'nin çıkarları ve özgürlükleri açısından oluşturduğu tehditler sıradan değil, olağanüstü ve olağanüstü derecede tehlikelidir." ifadesini kullanıyor.

Atria/One Signal Publishers tarafından yayımlanan kitapta, "İsrail lobisi", İsrail'in çıkarlarına uygun ABD politikalarını savunan Yahudileri, Hristiyanları ve diğer kesimleri kapsayan örgüt, grup ve bireyler olarak tanımlanıyor.

Yazarlar, lobinin, Amerikan Yahudileriyle özdeşleştirilmesine karşı çıkarak, siyasi hedeflerinin, bir bütün olarak Amerikalı Yahudileri temsil ettiğini ileri sürmenin son derece yanıltıcı olduğu değerlendirmesinde bulunuyor.

Kitapta, İsrail'in, 2024 ABD başkanlık seçimlerinde, Yahudi seçmenler açısından önem taşıyan 11 konu arasında 9. sırada yer aldığı da aktarılıyor.

İsrail'e ABD desteği ve Kongre'deki lobi etkisi

Kitapta, İsrail'in 1970'lerden bu yana ABD yardımlarından en fazla pay alan ülkelerden biri olduğu ve dünya genelinde sağlanan ABD askeri yardımlarının yaklaşık 4'te 1'ini aldığı belirtiliyor.

Yazarlar, ABD'nin 1948-2024 döneminde İsrail'e enflasyona göre düzeltilmiş 300 milyar doları aşan kredi ve hibe sağladığına dikkati çekerken, bu sayının listede 2. sırada yer alan Mısır'ın aldığı 179 milyar dolarlık yardımın üzerinde olduğunu aktarıyor.

Kitapta, 7 Ekim 2023 sonrası ABD'nin İsrail'e en az 16,3 milyar dolarlık askeri yardım sağladığı da vurgulanıyor.

Yazarlar, İsrail'in, ABD ile ilişkisini "bir büyük gücün, başka bir ülke için bugüne dek yaptıklarının çok ötesinde bir ölçekte ve süreyle, koşulsuz yardım, koordinasyon ve destek sağlamak" için kullandığını belirtiyor.

Clifton ve Lustick, İsrail lobisinin ABD tarihindeki en etkili dış politika lobilerinden biri olduğuna dikkati çekiyor.

Yazarlar, lobinin önde gelen kuruluşlarından Amerikan-İsrail Kamu İşleri Komitesi (AIPAC) için ise "yabancı bir gücün temsilcisi olarak hareket eden devasa bir güç odağı" değerlendirmesinde bulunuyor.

Kitapta, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun 2001'de İsrailli sağcı aktivistlerle yaptığı görüşmede, kameranın kapatıldığını düşündüğü sırada ABD'ye ilişkin bazı ifadeler kullandığı aktarılıyor.

Yazarlar, Netanyahu'nun söz konusu görüşmede, "Amerika'nın ne olduğunu biliyorum. Amerika, çok kolayca harekete geçirebileceğiniz, doğru yöne yönlendirebileceğiniz bir şeydir. Önünüze çıkmayacaklar." dediğini belirtiyor.

Kitapta, Netanyahu'nun 2024'teki Kongre konuşmasının 74 kez alkışla kesildiği, bunların 53'ünün ayakta alkış olduğu vurgulanıyor.

Yazarlar, AIPAC'a bağlı grupların, 2024'te Temsilciler Meclisi ve Senato seçimlerinde, 45 milyon dolar harcadığına, bu harcamaların büyük bölümünün Gazze'de ateşkes çağrısı yapan Demokrat Temsilciler Cori Bush ve Jamaal Bowman'ı hedef alan kampanyalara yöneldiğine dikkati çekiyor.

Milyarder bağışçılar ve ABD seçimlerindeki etkileri

Yazarlar, 2010'daki "Citizens United" kararı ve süper PAC'lerin (siyasi eylem komitesi) önünü açan mahkeme kararlarının ardından İsrail'e desteğini açıkça belirten bazı milyarderlerin seçim finansmanında etkili hale geldiğini belirtiyor.

Kitaba göre, 9 bağışçının 2012'den bu yana açıkladığı siyasi bağışlar 1,7 milyar doları aşarken listenin başında yaklaşık 700 milyon dolarla Sheldon ve Miriam Adelson çifti yer alıyor.

Yazarlar, Adelson çiftinin 2020'de casusluktan hüküm giyen Jonathan Pollard'ın İsrail'e gidişi için özel uçaklarını kullandığını hatırlatarak, bu durumun Trump ile ilişkilerinde etkili olduğunu değerlendiriyor.

Antisemitizm tartışması ve üniversiteler

Kitapta, Uluslararası Holokost Anma İttifakının (IHRA) "antisemitizm" tanımının, İsrail eleştirilerini sınırlandırmak amacıyla kullanıldığı belirtiliyor.

Yazarlar, IHRA'nın "antisemitizmin çalışma tanımı" olarak bilinen metnine ilişkin eleştirilerde bulunarak, bunun ifade özgürlüğünü kısıtlamak için kullanılabileceğini ifade ediyor.

Yazarlar, İftira ve İnkarla Mücadele Birliğinin (Anti-Defamation League - ADL) 7 Ekim 2023 sonrasında Siyonizm'e yönelik bazı muhalefet ifadelerini de değerlendirmelerine dahil ettiğini, 2023-2024 dönemindeki ortalama olay sayısının, 2021-2022 dönemine göre yaklaşık 3 kat arttığını belirtiyor.

Kitapta, yazarların bu artışın ölçüt değişikliğiyle açıklanabileceğini savunduğu ifade ediliyor.

Yazarlar, Trump yönetiminin 2025'in ilk 9 ayında üniversitelere yönelik 60'tan fazla antisemitizm soruşturması başlattığını, ilk 4 ayda yükseköğretim kurumlarından yaklaşık 11 milyar dolarlık kaynağın kesildiğini vurguluyor.

Kitapta, Columbia Üniversitesindeki Filistin destekçisi protestoların liderlerinden Mahmud Halil'in (Mahmoud Khalil) Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) tarafından gözaltına alınması da örnek olarak gösteriliyor.

Yazarlar bu süreci, "İsrail'i eleştirenlere ve Filistin destekçilerine karşı yürütülen iftira ve linç kampanyası" ve "cadı avı" olarak nitelendiriyor.

BDS hareketi ve Mavi Marmara

Kitapta, İsrail'in 2010'da Gazze'ye yardım taşıyan Türk gemisi Mavi Marmara'ya düzenlediği saldırının ardından "Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar (BDS)" hareketini daha büyük tehdit olarak görmeye başladığı belirtiliyor.

Yazarlar, ABD'de 2015 sonundan 2025 ortasına kadar 35 eyaletin BDS karşıtı yasa çıkardığını aktarıyor.

Kitapta, Mavi Marmara saldırısının ardından BDS hareketinin uluslararası alanda daha fazla destek kazandığı ve İsrailli liderlerin bu hareketi "varoluşsal bir tehdit" olarak değerlendirmeye başladığı değerlendiriliyor.

Yazarlar, İsrail hükümetinin BDS ile mücadele için bütçe ayırdığını, konuya bakanlık düzeyinde ilgi gösterildiğini ve İsrail güvenlik servislerinin de sürece dahil olduğunu savunuyor.

İran savaşı ve İsrail'in ABD politikalarındaki rolü

Yazarlar, ABD Başkanı Donald Trump'ın Şubat 2026'da İran'la savaş başlatma kararını da ele alıyor.

Kitapta, "Haziran 2025'teki İran saldırısı da 2026'daki savaş da İsrail ve uzun süredir görevde olan Başbakan Binyamin Netanyahu tarafından ortaya atıldı, planlandı ve ısrarla talep edildi." değerlendirmesine yer veriliyor.

Yazarlar, savaşın günlük maliyetinin Mart 2026 başında 1 milyar dolar olarak tahmin edildiğini aktarıyor.

ABD kamuoyunda, İsrail'e yönelik olumsuz yaklaşım artıyor

Kitapta, Ekim 2025 tarihli ankete göre, Amerikalıların yüzde 41'inin İsrail'e askeri yardımın azaltılmasını, yüzde 24'ünün mevcut seviyenin korunmasını, yüzde 13'ünün ise artırılmasını istediği aktarılıyor.

Pew Araştırma Merkezinin aynı ay yayımladığı ankete göre de Amerikalıların yüzde 59'unun İsrail hükümetine olumsuz baktığı belirtiliyor.

Yazarlar, kamuoyundaki değişimin, İsrail lobisinin etkisini zorlaştırdığını değerlendiriyor.