Şöyle bir sahne hayal edin: Almanya'da seyahattesiniz ve yeni tanıştığınız bir grup Alman arkadaşınızla akşam yemeğine çıkmışsınız. Herkes yemeğini yemiş, bir iki kadeh içmiş, sohbet boyunca bol bol gülmüşsünüz.
Sonra hesap geliyor. Kimse "Hesabı eşit bölelim" demiyor.
Bunun yerine masadaki ilk kişi garsona ne sipariş ettiğini tek tek söylüyor: Bir spagetti ve iki bira. Ardından tam olarak bunların ücretini ödüyor. Sıradaki kişi pizzasının ve bir kadeh şarabının parasını veriyor. Masadaki herkes sırayla aynı şeyi yapıyor.
Arkadaşlarla geçirilen keyifli bir akşamda bile hesabın şaşmamasına önem verilen Almanya'ya hoş geldiniz. Burada hesabı eşit bölüşmek pek yaygın bir alışkanlık değil. Sırayla içki ısmarlamak da başka ülkelerde olduğu gibi bir cömertlik göstergesi sayılmıyor.
Herkesin hesaba eşit katkıda bulunmasına ya da barda sırayla birbirine içki ısmarlamasına alışkın turistler için siparişlerin tek tek hesaplanması, şaşırtıcı derecede resmi gelebilir.
Üstelik bira kültürüyle bu kadar ünlü bir ülkede bu durum, akla hemen şu soruyu getiriyor: Almanlar neden birbirlerine içki ısmarlamıyor?
Bu yazılı olmayan kural, en rahat ve gündelik ortamlarda bile geçerli. Rahat yaşam tarzıyla bilinen Berlin'de gençler, yaz akşamlarında bar bar dolaşmak yerine sık sık Späti adı verilen, gece geç saatlere kadar açık küçük marketlerin önünde toplanmayı tercih ediyor.
Ancak içlerinden biri bir sonraki içkileri almak için markete girdiğinde bile hesabın eşit bölündüğünü düşünmeyin.




