AA muhabiri, Birleşmiş Milletler'in kuruluşunun yıl dönümü kapsamında BM sisteminin etkinliğini, BM Güvenlik Konseyindeki veto sorununu ve reform taleplerini uzman görüşleriyle ele aldı.
Özellikle BMGK'nin Gazze, Rusya-Ukrayna Savaşı, Sudan ve diğer küresel ve bölgesel krizlerde çözüme yönelik etkili girişimlerde bulunamaması işlevsizliğe yönelik eleştirileri güçlendiriyor.
BM, 2. Dünya Savaşı'nın ardından meydana gelen savaşların önlenmesi ve uluslararası barış ile güvenliğin sağlanması amacıyla 24 Ekim 1945'te kuruldu.
Küresel bir örgüt olan BM'nin kurucu anlaşması olarak görülen BM Şartı'nın 2'nci maddesi, tüm üye devletlerin sorunlarını "barışçıl yollarla ve uluslararası güvenlik ile adaleti tehlikeye atmadan" çözmesi gerektiğine işaret ediyor.
Bu doğrultuda, barışçıl ortamın etkin biçimde sağlanması için 15 üyeden oluşan BM Güvenlik Konseyi (BMGK) oluşturuldu.
Çin, Fransa, Rusya, İngiltere ve ABD'nin daimi üyesi olduğu BMGK'nin diğer 10 geçici üyesi ise 2 yıl görev yapmak üzere BM Genel Kurulunda seçiliyor. BMGK, BM sistemi içinde kararlarıyla yaptırım yetkisi bulunan tek organ olarak öne çıkıyor.
Henüz 100 yılını tamamlamayan BM, kuruluş amacını yerine getiremediği ve etkisiz kaldığı, BMGK ise bünyesinde yeterli temsiliyeti barındırmadığı ve sorunların çözümüne engel olduğu konusunda eleştirilerin hedefinde kalıyor.
Reform için BM Genel Kurulunda 3'te 2 onay
BMGK'nin üye yapısı veya veto hakkı gibi BM Şartı'nda değişiklik gerektiren reformlar için tasarının önce BM Genel Kurulunda 3'te 2 çoğunlukla kabul edilmesi, ardından BMGK'nin 5 daimi üyesinin tamamı dahil olmak üzere BM üyelerinin en az 3'te 2'sinin ulusal meclislerinde onaylanması gerekiyor.
BM bünyesindeki bazı ülkeler, reform taleplerini somutlaştırmak adına "Konsensüs İçin Birlik", " G-4 grubu", "Afrika grubu" gibi gruplar kurarak, değişim çağrıları yapıyor.
Eski Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Kıdemli Hukukçusu Mona Ali Khalil, ortak yazarlarından olduğu "BM Güvenlik Konseyini Güçlendirmek" başlıklı kitabın "Genel Kurul'un Tam Potansiyelinden Yararlanmak" adlı bölümünde, "Saldırganlığı önlemek veya tersine çevirmek; soykırımı önlemek veya cezalandırmak; ya da sivilleri savaş suçlarından, insanlığa karşı suçlardan ve etnik temizlikten korumayı gerektiren diğer durumları önlemek veya bunlara müdahale etmek için uluslararası toplumun iradesini engelleyen bir veto, sadece Şart'ın ruhuna aykırı değil, aynı zamanda lafzına da aykırı." ifadelerini kullandı.
Vetonun suistimali çok taraflı güvenlik sistemini de tehdit ediyor
Kitabın önsözünde 2005 Nobel Barış Ödüllü Mohamed Elbaradei, veto hakkının suistimal edilmesinin ahlaki açıdan makul olmamasının yanı sıra, çok taraflı güvenlik sistemini de anlamsızlığa sürükleme tehlikesi taşıdığı uyarısında bulundu.
Elbaradei, uluslararası hukukun temel ilkelerine ve teamül normlarına duyulan saygının aşınmasının başlı başına uluslararası barış ve güvenliğe yönelik bir tehdit olduğunu vurguladı.
Bu tür durumlarda veto hakkının kullanılmasının hukukun üstünlüğünü zedelediğine işaret eden Khalil, ayrıca BMGK'nin uluslararası barış ve güvenliği sağlama sorumluluğunu yerine getirme yeteneğini felç ettiğini kaydetti.
Şimdiye kadarki veto kullanımını sınırlandırma girişimleri başarısız oldu
Khalil, kitap bölümünde aynı zamanda veto kullanımını sınırlandırmaya yönelik çeşitli girişimlerin de 5 daimi üyenin tutumunu değiştirmekte şu ana kadar başarısız olduğunu dile getirdi.
Güvenlik Konseyi'nin veto ile etkisiz hale gelmesiyle Genel Kurulun özellikle saldırganlık ve toplu katliam suçlarını içeren durumlarda uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için harekete geçmesi gerektiğini kaydeden Khalil, BM Genel Kurulu'nun devletleri istemedikleri şekilde hareket ettirecek bağlayıcı yükümlülükler dayatamayacağını ancak harekete geçmeye istekli ve muktedir devletler için hukuki bir dayanak sağlayabileceğini söyledi.
Khalil, geçmişte Genel Kurulun barış koruma gücü konuşlandırdığını, silah ambargosu dahil kolektif tedbirler aldığını ve uluslararası hukuka uygun şekilde askeri destek sağlanması için izin verdiğini hatırlatarak, aynı adımların tekrar atılabileceğine işaret etti.
Kararların yarısı Afrika'yı ilgilendirirken BMGK'de daimi koltuk yok
AA'ya yazılı değerlendirmede bulunan Güney Afrika Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Dr. Gustavo de Carvalho da Afrika kıtasının bakış açısına göre, BMGK'nin meşruiyetinin hiçbir zaman eşit bir şekilde dağıtılmadığını vurgulayarak, "Son yirmi yılda alınan kararların yaklaşık yarısı bu kıtayı ilgilendirmesine rağmen, Afrika'nın Konsey'de daimi bir koltuğu bulunmamaktadır." dedi.
Değişenin aslında bu eksikliğin herkes için görünür hale gelmesi ve tek bir tarafa atfedilememesi olduğunu kaydeden de Carvalho, bu yıl Çin ve Rusya'nın, nisanda Hürmüz Boğazı'ndaki deniz taşımacılığına ve eylülde İran'a yönelik yaptırımları inceleyen uzmanlar heyetine dair iki veto uyguladığını hatırlattı.
De Carvalho, BMGK'nin 2026'nın ilk yarısında yalnızca 14 karar kabul ettiğini ve 2025'e göre aynı dönemde daha az karar alındığını belirterek, yıllık toplamın ise 1991'den bu yana en düşük düzeyde olduğunu dile getirdi.
BMGK'nin hala Afrika'yla ilgili çoğu meselede görev yetkilerini ve yaptırımları yenilediğini aktaran de Carvalho, "Ancak (BMGK) büyük krizlerde, Gazze Barış Kurulu örneğinde olduğu gibi başka yerlerde yapılan düzenlemeleri onaylama ya da El-Faşir'in düşmesinden önce olduğu gibi, uygulayamayacağı taleplerde bulunma eğilimindedir." ifadesini kullandı.
De Carvalho, bu durum devam ettiği takdirde BMGK'nin büyük güçler ve koalisyonlar tarafından yapılan anlaşmaları onaylamaya kayacağını ve Afrika Birliği gibi bölgesel örgütlerin güvenilir bir destek olmadan bedeli üstlenmek zorunda bırakılacağını söyledi.
Veto sayısı 2024'te Soğuk Savaş sonrası en yüksek seviyeye ulaştı
BMGK'deki her vetonun 10 iş günü içerisinde Genel Kurul'a geldiğini ve bunların tartışıldığını anlatan de Carvalho, veto sayısının, girişimin başlamasından 2 yıl sonra, 2024'te Soğuk Savaş sonrası en yüksek seviyeye ulaştığına dikkati çekti.
De Carvalho, asıl önemli sorunun kimlerin BMGK'de olduğundan ve veto hakkı bulundurduğundan ziyade Konseyin işlevsel hale nasıl getirilebileceği olduğunun altını çizdi.
BM Şartı'nın değişikliğinin şu anda tıkanmış bir durumda olduğunu kaydeden de Carvalho, öte yandan BMGK'nin bu yılki başarısızlıklarının çoğunun BM Şartı ile de ilgili olmadığına işaret etti.
De Carvalho, bir diğer konunun ise finansman olduğunu belirterek, ocakta BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in, 1,57 milyar dolar tutarındaki ödenmemiş aidatların ardından temmuza kadar BM'nin finansmanının bitebileceği uyarısında bulunduğunu hatırlattı.
Ocak 2027'de görevi kim devralırsa devralsın, kendi temel çalışmalarını bile finanse etmekte zorlanan bir örgüt bünyesinde, bütçe sağlamadığı operasyonlara yetki veren bir Konsey miras alacağını aktaran de Carvalho, temsil konusunda ise, geçici üyelik koltuklarının artırılmasının 5 daimi üyenin onayını gerektirdiğini kaydetti.
Eksik olanın reformdan geçmiş bir BMGK'nin ne amaca hizmet edeceği konusundaki uzlaşı olduğunu vurgulayan de Carvalho, "Bunu tanımlamak için en uygun konumda olanlar Afrika ile Küresel Güney'dir." dedi.




