Yaşamın ilk yıllarında tüketilen şeker, etkilerini onlarca yıl sonra bile gösterebilir. Translational Psychiatry dergisinde yayımlanan araştırmada, erken dönemde şekere daha az maruz kalmanın yetişkinlikte ruh sağlığıyla bağlantısı incelendi. Araştırmacılar bunun için İkinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere'de uygulanan şeker kısıtlamasından yararlandı. 1951-1956 yılları arasında doğan 45 binden fazla kişinin verileri incelendi ve anne karnından yaşamın ilk iki yılına kadar ne kadar süre şeker kısıtlamasına maruz kaldıkları karşılaştırıldı.
Sonuçlara göre, anne karnında ve yaşamın ilk iki yılında şekere en az maruz kalan kişilerde ilerleyen yaşlarda anksiyete görülme riski daha düşüktü. Özellikle kadınlarda, şeker kısıtlamasına hiç maruz kalmayan veya yalnızca kısa süre maruz kalanların ilerleyen yıllarda anksiyete yaşama olasılığının daha yüksek olduğu görüldü. Araştırmacılar depresyonla da bir bağlantı tespit etti ancak diğer faktörler hesaba katıldığında bu ilişkinin gücü azaldı.
Beyin görüntülemelerinde de erken dönemdeki şeker tüketimiyle ilişkili bazı farklılıklar tespit edildi. İncelenen 139 beyin bölgesinin 80'inde gruplar arasında farklılıklar görülürken, daha ayrıntılı analizlerde bunların 11'inde belirgin farklılıklar devam etti. Çalışmada ayrıca yaşamının ilk iki yılında şekere daha az maruz kalan kişilerin yetişkinlik döneminde tatlı yiyeceklere daha az ilgi gösterdiği belirlendi.
Uzmanlar, sonuçların şekerin doğrudan anksiyeteye neden olduğunu kanıtlamadığını özellikle vurguluyor. Şeker kısıtlamasının ailelerin genel beslenme biçimini değiştirmiş olabileceği ve farklı dönemlerde doğan kişilerin sosyal ve ekonomik koşullarının da sonuçları etkileyebileceği belirtiliyor. Buna rağmen araştırmacılar, bulguların hamilelik ve yaşamın ilk iki yılını kapsayan ilk 1000 günlük dönemde beslenmenin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu ifade ediyor.






