İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkan satır başları:
Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’nun hayırlara vesile olmasını Rabb’imden niyaz ediyorum. Yaklaşık 10 yıldır Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği görevini tarafsızlıkla, hepsinden önemlisi cesaretle yürüten kıymetli dostum Sayın Guterres’e çabalarından dolayı teşekkürlerimizi iletiyorum.
Öncelikle üzüntümü ifade etmek isterim. Üye ülkelerin resmen tanıdığı Filistin Devleti’nin değerli Başkanı Sayın Mahmud Abbas, üst üste iki yıldır bu salonda yer alamıyor. Filistinli kardeşlerimize yönelik bu haksızlık vicdanları yaralamaktadır. Bilinmesini isterim ki, Sayın Abbas bizzat burada bulunamasa da bizler, tıpkı geçen yıl olduğu gibi, özgür ve egemen Filistin Devleti’nin sesi olacağız. Filistin halkının bu mücadelesini bu kürsüden dünyaya duyurmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle bugün Filistin Devleti’ni henüz tanımamış tüm ülkeleri bu kararlarını gözden geçirmeye davet ediyorum.
26 Haziran 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler Antlaşması imzalanırken ülkeler büyük bir umutla şunları deklare etmişlerdi:
“Biz Birleşmiş Milletler halkları, bir insan ömrü içinde iki kez insanlığa tarifsiz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya; insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine; adaletin korunması ve antlaşmalardan doğan yükümlülüklere saygı gösterilmesi için gerekli koşulları oluşturmaya; bir komşuluk anlayışı içinde birbirimizle barışık yaşamaya, uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirmeye karar verdik.”
Antlaşmanın üzerinden 81 yılı aşkın süre geçti ancak insanlık hâlâ o günkü iradenin hayat bulacağı günleri hasretle bekliyor. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Son bir yıla bakmak yeterlidir. Geride bıraktığımız 12 ay, 60’ı aşkın çatışma ve savaşla son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti.
Gazze’den Ukrayna ve Rusya’ya, Myanmar’dan İran’a 250 bin insan hayatını kaybetti. Çok daha fazlası tarifsiz acılar yaşadı. Yüz binlercesi doğup büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldı. Gazze’de 74 bin kardeşimiz İsrail’in devlet terörünün kurbanı oldu. Eşlerinin, anne ve babalarının naaşlarını çıkarıyorlar. İsrail’in saldırılarında ellerini, ayaklarını kaybetmiş masum yavrular, tahtadan yapılan protezlerle hayata tutunmaya çalışıyor.
"KARŞIMIZDA ÖLDÜRMEYE DOYMAYAN, SOYKIRIMCI BİR ZİHNİYET VAR"
Hastanelerde yakıt sıkıntısı nedeniyle jeneratörlerin yüzde 70’inden fazlası şu anda hizmet veremiyor. Evlatlarının ve torunlarının üzerine titreyen bir baba, bir dede olarak, vicdanımız parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım: Gazze bugün sadece dünyanın en büyük kabristanı değil, aynı zamanda dünyada en yüksek ampute oranına sahip bölgedir. Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici katliamıdır.
Trump’ın gayretleriyle varılan ateşkes sonrasında katledilenlerin sayısı bin 500’ü aşmıştır. Filistin direniş hareketi, barış planının ikinci aşamasına geçişi kabul ettiği hâlde İsrail, işgali durdurmaya yanaşmıyor. Batı Şeria’da ise yerleşimci terörünün en ağır dönemi yaşanıyor. Kudüs’te Müslümanların ve Hristiyanların kutsal mekânlara erişimi engelleniyor. Statüko yok edilmek isteniyor.
Bugün kalbimle kelamım arasına perde koymadan bazı gerçekleri burada açık açık ifade edeceğim. Kimse kusura bakmasın, kimse alınmasın. Bu, Tayyip Erdoğan’ın şahsi meselesi değildir. Bu, insani bir meseledir. Hepimiz için vicdani bir meseledir. Karşımızda öldürmeye doymayan, soykırımcı bir zihniyet var. Karşımızda son derece vahim bir tablo var. Yüreğinde merhamet olan, vicdan sahibi hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatamaz.
Hepimizi sarsması gereken manzaranın bize anlattığı şudur: Bundan 81 yıl önce barış ve güvenliği korumak için kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı, bugün bu görevini icra edemez hâle gelmiştir. Teşkilat kan kaybetmeye devam etmektedir.
“DÜNYA BEŞTEN BÜYÜKTÜR”
Filistin’de, Sudan’da ve diğer kriz bölgelerinde umutlarını Birleşmiş Milletlere bağlamış olanlar derin bir hayal kırıklığı içindedir. Hatırlatmak isterim ki, bir gün herkes insanlığın ortak vicdanına sığınmak zorunda kalacaktır. Bugün kendimizi güven, refah ve esenlik içinde hissedebiliriz. Çatışma ve kriz bölgelerinden uzakta, konfor içinde yaşayabiliriz. Fakat yarın ne olacağını hiçbirimiz bilmiyoruz. Bunun için uluslararası sisteme duyulan güvenin yeniden tesisine odaklanan bu yılki Genel Kurul temasını fevkalade isabetli buluyoruz. Sayın Genel Sekreter’in “Birleşmiş Milletler 80” girişimi dâhil bu yönde sarf ettiği samimi çabaları destekliyoruz. Bu reform iradesinin müteakip genel sekreter döneminde de sürdürülmesini bekliyoruz.
Tabii burada şu hakikati çok net ifade etmek istiyorum: Eğer Birleşmiş Milletlere olan güven gerçekten artırılmak isteniyorsa yapılması gerekenler bellidir. Filistinli yavrular güven içinde olacak; gökyüzüne baktıklarında savaş uçaklarını, İHA’ları, SİHA’ları değil, özgürce süzülen uçurtmaları görecek. Lübnan’da çocuklar gecenin bir vaktinde bomba sesleriyle uyanmayacak. Asyalı emekçilerin alın teri vahşi kapitalistler tarafından sömürülmeyecek. Afrikalı kardeşlerimiz geleceklerine en az müreffeh ülkelerin vatandaşları kadar güvenle bakacak. Birleşmiş Milletlere güven ancak bu şekilde yeniden sağlanabilir.
190’dan fazla ülkenin iradesinin beş ülkenin keyfine bağlı olduğu bir yapı, kabul edelim ki ne adildir ne de güveni tam manasıyla tesis edebilir. Güvenlik Konseyi, “Dünya beşten büyüktür” ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir. Bir yandan hızla gelişen teknolojiye ayak uydurmamız gerekirken diğer yandan adil bir düzenin inşası gibi meşakkatli ancak ulvi bir sorumluluk taşıyoruz. Bazı temel prensipleri sizlerle burada paylaşmak istiyorum. Uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz. Unutulmasın ki yapanın yanına kâr kaldığı, dahası cezasızlığın sıradanlaştığı bir uluslararası sistem çürümeye mahkumdur.
İkinci olarak, uluslararası iradenin krizlerin çözümünde tıkandığı her aşamada yeni bir yol açmak için bölgesel sahiplenmeyi kullanmak durumundayız. Bu ilkeyle hareket ettiğimiz Karadeniz Tahıl Koridoru gibi konularda netice aldık. Hem küresel güvenliğe hem de bölgesel güvenliğe katkı sunduk.
Üçüncü olarak, iş birliğini ve açık diplomasiyi devletler arası münasebetlerin temeline koyan bir anlayışı yeniden tesis etmeliyiz. Dördüncü olarak, dünya genelinde derinleşen gelir adaletsizliklerine çözüm üreten bir paradigma inşa etmeliyiz. Biz bunun yolunun dayanışma ve bağlantısallıktan geçtiğine inanıyoruz.
Son olarak, insan merkezli teknoloji anlayışını hâkim kılarak teknolojiye sahip olanlar ile olmayanlar arasında yeni duvarların örülmesine izin vermemeliyiz. Tekno-kutuplaşma ve dijital hegemonya, ne Birleşmiş Milletler merkezli sistemin ne de onun asli unsurları olan devletlerin hayrınadır. Türkiye olarak bu ilkeleri dile getirmekle kalmıyor, attığımız her adımda daha adil bir sistemin arayışında oluyoruz.
Pakistan ve Suudi Arabistan’la kurduğumuz savunma ittifakıyla hem aramızdaki dayanışmayı perçinliyor hem de bölgemizdeki sorunlara bölge içinden çözümler üretmeyi amaçlıyoruz. Körfez’de fitili ateşlenen çatışma ve savaş ortamının sona erdirilmesi için ilgili aktörlerle yürüttüğümüz çabalar sürüyor. Çatışmaları bölgeye yaymak gibi tehlikeli bir girişimin kimseye faydası olmadığının altını önemle çiziyorum.
"KARDEŞ SURİYE HALKININ YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ"
1 yıl önce attığımız imzanın takipçisiyiz. Gazze’nin yeniden inşasına vakit kaybetmeden başlamamız gerekiyor. Bu konuda sizleri İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya davet ediyorum. Filistin Devleti’ni boğma girişimleri hüsrana uğrayacaktır.
1967 sınırlarında, başkenti Doğu Kudüs olan, bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin Devleti’nin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz.
14 yıllık zulmün ardından Suriye, 8 Aralık Devrimi’yle yeni bir yola girdi. Cumhurbaşkanı Şara’nın liderliğinde Suriye’nin, her türlü tahrike rağmen güvenli ve huzurlu bir ülke olma hedefine ilerlediğini görüyoruz. Kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz.
Irak’ta devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve istikrarın tahkim edilmesi çabalarına desteğimiz tamdır. Stratejik ulaştırma ve enerji alanlarında Irak’la iş birliği içinde çalışıyoruz.
Rusya-Ukrayna Savaşı’nda Ukrayna’nın egemenliği ve toprak bütünlüğüyle birlikte barışın sağlanması arzumuzdur. Savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılmasının önlenmesi amacıyla taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz. Karadeniz’de ticari gemilere, kim tarafından yapılırsa yapılsın, saldırıların kabul edilemez olduğunu bir kez daha vurguluyorum.
"KKTC'YE İZOLASYON SON BULMALI"
Hürmüz, Ege ve Doğu Akdeniz’de meselelerin uluslararası hukuka uygun şekilde çözülmesini arzu ediyoruz. Doğu Akdeniz Konferansı önerimiz müşterek zemine katkı yapacaktır. Bu vesileyle Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tescil edilmeli, maruz bırakıldığı gayriinsani izolasyon artık son bulmalıdır. Uluslararası toplumu KKTC’yi tanımaya; siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet ediyorum.
Türkiye, gelişen savunma sanayisi ve şoklara karşı dirençli ekonomisiyle çatışmaların ortasında âdeta bir istikrar adası olmayı sürdürmektedir. Avrupa’nın ayrılmaz bir parçası olarak ülkemiz, kıtanın refah ve güvenliğinin temininde önemli roller üstlenmektedir. Ev sahipliği yaptığımız NATO Ankara Zirvesi, ortak güvenliğimize ilişkin kararlılığımızın somut nişanesi olmuştur. Türkiye’nin güvenlik mimarisi dışında bırakıldığı bir Avrupa’nın daha güvenli olması mümkün değildir.





