ABD yönetiminin Avrupa’daki askeri varlığını kademeli olarak azaltma yönündeki hazırlıkları ve Washington ile Moskova hattındaki diplomasi trafiği, Batı başkentlerinde güvenlik endişelerini tırmandırıyor. Basına yansıyan bilgilere göre Washington, daha önce ilan ettiği 5.000 kişilik kuvvete ek olarak Avrupa’dan 25 bin asker daha çekmeyi planlıyor. Hatta bu sayının 40 bini bulacağı da iddia ediliyor.
Ukrayna’nın Lyman hattında tank birlikleriyle ivme kazandığı, Moskova’ya yönelik İHA saldırılarının arttığı ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in yüz binlerce yeni askeri silah altına almaya hazırlandığı bir dönemde gelen bu karar, stratejik bir belirsizlik yaratıyor.
ABD Başkanı Donald Trump liderliğindeki yönetimin bu adımı Moskova’yı masaya çekmek için kullandığı değerlendirilirken; ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Trump’ın Kıdemli Danışmanı Jared Kushner’ın yürüttüğü temasların Kremlin’de "zaman Rusya lehine işliyor" algısını pekiştirmesinden korkuluyor.
Dr. Hazar Vural, ABD’nin hamlelerinden Avrupa’nın savunma kapasitesine ve Türkiye'nin konumuna kadar kritik analizlerde bulundu.
ABD’nin Avrupa’dan 25 bin ila 40 bin civarında asker çekmeyi tartışması, sadece mevcut yönetimin "önce Amerika" söyleminden mi ibaret yoksa Washington’ın asıl önceliğini Çin’e ve Pasifik bölgesine kaydırma stratejisinin bir parçası mı?
ABD’nin Avrupa’dan asker çekmeyi tartışmasını tek bir nedene bağlamanın yetersiz olacağını belirten Dr. Hazar Vural, sürecin çok boyutlu okunması gerektiğini vurguladı.
Kararın sadece "önce Amerika" söylemiyle açıklanamayacağını ifade eden Dr. Vural, "Washington'ın asıl hedefi olan Çin ile giriştiği hegemonya mücadelesini birinci sıraya koyarsak, diğer kalemleri ayarlayarak küresel bir dengeleme çabası içine girdiğini görüyoruz. Ancak son iki yıla baktığımızda ABD’nin söylemleriyle eylemlerinin birbirini tutmadığı noktalar var. Rusya-Ukrayna Savaşı'nı ivedilikle bitirme ya da İran'ı istenen şartlarda masaya oturtma söylemleri gerçekleşmedi. Bu durum ABD'nin itibarına olumsuz yansırken, müttefikleri nezdinde 'Amerika'ya ne kadar güvenilebilir?' sorusunu doğurdu" dedi.
"TRUMP HAVUÇ-SOPA TAKTİĞİ İLE AVRUPA'YI HİZAYA GETİRİYOR"
“Avrupa’dan asker çekme stratejisinin ardında Putin’i masaya oturtmak için bir pazarlık taktiği mi yatıyor?” diye sorduğumuz Hazar Vural, ABD’nin bu planı Moskova’ya karşı bir pazarlık kozu olarak kullanmasından ziyade bir baskı aracı olarak kurguladığını söyledi.
Dr. Vural, "Bu konuyu sadece Putin üzerine uygulanan bir pazarlık taktiği olarak okuyamayız. Savaşın en sıcak dönemlerinde bile Alaska görüşmelerinde olduğu gibi Washington ve Moskova liderler bazında temas kurabiliyordu. Trump’ın zihninde müttefikleriyle maliyet paylaşımı yapmak var. 'Avrupa güvenliğinden bahsediyorsak Avrupalı liderler de elini taşın altına koymalı' diyor. Trump, silah satışlarıyla kasasını doldururken bir yandan da %5 savunma harcaması baskısıyla Avrupa'yı hizaya getirmeye çalışıyor. Yani süreci Moskova'dan ziyade bir havuç-sopa taktiği olarak okumak gerekir" ifadelerini kullandı.
"AVRUPA ABD'NİN BIRAKTIĞI BOŞLUĞU KISA VADEDE DOLDURAMAZ"
Peki ABD’nin asker çekmesi NATO’nun 5. maddesinde yer alan "birimize yapılan saldırı hepimize yapılmıştır" ilkesini zayıflatır mı? Avrupa savunmaya daha çok para ayırarak ABD’nin bıraktığı boşluğu doldurabilir mi?
NATO’nun 5. maddesinin tarihte sadece bir kez hayata geçtiğini ve bu kararların kolay alınamayacağını söyleyen Dr. Vural, "Avrupa, Trump'ın ikinci döneminde şunu fark etti: Geçen yüzyılda inşa etmediği savunma politikalarını bugünden yarına sıfırdan kuramaz. Polonya veya Almanya’nın tehdit algısıyla Portekiz veya İspanya’nınki bir değil. Bu da karar alma hızlarını olumsuz etkiliyor. Avrupa devletleri kısa vadede ABD'nin haricinde teknolojik, askeri ve demografik yetersizliği dolduracak kaynağa sahip değil. Artırılması gereken maddi kaynağı da eşit oranda yaratmaları kolay görünmüyor. Bu yüzden şu anda NATO'ya mecbur bir Avrupa tablosuyla karşı karşıyayız" dedi.





