Avrupa’nın çevresindeki güvenlik dengesi giderek daha kırılgan hale gelirken, NATO bu kez savaş ihtimalini karargâhlarda değil, Kuzey Denizi’nin sert sularında test etti.
İskoçya açıklarında ilerleyen NATO savaş gemilerinde sirenler çalmaya başladığında mürettebat bir anda savaş istasyonlarına geçti. Zırhlarını kuşanan denizciler, hava savunma merkezlerine ve silah sistemlerine yöneldi. Birkaç dakika içinde rutin bir deniz görevi, füze ve savaş uçağı saldırısı altında kalan bir konvoya dönüştü. Ancak bu kez ateşlenen füzeler gerçek değildi.
İngiltere öncülüğünde gerçekleştirilen ve NATO ülkelerinden yaklaşık 1300 personelin katıldığı ‘Strike Warrior Tatbikatı’nda ittifak, Avrupa’nın önümüzdeki dönemde karşılaşabileceği en zor senaryolardan bazılarını aynı anda test etti ve ilginç anlar yaşandı.
Ancak tatbikatta yaşananlara geçmeden önce, NATO’nun neden böyle kapsamlı bir hazırlığa ihtiyaç duyduğuna ve bu adımın Avrupa’nın güvenlik dengeleri açısından ne anlama geldiğine bakalım...
NATO’NUN KAPSAMLI HAZIRLIĞI NE ANLAMA GELİYOR?
Tatbikatın kapsamı, NATO’nun olası bir krize artık yalnızca klasik savaş senaryoları üzerinden hazırlanmadığını gösteriyor. Hava saldırılarından denizaltı tehditlerine, kritik altyapıların korunmasından enerji ve iletişim hatlarına kadar farklı risklerin aynı anda ele alınması, ittifakın güvenlik anlayışındaki dönüşümü de gündeme getiriyor.
İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde görev yapan ve Rus dış politikası üzerine çalışmaları bulunan Dr. Öğretim Üyesi Murat Jane’e göre ise tatbikat önemli mesajlar içeriyor.
Jane, “NATO’nun Strike Warrior gibi tatbikatlarda hava saldırıları, denizaltı tehdidi ve kritik altyapıların korunması gibi farklı senaryoları aynı anda ele alması, NATO-Rusya arasındaki mevcut gerilimi artırabilecek bir unsur olarak değerlendirilebilir. Ancak tek başına bu tatbikatı bir savaş habercisi ya da savaşın doğrudan nedeni olarak görmek iddialı olur. Burada asıl dikkat çekici nokta, NATO’nun olası krizleri artık yalnızca cephedeki askerî hareketlilik üzerinden değerlendirmemesi. Hava, füze ve denizaltı tehditlerinin yanı sıra enerji ve nakil hatlarının, iletişim altyapısının, gemi operasyonlarının ve siyasi karar alma süreçlerinin aynı güvenlik tablosunun parçaları olarak ele alındığını görüyoruz” dedi.
TATBİKATIN COĞRAFYASI DA MESAJ VERİYOR
Murat Jane, tatbikatın gerçekleştirildiği coğrafyanın da bu açıdan dikkat çekici olduğunu belirtti. Kuzey Atlantik’in Avrupa ile Kuzey Amerika arasındaki askerî takviyenin güzergâhlarından biri olduğunu hatırlatan Jane, Baltık Denizi, Karadeniz, Polonya’nın doğu sınırı ve Ukrayna-Rusya Savaşı’nın sürdüğü bölgenin NATO’nun Rusya ile yaşadığı gerilim alanlarının merkezinde veya bu bölgelere yakın konumda bulunduğunu ifade ederek şu yorumda bulundu:
“Tatbikatın nerede gerçekleştirildiği son derece önemli. Kuzey Atlantik, Avrupa ile Kuzey Amerika arasındaki askerî takviyenin geçtiği stratejik bir güzergâh. Bunun yanında Baltık Denizi, Karadeniz, Polonya’nın doğu sınırı ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın yaşandığı coğrafya, NATO’nun Rusya ile yaşadığı gerilimlerin merkezinde veya bu gerilim alanlarına oldukça yakın bölgeler. Bu nedenle tatbikatı, farklı krizlerin ve tehditlerin aynı anda tırmandığı bir ortamda NATO’nun nasıl karar alabileceğini, kapasitesini nasıl kullanabileceğini ve ne tür bir aksiyon geliştirebileceğini ölçmeye yönelik bir hazırlık olarak değerlendirmek mümkün.”





