Net olan tek şey dünya çapında ilgi gören ilk İsrail seçimine tanıklık etmemiz.
Seçime giderken yapılan son anketlerin ortalamasıyla Netanyahu koalisyonunun 50 koltuk, eski genelkurmay başkanı ve birleşik muhalefetin lideri Eisenkot’un merkez bloğunun 54 koltuğa ulaşması bekleniyordu.
Bu da 61 milletvekiline ulaşılması gereken seçimde, hükümetin kurulması konusunda bir kilitlenmeyi işaret ediyordu.
Son ana kadar bütün hesaplamaların düğümlendiği iki nokta oldu:
- Netanyahu’nun ortaklarından Amcha Yisrael’in barajın altında kalıp kalmayacağı...
Bugün ortaya çıkacak tabloda belirleyici unsurlar bunlar.
İsrail’den hemen önce Brezilya ve Sırbistan’da yapılan seçimlerde sürpriz sayılabilecek sonuçlar çıktı.
O seçimlerin İsrail’le de bir ortak noktası var. Hem Brezilya’da hem Sırbistan’da Netanyahu’ya yakın isimler seçimi kaybetti.
Kazananı tahmin etmenin kolay olmadığı İsrail’deki sonuçlardan bağımsız olarak söylenebilecek bir nokta var.
Netanyahu dünya siyasetinde giderek yalnızlaşan, izole hale gelen bir isim. Dostları siyaset masasından teker teker ayrılıyor.
Seçim sonrasında hükümeti kurmaya başarsa bile bu durumun geri dönüşü olmayacak.
Eisenkot ise Gazze için çok radikal bir değişiklik vaat etmese bile yeni bir başlangıcın kredisine sahip olabilir.
Önceki gün yayınlanan Birleşmiş Milletler raporunda bir yıllık ateşkesin ardından Gazze’de pek de değişen bir şey olmadığını ortaya koyuyor.
Rapora göre ateşkese rağmen dronlar, sniperlar sivilleri hedef almayı sürdürüyor.
Seçimden sonra tüm dünyanın gözünün önünde süren bu dram duracak mı? Asıl soru bu.
BREZİLYA’daki seçimlerin ikinci turunda Lula da Silva, sürpriz bir şekilde popülist Flavio Bolsonaro karşısında seçimden zaferle çıktı.
Flavio, Trump’ın çok sevdiği aşırı sağcı Jair Bolsonaro’nun oğlu. Babası 2022’deki seçimlerin ardından koltuğu bırakmak istemeyip darbeye kalkıştığı gerekçesiyle 27 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Trump bu davayı “siyasi” bulduğu için Brezilya’yı ağır gümrük vergileriyle cezalandırdı ve seçimde oğul Bolsonaro’ya açık çek verdi. İlk turda da istediğini aldı.
Ama çantada keklik görünen ikinci turda rüzgâr bir anda yön değiştirdi ve Lula sandıktan zaferle çıktı.
Seçimden önce yapılan son münazarada Bolsonaro’nun bir cümlesinin seçime mal olduğu yorumları yapılıyor.
“Lula bir eliyle veriyor, dokuz parmağıyla geri alıyor.”
Henüz 17 yaşında bir fabrikada çalışırken parmağını kaybeden Lula, Bolsonaro’nun bu sözü üzerine ülkedeki çalışanların, iş güvenliğinin kalbini tekrar kazanmasını sağlayan muazzam bir belagat verdi.
Fiziksel durumuyla dalga geçmeye çalışan oğul Bolsonaro’nun babasının torpiliyle bugünlere geldiğini ve sahte biri olduğunu anlattı.
Brezilya gibi duygusal tepkilerin uçlarda yaşandığı ülkelerde buna benzer çıkışların sandıkta belirleyici olabildiği düşünülüyor.
Atalarımız güzel demiş “Söz var taç giydirir, söz var baş götürür.”
EN geniş kullanıcıya sahip İngilizce dijital sözlük olan dictionary.com her sene, “yılın kelimesi”ni seçer. Bu seneki kelime Z kuşağının sosyal medyada çok kullandığı “maxxing.”
Dilimizde de kullanılan “maksimize etme”nin kısaltılması.
Yeni nesil sosyal medya kullanıcıları arasında revaçta. Sanırım Türkiye’de de “makslamak” olarak kullanılıyor.
“Proteini maksladım”, “hesabı maksladım” deniyor.
Son birkaç yıldır sözlüğün Z kuşağına yaranmak için nafile çabaları göz yaşartıyor.
SPOTIFY’ın Türkiye’deki arabesk müzik verileri enteresan. Son 6 yılda arabesk dinlenme oranı dört katından fazla artmış.
Adını ilk kez duyduğum Semicenk yeni nesil arabeskçiler arasında en çok dinlenen şarkıcıymış. Bu müziğin “kurucu babalarından” Müslüm Gürses’in ikinci sırada olması şaşırtıcı değil.
Spotify Ahmet Kaya’yı arabesk listesinde üçüncü sıraya yerleştirmiş. Ahmet Kaya’nın müziğini arabesk olarak sınıflandırmak doğru mu, emin değilim.
Fakat şöyle bir kültürel gerçeklik var. Arabesk müzik, farklı türler arasındaki boşluklarla her zaman kendine bir yol bulup dönüşüyor.
Bu bakımdan 1990’larda Kayahan’ın bazı şarkılarındaki gibi pop müziğe, 2000’lerde Duman’ın yaptığı gibi rock müziğe, son yıllarda da Türkçe rap müziğe dahil olduğu söylenebilir.
Bu dönüşüme burun kıvıranlar için Cemal Süreya’nın “Onlar İçin Minibüs Şarkısı” şiirini öneririm.
ŞAM yönetiminin ders kitaplarında Türkiye tarihine yönelik reformu radikal bir karar.
Osmanlı’nın dağılma sürecinde Mekke Şerifi Hüseyin’in isyanı bölgede “Büyük Arap Devrimi” olarak öğretilir. Yeni kitaplarda “isyan hareketi” olarak geçecekmiş.
Eski kitaplarda Cemal Paşa için kullanılan “Arap Kasabı” nitelemesi de yeni metinden çıkarılmış. Cemal Paşa döneminde idam edilen kişilerin İngiltere ve Fransa ile işbirliği yapmakla suçlandıkları bilgisine yer verilmiş.
Cemal Paşa yakın tarihin en tartışmalı figürlerinden. Bu dönemi merak edenler Falih Rıfkı’nın Zeytindağı kitabını okuyabilir.
Merhum İlber Ortaylı, Cemal Paşa’nın kötü bir idareci olduğunu söylerdi. Bölgede çoğunluk ve azınlık nüfuslarının aynı anda öfkesini kazanabilmek kolay iş değil.
Suriye’de değişen müfredatla, Cemal Paşa tartışması yeniden alevlenebilir.






