Füzyon enerjisi uzun yıllardır insanlığın en büyük enerji hedeflerinden biri olarak görülüyor. Güneşin enerji üretme yöntemini taklit etmeyi amaçlayan bu teknoloji, teorik olarak çok yüksek miktarda enerjiyi düşük karbon salımıyla üretme potansiyeline sahip.
Ancak füzyon araştırmalarında elde edilen son gelişmeler, teknolojinin yalnızca enerji sektöründe değil, savunma alanında da yeni bir dönemin kapısını aralayabilir.
US backs key fusion plant design built for decades of continuous power | Aman Tripathi, Interesting Engineering
This government approval concludes the first 18-month cycle of Xcimer’s participation in the federal Milestone-Based Fusion Development Program.
The US Department of… pic.twitter.com/uYojxuuCx7
HEDEFTE İHA’LAR VE FÜZELER VAR
Bu dönüşümün dikkat çeken örneklerinden biri, ABD merkezli Xcimer Energy ile savunma ve havacılık şirketi RTX arasındaki yeni iş birliği oldu. Şirketler, yüksek güçlü darbeli lazerlerin geliştirilmesi amacıyla yaklaşık 50 milyon dolar değerinde bir anlaşma üzerinde çalışıyor.
Anlaşma kapsamında RTX’in Xcimer’a yatırım yapması da bulunuyor. Hedef ise oldukça net: Düşük maliyetli insansız hava araçlarından füzelere kadar farklı hava tehditlerini etkisiz hale getirebilecek, yüksek güçlü ve taşınabilir bir lazer sistemi geliştirmek.
Xcimer ve RTX'in üzerinde çalıştığı sistem, yaklaşık bir nakliye konteyneri büyüklüğünde olacak. Karadan başka bir noktaya taşınabilmesi planlanan sistem, darbeli ultraviyole lazer kullanacak. Şirketler, prototip sistemin ilk gösterimini yaklaşık iki yıl içinde gerçekleştirmeyi hedefliyor.
‘SONSUZ MÜHİMMAT DERİNLİĞİ’
Sistemin en önemli özelliklerinden biri ise geleneksel füze savunma sistemlerinden farklı bir çalışma mantığına sahip olması. Bir füzenin veya başka bir mühimmatın ateşlenmesi, her kullanımda yeni bir mühimmatın tüketilmesi anlamına gelirken lazer sistemi elektrik kullanarak çalışıyor.
Great to see Xcimer turn this laser on. Innovation in other fields is coming into fusion and allowing people to do things we didn't think were possible.
Also, this is an example of a step-by-step tech development roadmap that puts the biggest risks up front then knocks them out…
RTX’in baş teknoloji sorumlusu Juan de Bedout, Wall Street Journal’a yaptığı açıklamada bu özelliği ‘sonsuz mühimmat derinliği’ olarak tanımladı. Başka bir ifadeyle sistem, yeterli elektrik bulunduğu sürece tekrar tekrar kullanılabilecek.
Bu durum özellikle son yıllarda savaş alanlarında sayıları hızla artan düşük maliyetli insansız hava araçlarına karşı önemli bir avantaj sağlayabilir. Çünkü nispeten ucuz bir dronu etkisiz hale getirmek için çok daha pahalı bir savunma füzesinin kullanılması, savunma bütçeleri açısından ciddi bir sorun oluşturuyor.
TEKNOLOJİNİN KÖKLERİ ‘SOĞUK SAVAŞ’A UZANIYOR
Bugün yeniden gündeme gelen fikir aslında tamamen yeni değil. Xcimer’in üzerinde çalıştığı teknolojinin kökleri, Soğuk Savaş dönemindeki yüksek güçlü lazer araştırmalarına kadar uzanıyor.
1980’li yıllarda ABD Savunma Bakanlığı ve ulusal laboratuvarlarda görev yapan araştırmacılar, dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan tarafından ‘Yıldız Savaşları’ olarak adlandırılan Stratejik Savunma Girişimi kapsamında yüksek güçlü lazerler üzerinde çalışıyordu.
Bu araştırmaların önemli amaçlarından biri, kıtalararası balistik füzeler gibi tehditleri havada etkisiz hale getirebilecek sistemler geliştirmekti. O dönemde araştırmacılar, gaz temelli eksimer lazerlerin çok yüksek güç seviyelerine çıkarılması üzerinde çalıştı. Ancak Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle birlikte bu tür projelere yönelik ilgi ve finansman önemli ölçüde azaldı.
Program 1990’ların başında sonlandırılırken eksimer lazer teknolojisi tamamen ortadan kalkmadı. Bu teknoloji günümüzde özellikle yarı iletken üretiminde kullanılmaya devam ediyor. Buna karşılık ABD’nin enerji üretimi ve nükleer silah stokunun güvenli şekilde yönetilmesi amacıyla yürüttüğü lazer füzyonu çalışmaları zaman içinde farklı lazer teknolojilerine yöneldi. Xcimer’in kurucuları ise yıllar sonra eski araştırmaları yeniden inceleyerek bu yaklaşımın yeniden değerlendirilebileceği sonucuna ulaştı.
RTX ve Xcimer arasındaki anlaşmanın arkasındaki en önemli faktörlerden biri ise son yıllarda savaş teknolojisinde yaşanan değişim. Ukrayna'daki savaş ve Orta Doğu'daki çatışmalar, insansız hava araçlarının ve füze sistemlerinin modern savaşta ne kadar önemli hale geldiğini gösterdi. Özellikle düşük maliyetli dronların çok sayıda kullanılabilmesi, hava savunma sistemleri açısından yeni bir sorun ortaya çıkardı.
Savunma sisteminin hedefi başarıyla vurması tek başına yeterli değil; bunu ekonomik açıdan sürdürülebilir bir yöntemle yapabilmek de gerekiyor. Lazer silahları tam da bu noktada öne çıkıyor. Elektrikle çalışan bir lazer sisteminin her atışta fiziksel bir mühimmat tüketmemesi, çok sayıda küçük hava aracının aynı sistem tarafından karşılanabilmesini sağlayabilir. Elbette bunun için sistemin yeterli elektrik üretmesi, hedefi tespit edip takip edebilmesi ve lazeri hedef üzerinde yeterli süre tutabilmesi gerekiyor.



