Yemen ordusu, İran destekli Husilere karşı ‘Fecr el-Yemen’ (Yemen Şafağı) operasyonunu başlattığını duyururken, stratejik öneme sahip Babülmendep Boğazı ile Taiz’deki Zubab Havalimanı’nın kontrolünü ele geçirdiğini açıkladı. 

Suudi liderliğindeki askerî koalisyonun sözcüsü Tümgeneral Turki el-Maliki de şafak vakti düzenlenen operasyonda Yemen kara birliklerinin kıyı boyunca kuzeye doğru ilerleyerek Mokha'ya (Muha) yönelik kuşatma harekâtına başladığını ve yaklaşık 100 savaş uçağının kara birliklerine hava desteği sağladığını söyledi.

Wall Street Journal’da yer alan haberde El-Maliki, koalisyon deniz kuvvetlerinin de Husi milislerinin Babülmendep Boğazı ve Kızıldeniz’de gemileri hedef almasını önlemek amacıyla Yemen’in El Hudeyde vilayetinde patlayıcı yüklü botlar ve deniz mayınları içeren silah depoları ve ambarlarını imha ettiğini belirtti.

TÜRKİYE, SUUDİ ARABİSTAN VE PAKİSTAN’DAN ORTAK SAVUNMA KARARI

Yemen’de çatışmaların şiddetlenmesi ve Suudi Arabistan’ın şehirleri ile sivil ve ekonomik tesislerine yönelik saldırıların sürmesi üzerine Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, Suudi Arabistan’ın güvenliğine yönelik tehditlere karşı ortak savunma kapasitesini güçlendirme kararı aldı.

Anadolu Ajansı’nda yer alan habere göre Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan, üzerinde mutabık kalınan askerî kuvvetler ile yeteneklerin uzlaşılan düzenlemeler çerçevesinde Suudi Arabistan’a sağlanmasına ve bunların hızla konuşlandırılmasına yönelik tedbirleri almayı, bu suretle tehditlerle mücadeleye yönelik hazırlık durumunu, askerî entegrasyonu ve kolektif kapasiteyi güçlendirmeyi kararlaştırdı.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan Dışişleri Bakanlıkları, Mekke Savunma İttifakı Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Olağanüstü Toplantısı'na ilişkin ortak açıklama yayımladı.

Ortak açıklamada, üç ülkenin, Suudi Arabistan'ın karşı karşıya olduğu güvenlik gelişmeleri ve tehditlerini ele almak üzere Mekke Savunma İttifakı Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesinin olağanüstü toplantısını Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'da gerçekleştirdiği belirtildi.

Her bir tarafın güvenliğinin, üç ülkenin kolektif güvenliğinin ayrılmaz bir parçası olduğu yinelenen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

"Komite, kolektif savunma taahhütlerinin uygulanmasına ivedilikle geçmeyi, bu çerçevede, tarafların ulusal mevzuatlarına uygun olmak kaydıyla, üzerinde mutabık kalınan askeri kuvvetler ile yeteneklerin uzlaşılan düzenlemeler çerçevesinde Suudi Arabistan'a sağlanmasına ve bunların hızla konuşlandırılmasına yönelik tedbirleri almayı, bu suretle tehditlerle mücadeleye yönelik hazırlık durumunu, askeri entegrasyonu ve kolektif kapasiteyi güçlendirmeyi kararlaştırmıştır."

‘KONUŞLANDIRMA YEMEN’E DEĞİL, SUUDİ ARABİSTAN’A YAPILACAK’

Bu adımı nasıl değerlendirmek gerekiyor? Ankara’nın bu tutumu, Türkiye’nin bölgedeki güvenlik politikası açısından nasıl okunmalı?Bu adımı nasıl değerlendirmek gerekiyor?

“Bu kararı Türkiye’nin bir savaşa girmesi olarak değil, bir müttefikin topraklarının savunulmasına katkı vermesi olarak okumak gerekiyor” diyen Oral Toğa, “Ortak açıklamanın dili de bunu gösteriyor. Konuşlandırma Yemen’e değil, Suudi Arabistan’a yapılacak. Kuvvet ve kabiliyetler, uzlaşılan düzenlemeler çerçevesinde ve tarafların ulusal mevzuatına uygun olarak sağlanacak. Türkiye açısından bu, yurt dışına kuvvet gönderilmesinde TBMM’nin anayasal yetkisi anlamına geliyor. Yani Ankara, çerçeveyi kabul ederken takdir yetkisini de elinde tutuyor” dedi.

‘DIŞİŞLERİ BAKANI HAKAN FİDAN’IN AÇIKLAMASI TÜRKİYE’NİN YAKLAŞIMINI İYİ ÖZETLİYOR’

“Pakistan Savunma Bakanı Havace Asif de şu an fiilen çatışmaya giren tek gücün Suudi kuvvetleri olduğunu belirtti” diyen Toğa, şu bilgilerin altını çizdi:

-- Riyad’daki heyetin yapısı da önemli. Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Selçuk Bayraktaroğlu birlikte temsil etti. Fidan’ın toplantı sonrası açıklaması, Türkiye’nin yaklaşımını iyi özetliyor. Masada iki konu vardı: Suudi Arabistan'ın savunmasına ne tür destek verilebileceği ve sorunun diyalog yoluyla nasıl çözülebileceği. Bence Ankara'nın tutumunu bu iki hat üzerinden birlikte okumak gerekiyor.

-- Bu adım aslında Türkiye’nin son 10 yılda Katar’dan Somali’ye uzanan güvenlik ortaklıklarının doğal bir devamı. Yeni olan, bunun çok taraflı ve kurumsal bir çerçevede yapılması. Nitekim aynı toplantıda ittifakın ilk Genel Sekreteri de atandı. Türkiye’nin buradaki temel yaklaşımı bölgesel sahiplenme. Yani bölgenin güvenlik sorunlarının dış güçlere bırakılmadan bölge ülkelerince yönetilmesi. Fidan, geçen ay Suudi ordusuna teknik destek verilebileceğini söylemişti. Bu yüzden Türkiye’nin katkısının hava savunma, İHA’lara karşı koruma ve teknik destek gibi alanlarda yoğunlaşmasını bekliyorum. Bu da savunma sanayisinde son yıllarda biriken kabiliyetlerle örtüşen bir tercih olur.

Peki, Türkiye'nin Mekke ve Medine'ye yönelik tehditlere karşı net bir tutum ortaya koyması ve Mekke Savunma İttifakı kapsamında kolektif savunma taahhüdünü desteklemesi, Ankara'nın Suudi Arabistan-Yemen çatışmasına yaklaşımı açısından ne ifade ediyor? Bu tutum Türkiye'nin bölgedeki diplomatik hareket alanını nasıl etkileyebilir?

Türkiye’nin tutumunun dikkatle dengelenmiş bir tutum olduğunu söyleyen Oral Toğa, “Bu denge, diplomatik hareket alanını daraltmaktan çok koruyor. Önce kınamaların diline bakalım. Dışişleri Bakanlığı, hem 16 Eylül’deki Mekke açıklamasında hem de 1 Ekim’deki Medine açıklamasında saldırıları kınarken, gerilimi tırmandıracak adımlardan kaçınılması çağrısını da yaptı. Yani Ankara, dayanışmasını net biçimde ifade ediyor ama tırmanmanın tarafı olmak istemiyor” dedi.

Riyad’daki ortak açıklamada Husilerin adının hiç geçmemesinin de dikkat çekici olduğunu vurgulayan Toğa, “İttifak ilk kez işletilirken bile kuruluştaki temel tasarımını koruyor. Yani belirli bir düşmana karşı değil, saldırıya karşı tanımlanmış bir savunma çerçevesi. İkinci nokta, kutsal mekânlar. Mekke ve Medine’nin güvenliği, bütün İslam dünyasında geniş bir meşruiyet zemini taşıyor. Bu zemin, Türkiye’nin tutumunun bir kamplaşma olarak değil, ortak değerlerin savunulması olarak okunmasını kolaylaştırıyor” ifadesini kullandı.

Üçüncü noktaya da değinen uzman isim şöyle devam etti:

-- Üçüncü nokta, İran. Türkiye, savaş boyunca Tahran’la kanallarını açık tuttu. İran Dışişleri Bakanlığı da ağustosta Mekke Anlaşması'nın kendisine yönelik olduğunu düşünmek için bir neden görmediğini açıklamıştı. Türkiye’nin konumu zaten Yemen’deki iç çatışmanın tarafı olmak değil. Türkiye, Suudi Arabistan’ın toprak bütünlüğünün yanında duruyor. Hareket alanının daraldığı tek yer Husilerle doğrudan ilişki olabilir. Ancak gerektiği takdirde Türkiye’nin devlet kapasitesi, bunun da aşılmasını sağlayacak kanallara sahip.

-- Öte yandan Türkiye, Yemen’de zaten uluslararası alanda tanınan hükümeti muhatap alıyordu. Dolayısıyla bunun maliyeti sınırlı. Hatta Riyad’daki güvenilirliği ve Tahran’daki kanallarıyla Türkiye, ileride bir siyasi çözüm aşamasında katkı sunabilecek aktörlerden biri olabilir. Türkiye’nin asıl çıkarı da bu: Krizin kısa sürmesi, sınırlı kalması ve 2022’deki gibi bir diyalog sürecine dönülmesi.