Askerî teknolojilerin artık yıllar içinde değil; aylar, haftalar hatta saatler içinde kabuk değiştirdiği radikal bir dönemden geçiyoruz. Ukrayna ve Orta Doğu’daki çatışmaların modern harp doktrinlerini kalıcı olarak dönüştürdüğü günümüzde, Kuzey Atlantik İttifakı (NATO) tarihindeki en hızlı adaptasyon süreçlerinden birini sahaya taşıyor. Baltık sınırlarında senaryolaştırılan ve yapay zekâ odaklı otonom sistemlerin yarıştığı son tatbikat, yalnızca bir savunma provası değil; geleceğin savaşlarına verilecek yanıtın ve dijital omurganın ilk büyük testi olarak kayıtlara geçiyor.

NATO’nun 5. Madde senaryosu kapsamında Letonya’nın Ādaži Askerî Üssü’nde gerçekleştirilen tatbikatta; Litvanya, Letonya ve Estonya’yı hedef alan üç kollu bir zırhlı taarruz simüle edildi. Riga Uluslararası Havalimanı’na doğru ilerleyen düşman hatlarına karşı NATO Müttefik Dönüşüm Komutanlığı (ACT), değişen harp ortamına uyumu test etmek amacıyla üç temel savunma konseptini sahaya indirdi: NATO dijital omurgası, katmanlı karşı-İHA sistemi ve yeni nesil hedefleme teknolojileri.

Birinci katman: Leopard 2 tankları savunma hattı kurarken radarlar, sensörler ve zeplinlerden gelen veriler komuta yazılımına iletildi. Yapay zekâ destekli sistemler sayesinde tespit edilen dron hedeflerine otonom makineli tüfeklerle anında ateş açıldı.

İkinci katman (elektromanyetik karartma): Yaklaşan İHA gruplarının pilot ve uçuş kontrol bağlantıları, özel antenlerle donatılmış küçük elektromanyetik karartma kutularıyla kesildi. Dronlar imha edilmeden, çok düşük maliyetle etkisiz hâle getirildi. Bu sırada otonom kara araçları ön hatlara kesintisiz mühimmat taşıdı.

Üçüncü katman (otonom önleme): Saatte 400 km hıza ulaşan yapay zekâ kontrolündeki dost önleme dronları ve insan pilotlu İHA'lar yardımıyla Şahid tipi intihar araçları havada imha edildi.

YAPAY ZEKÂ DESTEKLİ HEDEFLEME VE YENİ HARP DOKTRİNİ

Düşmanın lojistik zincirini kesmeyi hedefleyen ‘kırma’ aşamasında yapay zekâ destekli hedefleme yazılımları devreye girdi. İstihbaratı saniyeler içinde analiz eden sistem, en uygun silahı seçip komutan onayına sundu; derin hatlardaki düşman unsurlarına sadece bir dakika içinde nokta atışı dron saldırısı düzenlendi. Farklı üye ülkelerin yazılımlarını bağlayan yapay zekâ ajanları ise dost ateş riskini azaltarak tam durum farkındalığı sağladı.

F-16’lar, tank topçuları ve ağır makineli tüfeklerin yapay zekâ analiziyle eş güdümlü müdahalesi düşman zırhlı kolunu mağlup etti. NATO Müttefik Dönüşüm Yüksek Komutanı Amiral Pierre Vandier, milyonlarca dronun kullanıldığı modern harp sahasında yapay zekâ ve robotik sistemlerin entegrasyonunun kaçınılmaz olduğunu, bu canlı tatbikatların müttefik kuvvetlerin harp doktrinlerini baştan aşağı yenileme sürecine girdiğini vurguladı.

UZMAN GÖZÜYLE: ADAŽİ DENEYLERİ VE JEOPOLİTİK YANSIMALAR

İstanbul Aydın Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Öğretim Üyesi Dr. Murat Jane, tatbikatın teknik sonuçlarının ötesinde, bu dönüşümün stratejik, hukukî ve jeopolitik boyutlarını şu dört temel başlıkta değerlendiriyor:

Faaliyetin bir tatbikattan ziyade deney olduğunu belirten Dr. Jane, bunun NATO’nun Baltık’taki cezalandırma yoluyla caydırıcılık politikasını test ettiğini ifade ediyor. ABD’nin Avrupa’dan asker çekme tartışmaları sürerken, 5. maddenin işlerliği için yapay zekâ entegrasyonu kritik önem taşıyor. Hukukî düzlemde ise Rusya'nın kriz tırmandırma hamlelerinin 5. madde eşiğine çok yakın seyrettiği; olası hatalı veri akışlarında sorumluluk ve orantılılık ilkelerinin denetlenmesinin müttefikler arası güveni sınayabileceği vurgulanıyor.

F-35/PATRİOT SİSTEMLERİ VE ABD-AVRUPA ÇATLAĞI

F-35 ve Patriot gibi gelişmiş sistemlerden atılan binlerce dolarlık füzelerin ucuz dronları düşürmesinin ekonomik olarak sürdürülemez olduğunu belirten Dr. Jane, hibrit bir modele geçişin şart olduğunu söylüyor. Yazılım altyapısının büyük ölçüde ABD'de bulunması ise Avrupa’nın Washington'a olan bağımlılığını sürdürmesine yol açıyor.

RUSYA’NIN TEPKİSİ VE KALİNİNGRAD-LİTVANYA GERİLİMİ

Rusya’nın bu deneyleri doğrudan bir tehdit teyidi olarak okuduğunu ifade eden Dr. Jane; Kaliningrad’a yönelik olası yalıtma adımlarına nükleer karşılık verilebileceği uyarısına ve Litvanya'nın nükleer yasağı kaldırmasına dikkat çekiyor. Yanıtın konvansiyonel savaştan ziyade hibrit yöntemlerle verileceği ve krizin savaş eşiğinin altında kalan kalıcı bir gerilim platosuna evrileceği öngörülüyor.

TÜRKİYE’NİN STRATEJİK AĞIRLIĞI VE MASADAKİ ROLÜ

Dr. Öğretim Üyesi Murat Jane, Türkiye’nin sahada sınanmış tecrübesi, üretim ölçeği ve maliyet etkinliği ile NATO’nun en güçlü aktörlerinden biri olduğunu vurguluyor. Türk insansız hava araçlarının (özellikle TB2 Bayraktar), Libya, Karabağ ve Ukrayna gibi farklı çatışma sahalarında başarıyla test edildiğini belirten Jane, bu durumun zorlu hava koşullarında dahi Baltık Denizi’nde kendisini gösteren TCG Anadolu’dan kalkan TB3’ler gibi unsurlarla pekiştiğini söylüyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip olan Türkiye, ABD’nin Avrupa’daki etkisinin azaldığı bu dönemde ittifak içerisindeki ağırlığını artırıyor. Ancak Dr. Jane, "Amerika’nın boşluğunu Türkiye doldurur" demenin iddialı olacağını, fakat teknolojik altyapı ve askerî büyüklük olarak Türkiye'nin etkisinin kaçınılmaz olarak yükseldiğini vurguluyor.

Ukrayna'daki yoğun elektronik savaş ortamının TB2 gibi platformların etki alanını bir ölçüde sınırladığına dikkat çeken Dr. Jane, yeni dönemde güç mücadelesinin sadece ‘üretmekle’ değil; ağ, yazılım ve karşı-İHA katmanlarında standartların belirlendiği diplomatik masada yer almakla kazanılabileceğinin altını çiziyor. Jane, bu tabloyu şu sözlerle özetliyor:

“Türkiye'nin NATO üyesi olmasına rağmen Rusya ve Ukrayna ile aynı masada oturabilen nadir aktörlerden biri olması, kriz yönetimi ve ittifakın diplomatik kanalları açısından benzersiz bir değer taşımaktadır.”