Buse Güngör | CNNTurk.com Muhabiri

Geçtiğimiz hafta Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, ABD’yi ziyaret ederek Başkan Donald Trump ile görüştü. Görüşmede Şi’nin, “ABD ve Çin cepheleşirse kaybeder, iş birliği yaparsa kazanır” sözleri dikkat çekti. Bu açıklama, iki liderin Beyaz Saray’da dünyayı kendi aralarında paylaşıp paylaşmadığı tartışmalarını da beraberinde getirdi. Peki gerçekten iki ülke arasında yeni bir küresel paylaşım mı söz konusu? Uzmanlara göre mesele, 1945’teki Yalta düzeninden oldukça farklı.

YENİ DÜNYA DÜZENİNDE TOPRAK DEĞİL, KORİDORLAR ÖNE ÇIKIYOR

Doç. Dr. Emete Gözügüzelli, günümüzdeki rekabetin 1945’teki gibi doğrudan toprak ve nüfuz alanlarının paylaşılması üzerinden ilerlemediğini belirtti.

Gözügüzelli, yeni dünya sisteminde teknoloji, deniz yolları, enerji koridorları, limanlar, kritik mineraller ve tedarik zincirlerinin devletler arasındaki rekabetin temel alanları haline geldiğini söyledi:

“Aslında çok tartışılması gereken konu olarak görünse de biz Dünya Savaşı dönemine baktığımızda ciddi bir farklılık görüyoruz. Çünkü o dönem Yalta toplantısında, 1945’lerin o düzeneği, o havası tamamıyla toprak edinme üzerine odaklanmış bir sistemi aslında göstermekteydi. Biz bu 1945’teki toprak ve nüfuz alanlarının konuşulduğu dönemden bugün çok daha farklı bir dünya sistemi içinde olduğumuzu öncelikle belirtmemiz gerekiyor.”

Gözügüzelli, bugün coğrafyanın önemini korumakla birlikte asıl rekabetin kritik güzergahların ve geçiş noktalarının kontrolü üzerinden şekillendiğini ifade etti:

“Bu yeni dünya sistemi içerisinde daha ziyade teknoloji, deniz yolları, enerji koridorları, limanlar, kritik mineraller gibi tedarik zincirleri üzerinden devletlerin tam anlamıyla rekabet alanı içerisinde olduğunu görmekteyiz. Dolayısıyla bir zamanlar coğrafya çok önemli bir faktör olarak konuşulurken bugün kimin ne kadar oranda hangi checkpointleri, hangi güzergahları kontrol ettiği noktasına evrilen bir sistem olduğunu görmekteyiz.”

ABD'NİN HEDEFİ ÇİN'İN YÜKSELİŞİNİ NASIL YÖNETMEK?

Doç. Dr. Emete Gözügüzelli, 21. yüzyılda küresel rekabetin harita üzerindeki bir paylaşım yerine, küresel akışların kontrolü üzerine yoğunlaştığını belirtti. ABD'nin 2026 Ulusal Savunma Stratejisi'nde Hint-Pasifik bölgesinde bir güç dengesi kurulmasına yönelik stratejinin öne çıktığını belirten Gözügüzelli, Washington açısından temel sorunun Çin'in ekonomik ve teknolojik yükselişinin küresel veya bölgesel hakimiyet kapasitesine dönüşüp dönüşmeyeceği olduğunu ifade etti.

ÇİN DE GÜCÜNÜ DENİZLERE VE ENERJİ GÜZERGAHLARINA TAŞIYOR

Çin'in de kendi gücünü artırmak için donanmasını güçlendirdiğini, enerji güzergahlarında etkinliğini artırmaya çalıştığını ve liman bağlantıları üzerinden çok yönlü stratejiler yürüttüğünü belirten Gözügüzelli, iki ülkenin doğrudan bir dünya paylaşımından çok rekabet sınırlarını belirlemeye çalıştığını söyledi:

“Dünyayı paylaşmaktan ziyade esasen ilgili tarafların rekabet sınırlarını belirleme üzerine iki tarafın da bunu belirleyecek şekilde masaya oturduğunu görüyoruz.”

Gözügüzelli, ABD ve Çin'in ticari ilişkileri genişletme yönünde bazı kararlar almasının da doğrudan çatışmanın iki taraf açısından da kayıp anlamına geleceği gerçeğiyle bağlantılı olduğunu ifade etti:

“İki tarafın birbiriyle çatışması, doğrudan savaşa girmesi iki tarafın da kaybetmesine sebep olacak nitelikte olduğu için bunu daha sistemli, daha sınırlı bir şekilde güç geçişini sağlayacak, aslında güç geçişini savaşa döndürmeden nasıl kontrol edecekleri üzerine gerçekleştirmeyi kanaatindeyim.”

Doç. Dr. Samet Zenginoğlu ise bugün ABD ve Çin arasındaki rekabetin coğrafi bir paylaşımdan ziyade ekonomik ve teknolojik alanlarda sınırların çizilmesi üzerinden ilerlediğini söyledi.

Zenginoğlu, Çin'in ekonomik ve teknolojik gücünün dünya siyasetine de yansıdığını belirterek, bu durumun küresel dengelerin yeniden şekillenmesini beraberinde getirdiğini ifade etti:

“Burada coğrafi bir paylaşımdan ziyade ekonomik ve teknolojik olarak tarafların kendi sınırını çizdiği yeni bir çerçeveyle karşı karşıyayız. Çünkü artık Soğuk Savaş döneminde Amerika'yla Rusya karşıtlığı her ne kadar silahlanma ya da ideoloji üzerine inşa edilmiş olsa da 21. yüzyılda Amerika Birleşik Devletleri'nin karşısında ticari, teknolojik ve ekonomik anlamda ciddi bir rakip olan ve bu potansiyelini de dünya siyasetine de yansıtan bir Çin'le karşı karşıyayız.”

Zenginoğlu, Çin açısından en önemli kırmızı çizginin Tayvan olduğunu vurguladı:

“Her iki tarafın da birtakım sınır noktaları ya da kırmızı çizgileri diyebileceğimiz alanlar var. Çin için bu konuda birinci sırada yer alacak olan alan Tayvan ve Tayvan konusunda da gerek Çin gerekse Çin Devlet Başkanı Şi hiçbir konuda geri adım vermeyecekleri konusunda belirgin bir açıklamada bulunuyorlar.”

ABD'NİN LATİN AMERİKA'DAKİ ETKİSİ DE GÜNDEMDE

Zenginoğlu, ABD açısından ise Latin Amerika'daki etkinliğin korunmasının önemli olduğunu belirtti. Çin'in 2013 yılında hayata geçirdiği Tek Kuşak Tek Yol Projesi'nin de ABD'nin Türkistan coğrafyası, Orta Doğu ve Avrupa'daki çıkarlarıyla karşı karşıya gelebileceğini söyledi.

Zenginoğlu, ABD'nin geçmişte askeri müdahalelerle öne çıktığını, Çin'in ise daha çok ticari yatırımlar ve ortaklıklar üzerinden ilerlediğini belirtti.

Bu nedenle ABD ve Çin arasındaki rekabette ekonomik yaptırımların önemli bir başlık olabileceğini ifade eden Zenginoğlu, Trump'ın ilk döneminde Çin'e yönelik ağır ekonomik yaptırımlar ve vergiler uygulandığını hatırlattı. Ancak Çin'in ekonomik olarak kaybetmesinin ABD ekonomisini de etkileyebileceğinin görüldüğünü belirten Zenginoğlu, iki ülke arasındaki ilişkilerde ekonomik sınırların da yeniden şekillendiğini söyledi.

AVRUPA VE ORTA DOĞU BU REKABETİN NERESİNDE?

Zenginoğlu, ABD ve Çin arasındaki yeni dengelerin Avrupa ve Orta Doğu'nun geleceği açısından da önemli sonuçlar doğurabileceğini belirtti. Özellikle ABD'nin bölgedeki amaçları ile Çin'in Tek Kuşak Tek Yol Projesi'nin sürdürülebilirliğinin yakından takip edilmesi gerektiğini ifade etti.

Doç. Dr. Emete Gözügüzelli ise ne Çin'in Avrupa'yı stratejik olarak kaybetmek isteyeceğini ne de ABD'nin Avrupa'nın Atlantik'ten kopmasını isteyeceğini belirtti. ABD açısından Batı Yarımküre'nin birinci stratejik alan olduğunu, ikinci önemli alanın ise Hint-Pasifik olduğunu ifade eden Gözügüzelli, Çin açısından da Tayvan'ın temel kırmızı çizgi olduğunu söyledi.

Avrupa'nın ise ABD açısından yalnızca ekonomik değil, NATO ve Atlantik güvenliği bakımından da önemli olduğunu vurguladı:

“Amerika'nın Avrupa'ya çağrıda bulunup savunma kapasitesini genişletme çağrısının arka planında Çin'le yapılan stratejinin aslında bir bütünsel olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Çünkü Amerika daha fazla Avrupa'nın güvenliği için efor harcar. Bu durumda Çin'le ilgili stratejileri zayıflayabilir.”

Gözügüzelli, Avrupa'nın Çin açısından da teknoloji, üretim kapasitesi, pazar, enerji erişimi ve sermaye bakımından önemli bir kıta olduğunu belirtti:

“Çin açısından teknolojik, bizzat üretim kapasitesi, pazar, enerji erişimine bizzat sağlayıcı önemli bir kıta olarak, sermaye kaynağı olarak değerlendirilerek bir teknoloji merkezi olarak görüldüğünü Çin tarafından görmekteyiz. Çin'in bütün stratejilerini de limanlar üzerinde ve ticari özellikle bir pazar olarak da görüldüğünü belirtebiliriz.”

Günlük Haber Özetiniz

En Son Haberler