Donald Trump’a göre Rusya ile Ukrayna arasında enerji ateşkesi sağlandı. Ancak aradan geçen yaklaşık 24 saat, açıklamanın kendisinden daha fazla soru işareti yarattı.

- Washington’dan ateşkes açıklaması geldi. Kiev, karşılıklı olması şartıyla destek verdiğini söyledi.

Moskova ateşkes konusunda kesin bir açıklama yapmadı. Üstelik Ukrayna’nın enerji altyapısına yönelik Rus saldırılarının devam ettiği bildirildi.

- Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov’un yaptığı açıklama ise meselenin yalnızca enerji tesislerine yönelik saldırıların durdurulmasından ibaret olmadığını da gösterdi. Peskov, Ukrayna yönetiminin “sahadaki gerçekleri” kabul edecek siyasi iradeyi göstermesi gerektiğini söyledi.

- İşte bu ifade üzerinde durmak gerekiyor. Kremlin, Ukrayna’nın siyasi kararlarına, savaşın sonuçlarına ve sahadaki gerçeklere dikkati çekiyor.

Peki iki başkent aynı barışı mı konuşuyor? Yoksa Washington’ın enerji fiyatlarını düşürmek için başlattığı girişim, Moskova’nın Ukrayna’nın geleceğine ilişkin taleplerini kabul ettireceği daha büyük bir pazarlığa mı dönüşüyor? Konu sadece Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş değil. Avrupa’nın güvenlik mimarisini, Amerikan dış politikasının değişen önceliklerini, Rusya’nın uluslararası sistemdeki konumunu, enerji piyasalarını ve Karadeniz’in geleceğini aynı anda ilgilendiren bir denklemle karşı karşıyayız. Bu nedenle savaşın durması ile kalıcı barışın sağlanması aynı şey mi?

Rusya’nın yaklaşımını anlamak için yalnızca son açıklamalara değil, savaşın başından bu yana izlediği stratejiye bakmak gerekiyor. Moskova açısından Ukrayna savaşı sadece toprak kontrolü meselesi değil. Rusya’nın Avrupa güvenlik düzenindeki konumu, NATO’nun genişlemesi, Ukrayna’nın Batı ile askeri ilişkileri, ekonomik yaptırımlar ve Rusya’nın bölgesel nüfuzu aynı stratejik çerçevenin parçaları. Dolayısıyla Kremlin’in enerji ateşkesine vereceği yanıtı da bu geniş çerçeveden bağımsız değerlendiremeyiz.

- Moskova sınırlı bir enerji ateşkesini, daha geniş siyasi taleplerin görüşüleceği bir sürece bağlamak isteyebilir.

- Burada üç temel Rus çıkarı öne çıkıyor. Birincisi, Ukrayna’nın askeri baskı kapasitesini sınırlamak. İkincisi, Rusya üzerindeki ekonomik yaptırımların hafifletilmesini sağlamak. Üçüncüsü, savaş sonrasında Ukrayna’nın güvenlik ve siyasi konumunu Rusya’nın kabul edebileceği bir çerçeveye oturtmak.

- Kısacası Washington hızlı ve ölçülebilir bir sonuç ararken, Moskova daha kapsamlı bir anlaşma için pazarlık yürütmeyi tercih edebilir.

TRUMP’IN BARIŞ HESABI MI, ENERJİ HESABI MI?

Şimdi meselenin Amerikan boyutuna gelelim. Küresel enerji piyasalarında ciddi belirsizlik yaşanıyor. Orta Doğu’daki gelişmeler, enerji arzı üzerindeki riskler ve Rus petrol rafinerilerine yönelik Ukrayna saldırıları aynı dönemde gündemde. Trump, Rus rafinerilerine yönelik saldırıları dizel fiyatlarındaki yükselişle ilişkilendirdi. Ayrıca Rus dizelinin piyasaya sunulmasına yönelik bir anlaşma açıkladı. Burada Amerikan iç siyaseti ile dış politikanın nasıl iç içe geçtiğini görüyoruz.

- Kasım ayındaki Kongre ara seçimleri öncesinde yüksek akaryakıt fiyatları Amerikan yönetimi açısından önemli bir ekonomik ve siyasi sorun. Trump’ın enerji ateşkesi girişiminde yalnızca savaşın sona erdirilmesi değil, enerji fiyatlarındaki baskının azaltılması hedefi de bulunuyor olabilir.

- Diğer yandan ABD, Rusya’nın savaş kapasitesini sınırlamak için ekonomik yaptırımlar uygularken, enerji piyasasını rahatlatmak amacıyla Rus enerji ürünlerine yönelik kısıtlamalarda esneklik gösterirse ne olur? Bu durum Moskova’nın ekonomik hareket alanını genişletebilir.

- Öte yandan Washington açısından farklı bir hesap da mümkün. Trump önce enerji saldırılarını durdurup, ardından bu sınırlı düzenlemeyi daha kapsamlı bir barış sürecine dönüştürmek isteyebilir. Burada Trump’ın önündeki yanıtı belli olmayan kritik soru; “Enerji fiyatlarını düşürmeye yönelik kısa vadeli bir adım, Ukrayna’da uzun vadeli güvenlik sorununu çözmeye katkı sağlayacak mı, yoksa taraflar arasındaki güç dengesini mi değiştirecek?”

ZELENSKİ’YE BASKI: UKRAYNA’NIN LİDERİNİ KİM BELİRLEYECEK?

Trump’ın açıklamalarında dikkat çeken bir başka unsur, Zelenski’ye yönelik siyasi baskı. Ukrayna’da yeni bir lider seçilmesi gerektiğini gündeme getirmesi, müzakere sürecini yalnızca askeri ve diplomatik bir tartışma olmaktan çıkarıyor. Zelenski ise Ukrayna’nın liderini Ukrayna halkının seçeceğini söylüyor. Savaş koşullarında seçim yapılabilmesi için kapsamlı bir ateşkese ihtiyaç bulunduğunu belirtiyor.

- Bir ülkede demokratik seçimlerin yapılması ile savaş koşullarında güvenilir ve kapsayıcı bir seçim düzenlenebilmesi aynı şey değil. Ukrayna’da milyonlarca insan yerinden edilmiş durumda. Askerler cephede. Bazı bölgeler Rus kontrolünde.

- Seçim kampanyalarının güvenliği, seçmenlerin katılımı ve sonuçların meşruiyeti ciddi sorunlar oluşturuyor. Dolayısıyla Ukrayna’daki seçim tartışmasını yalnızca Zelenski’nin görevde kalma meselesine indirgemek doğru olmaz.

- Bir başka önemli soru ise; “Washington’ın Kiev üzerindeki baskısı, Moskova’nın müzakere pozisyonunu nasıl etkiler?” Rusya, ABD ile Ukrayna arasında görüş ayrılıkları oluşmasını kendi diplomatik çıkarları açısından değerlendirebilir. Yine de Moskova’nın Washington’ın açıklamalarını kendi lehine kullanabilecek olması, iki ülkenin Ukrayna yönetimini değiştirmeye yönelik ortak bir plan yaptığı anlamına gelmez.

BARIŞIN EN BÜYÜK SORUNU: GÜVENİLİR TAAHHÜT

Şimdi biraz uluslararası ilişkiler teorisine bakalım. Savaşların sona ermesini inceleyen akademik çalışmalarda önemli bir kavram bulunuyor; “Güvenilir taahhüt sorunu.” Taraflar bugün bir anlaşma yapabilir. Ancak yarın koşullar değiştiğinde, bu anlaşmaya uyacaklarından nasıl emin olacaklar? Rusya enerji altyapısına saldırıları durduracağını taahhüt ederse Ukrayna bunun devam edeceğine nasıl güvenecek? Ukrayna Rus rafinerilerini hedef almayacağını söylerse Moskova bunu nasıl doğrulayacak? Taraflardan biri ateşkes süresince askeri kapasitesini güçlendirirse diğer taraf ne yapacak? Unutmayalım ateşkes yalnızca saldırıların durdurulması değildir. Aynı zamanda gelecekteki davranışlara ilişkin güvenilir bir düzenleme kurulmasıdır. Bunun için de anlaşmanın kapsamı açıkça belirlenmeli.

Avrupa açısından mesele yalnızca Ukrayna’daki savaşın durması değil. Savaşın nasıl duracağı. Çünkü Avrupa’nın önünde iki farklı risk bulunuyor.

- Birincisi, savaşın uzaması. Bu durumda ekonomik maliyetler, savunma harcamaları ve bölgesel güvenlik riskleri devam edecek.

- İkincisi, güvenlik garantileri bulunmayan bir ateşkes. Böyle bir düzenleme çatışmaları geçici olarak durdurabilir ancak tarafların yeniden silahlanmasını ve ileride savaşın yeniden başlamasını engellemeyebilir.

Bu nedenle Avrupa’nın yaklaşımını yalnızca barışa destek verip vermediği üzerinden değerlendirmek doğru değil.

Asıl mesele barışın hangi koşullarda kurulacağı.

Şimdi gelelim Türkiye’ye. Rusya-Ukrayna savaşının geleceği Türkiye açısından yalnızca dış politika başlığı değil. Doğrudan ulusal güvenlik meselesi. Çünkü Türkiye bir NATO ülkesi. Aynı zamanda Karadeniz’e kıyısı var. Rusya ve Ukrayna ile diplomatik ve ekonomik ilişkilerini sürdürüyor. Enerji ithalatına duyarlı bir ekonomi. Ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden kaynaklanan çok önemli yetki ve sorumluluklara sahip. Dolayısıyla Ankara’nın çıkarları, savaşın sona ermesinden çok daha geniş bir çerçevede ele alınmalı;

- Türkiye savaş boyunca Montrö rejiminin uygulanmasında önemli bir rol üstlendi. Karadeniz’deki askeri dengenin korunması açısından bu sözleşme temel hukuki çerçevelerden biri olmaya devam ediyor.

- Ancak enerji ateşkesi sağlanması, Karadeniz’deki bütün güvenlik sorunlarının çözüleceği anlamına gelmez. Deniz mayınları, ticari gemilerin güvenliği, liman altyapısı, insansız deniz araçları ve enerji taşımacılığına yönelik riskler ayrı başlıklar. Bu nedenle gelecekteki bir anlaşmanın Karadeniz boyutunun ayrıca ele alınması gerekebilir.

- Türkiye açısından temel çıkar, bölgedeki askeri tırmanmanın önlenmesi ve deniz ticaretinin güvenliğinin sağlanması.