Buse Güngör | CNNTurk.com Muhabiri

Çin Merkez Bankası, 23 aydır sürdürdüğü altın alım politikasına eylül ayında da devam etti. Çin’in altın ithalatı 2026’nın ilk sekiz ayında bin ton seviyesini aşarak rekor kırdı. Küresel ölçekte merkez bankalarının altına yönelmesi, rezerv güvenliği ve uluslararası finansal sistemdeki belirsizlikleri yeniden gündeme getirdi.
İstanbul Esenyurt Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Zekeriya Şahin, Çin’in altın alımlarının arkasında rezervlerini tek bir para birimine, ülkeye veya finansal sisteme bağımlı olmaktan çıkarma hedefinin bulunduğunu belirtti.

Rusya’ya ait varlıkların dondurulmasının ardından bu politikanın hız kazandığını ifade eden Şahin, Çin’in rezervlerini kendi kontrolünde tutmak istediğini vurguladı:

“Çin Merkez Bankası'nın sizin de söylediğiniz gibi 23 aylık bir seri ile 1.000 tonu aşan altın alımı aslında Rus varlıklarına yapılan yaptırımların ve dondurulan fonların neticesinde daha büyük bir hız kazandı. Aslında Pekin'in niyeti rezervlerini tek bir para birimine veya tek bir finansal sisteme, tek bir ülkeye bağlı bırakmama arayışının bir parçası. O yüzden devamlı suretle bir altın alımı söz konusu. Ayrıca bir de şunu yapıyor ki sadece Çin Merkez Bankası satın almıyor. Çin çıkardığı bir kanun ile ülkesindeki birçok sigorta fonuna da altın alma noktasında önünü açan bir karar aldırdı. Yani Çin'in politikası rezerv elinde ve evinde olsun. Başkalarının ve başka finansal sistemin müdahalesine açık olmasın. Temel niyeti bu. Yani bir güvence, bir garanti niyetiyle böyle bir ciddi altın alımı yapıyor. Bir de Çin'de genel anlamda yatırım yapacak tasarruf sahiplerinin çok da fazla alternatifi yok. Özellikle gayrimenkul piyasasında bir sıkışıklık var.
Onun için bireysel yatırımcılar da altına yönelerek aslında fiziki altın alımlarını arttırıyorlar.”

ÇİN, ABD TAHVİLLERİNDEN ÇIKIYOR: ALTIN FİYATLARINA ETKİSİ NE?

Çin, altın alımlarını sürdürürken ABD Hazine tahvillerindeki varlıklarını da azaltıyor. Bu durumun Amerikan ekonomisi ve altın fiyatları üzerindeki etkisi merak ediliyor.

Dr. Zekeriya Şahin, Çin’in ABD tahvil piyasasından yaklaşık 618 milyar dolarlık çıkış yaptığını belirterek, bu tutarın ABD ekonomisini tek başına ciddi şekilde sarsacak büyüklükte olmadığını ifade etti. Bununla birlikte Çin’in kesintisiz altın alımlarının, fiyatların aşağı yönlü baskı gördüğü dönemlerde altını destekleyen önemli unsurlardan biri olduğunu söyledi:

“Özellikle ABD tahvil piyasasından toplamda yaklaşık 618 milyarlık bir çıkış yaptı. ABD tahvil piyasası içerisinde öyle ABD ekonomisini çok sarsacak bir rakam da değil. Ama şunu görüyoruz ki Çin'in sürekli olarak alım yapıyor olması, 23 aylık bir alım serisi yapıyor olması özellikle son dönemlerde aşağı yönlü baskıya uğrayan altının belirli bir seviyede dengelenmesi üzerine de önemli bir hamle oluyor. Yani altının çok fazla dip görmesini engelleyen bir durum Çin'in ve diğer ülkelerin altın alımları oluyor.”

ÇİN’İN YANINDA POLONYA, HİNDİSTAN VE TÜRKİYE DE ALTIN ALIYOR

Küresel ölçekte altın talebi yalnızca Çin’le sınırlı değil. Polonya, Hindistan ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da altın alımlarıyla öne çıkan ülkeler arasında yer alıyor. Merkez bankalarının altın talebinin fiyatları destekleyen bir unsur olduğunu belirten Şahin, Türkiye’nin de bir dönem üç ay boyunca altın satıcısı konumunda kaldıktan sonra yeniden alıma geçtiğini ifade etti. Şahin, altın fiyatları üzerinde etkili olan unsurlar arasında jeopolitik gelişmelerin yanı sıra merkez bankalarının faiz politikalarının, özellikle de ABD Merkez Bankası FED’in kararlarının önemli yer tuttuğunu vurguladı.

ÜLKELER ALTINLARINI NEDEN KENDİ TOPRAKLARINDA TUTMAK İSTİYOR?

Rusya’ya ait varlıkların dondurulması, ülkelerin rezervlerini nerede ve nasıl tutması gerektiği konusunda yeni bir tartışma başlattı. Başka ülkelerde bulunan varlıkların siyasi gelişmeler nedeniyle erişilemez hâle gelebilmesi, merkez bankalarını fiziki altına yönelten etkenlerden biri olarak değerlendiriliyor.

Dr. Zekeriya Şahin, ülkelerin jeopolitik risklerden duyduğu endişenin yalnızca çatışma ihtimalinden kaynaklanmadığını, uluslararası finansal sistemdeki müdahale riskinin de belirleyici olduğunu söyledi. Hollanda’nın fiziki altınlarını ülkesine getirdiğini hatırlatan Şahin, Türkiye’nin de 2018 yılında 350 ton altınını ülkeye taşıdığını ifade etti:

“Doğrudan jeopolitik riskler cümlesini aslında kullanmak çok da doğru olmayabilir. Bir baktık ki Rus varlıklarının dondurulduğunu gördük. Yani başka ülkede yer alan Rusya'ya ait, Rusya Federasyonu'na ait varlıklara el konuldu. Şimdi başka ülkelerde altınları olan veya başka ülkelerde yatırımları olan birçok ülke bu durumdan tabii endişe etmeye başladı. Yarın öbür gün bu jeopolitik risklerin artmasıyla birlikte aynı durumu biz de yaşar mıyız endişesiyle doğal olarak ülkeler burada gerek tahvil piyasalarından, gerek farklı finansal sistemlerden çıkarak fiziki altın taşıma olayına geçtiler. En son bildiğiniz üzere Hollanda fiziki altınlarını kendi ülkesine getirdi. Biz de 2018 yıllarında 350 ton altını ülkemize getirdik. Yani kendi ülkenizdeki rezerv sizin kullanabileceğiniz başka finansal sistemlerin müdahalesine fırsat vermeyen, elinizde, evinizde kullanabileceğiniz rezerv anlamını taşır. O yüzden ülkeler küresel anlamda birçok Merkez Bankası altın alımlarını kendi ülkelerine getirmeye çalışıyorlar.”

Uluslararası ticaret ve finans kurumlarının yaptırım gücü, küresel ekonomik düzenin işleyişi ve ülkelerin kendi rezervlerini koruma çabaları da tartışmanın önemli başlıkları arasında yer alıyor. Dr. Zekeriya Şahin, uluslararası sistemdeki kuralların ve kurumların etkisinin zayıfladığı algısının ülkeleri kendi kaynaklarını güvence altına almaya yönelttiğini belirtti. Şahin, ülkelerin savunma sanayisine yatırım yaparak askerî güvenliklerini artırmaya çalışmasına benzer biçimde, ekonomik güvenliklerini sağlamak için de altın rezervlerini artırdığını ifade etti:

"Yani uluslararası sistemde başta Dünya Ticaret Örgütü ve diğer kurumların yaptırım gücünün olmaması insanları doğal olarak sizin de söylediğiniz gibi fiziki olarak hatta ilkel diyebileceğimiz bu varlıkları kendi bünyelerinde tutması tıpkı küçük tasarruf sahiplerinin altınlarını yastık altında tutması gibi ülkeler de yastık altında ve kendi ülkesinde rezervlerini oluşturmaya çalışıyorlar. Burada aslında şöyle bir benzetme de yapmak mümkün. Kuralsız bir dünyada ülkeler kendi ülkelerini, kendi topraklarını, kendi sınırlarını koruyabilmek için savunma sanayine yatırım yapıyorlar kendi savunmalarını artırabilmek amacıyla. Ekonomiye geldiğimizde de yine işte kendini sağlama almak isteyen ülkeler de altın alımı ya da bu ve benzeri daha geçmişte kullanılan yöntemlere başvuruyorlar. Çünkü yeni sistemin çöktüğünü de görüyoruz."

Altın fiyatlarının yıl sonuna ilişkin seyri de yatırımcıların gündeminde. Uluslararası derecelendirme ve değerlendirme kuruluşlarının ons altına ilişkin beklentilerinin 4.500 dolar bandında olduğunu belirten Şahin, bu tahminlerin mevcut koşullar altında geçerli olduğuna dikkat çekti. Yeni bir finansal krizin ortaya çıkması veya jeopolitik risklerin farklı bölgelere yayılması durumunda altın fiyatlarında farklı seviyelerin gündeme gelebileceğini ifade eden Şahin, belirsizliklerin fiyat tahmini yapmayı zorlaştırdığını söyledi. Şahin, özellikle Husilerin saldırılarıyla çatışmaların farklı coğrafyalara yayılmasının altın fiyatları üzerindeki olası etkilerinin şimdiden kesin olarak öngörülemeyeceğini belirtti.

İran, İsrail ve ABD arasındaki savaş sürecinde petrol fiyatları yükselirken altının düşüş göstermesi, benzer bir tablonun yeniden yaşanıp yaşanmayacağı sorusunu gündeme getirdi.

Dr. Zekeriya Şahin, sert bir saldırı ve yoğun çatışma yaşanması durumunda petrol fiyatlarındaki hareketlerin ve faizler üzerindeki baskının altını aşağı yönlü etkileyebileceğini söyledi:

"Sert bir saldırı ve yoğun bir çatışma imkanı olursa biz altın üzerinde petrol etkisi ve faizler baskısı nedeniyle aşağı yönlü bir ivmelenme görebiliriz.”