Ayrıca tasfiye kararından önceki dönemde katılma payı satışı yaparak çıkan ve fahiş kazanç elde edenler için isteğe bağlı iade ödeme imkânı getirildi. Bu açıklamaları yapan SPK zamanında görevini etkili biçimde yerine getirmediği için şimdi devletin tüm kurumları enkazı kaldırmak için uğraşıyor. İşte tam bu sırada, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü ‘fon’ soruşturması kapsamında eski Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı İbrahim Ömer Gönül “şüpheli” sıfatıyla ifadeye çağrıldı. 8 Nisan 2022- 18 Nisan 2026 arasındaki dört yıllık dönemde SPK Başkanlığı yapan Gönül, ifade vermeye gitmeden önce Hürriyet’ten Musa Kesler’in sorularına “pişkin” sayılacak cevaplar vermiş: “Biz kendi dönemimizde gereken denetimleri yaptık. Adı geçen fonlardan bazılarına para cezası da kestik. Bizim başlattığımız bazı soruşturmalar da bizden sonraki yönetim tarafından tamamlandı, bültenlere de geçti.”
Gönül, “Bir hissedeki 1000 katlık artış SPK’nın gözünden kaçar mı? Bu fonların manipülasyonu nasıl fark edilmedi’ sorusuna ise şu cevabı verdi:
“Denetim ve gözetimler sıkıdır. Manipülasyonun veya kural dışı bir hareketin gözden kaçması olmaz. Tabii hiçbir şey yüzde 100 de değildir. Ayrıca öncelikle delillendirmek gerekir. Halk teveccüh eder de bir hisseye yığılma olursa onu hemen ‘manipülasyon’ olarak sınıflandıramayız. Soruşturup delillendirmemiz gerekir. Bu da bugünden yarına olmaz, ortalama üç-dört aylık bir süreç alır. Dosya da öylece oluşturulur.”
İbrahim Ömer Gönül’ün, başkanlığı döneminde SPK’nın görevini yaptığını iddiası şu soruyu gündeme getiriyor; Madem SPK görevini yaptı; tutarı 17.5 milyar doları bulan yüzde 70’i 1 milyon TL altında para yatıran küçük yatırımcı olmak üzere toplam 455 bin kişiyi etkileyen bu dolandırıcılık nasıl fark edilmedi? Madem denetimler sıkı sıkıya yapılıyor, son virajda milyarlarca liralık satış yaparak fondan çıkan vurguncular neden fark edilmedi? 1000 katlık fiyat artışını “halkın teveccühü” gören SPK, bu anormal artış karşısında neden alarm düğmesine basmadı? Asıl önemlisi Akın Gürlek’in İstanbul Başsavcılığı döneminde yazılan 26 Şubat 2025 tarihli yazıda borsadaki manipülasyon ve 19 Ağustos 2026 tarihli müzekkerede fonlarda 100 kata varan anormal fiyat hareketleri hem de isim isim yazılmışken SPK neden alarm zillerini çalmadı, gereğini yapmadı ve adeta dolandırıcıların para ve mallarını yurtdışına kaçırmasına göz yumdu? Soruşturmanın “şüphelisi” olan İbrahim Ömer Gönül ve mevcut yönetimiyle SPK’nın kurumsal sorumluluğu ortada. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terörizmin Finansmanı ve Aklama Suçları Soruşturma Bürosunun 2026/149004 sayılı soruşturma dosyası kapsamında 19 Ağustos 2026 tarihinde SPK’ya gönderdiği yazı ile kamuoyunun günlerdir konuştuğu fon dolandırıcılığı soruşturmasının en kritik başlangıç adımlarından biri oldu.
Başsavcılığın SPK’ya gönderdiği kritik müzekkerede, Borsa İstanbul’da işlem gören bazı hisselerde fonlar aracılığıyla gerçekleştirilen olağan dışı işlemler tek tek sıralanmıştı. Başsavcılık, bazı hisselerin değerinde yaklaşık 100 kata ulaşan artışları mercek altına alırken, SPK’dan kapsamlı inceleme istedi. Basına yansıyan Başsavcılığın soruşturmanın gizli yürütülmesini özellikle istediği yazıda, son dönemde Borsa İstanbul Pay Piyasası’nda işlem gören bazı hisselerdeki manipülatif hareketlerin portföy yönetim şirketleri ve fonlar üzerinden gerçekleştirilmiş olabileceğine ilişkin ihbarların bulunduğu, bunun yanı sıra savcılık tarafından da resen incelemeler yapıldığı belirtildi. Müzekkeredeki en dikkat çekici tespitlerden biri, bazı hisselerde görülen olağan dışı fiyat hareketleri oldu. Başsavcılık yazısında, Borsa İstanbul’da işlem gören hisselerin fiyat hareketlerinin dijital ortamda takip edildiği belirtilerek, bazı hisselerin değerlerinde “yaklaşık 100 kata varacak şekilde artışlar” meydana geldiğinin belirlendiği kaydedildi. Bu hareketlerin “anormal nitelikte bir fiyat hareketi” oluşturduğu değerlendirilirken, söz konusu hisselerin önemli bölümünün fonlar aracılığıyla toplandığına dikkat çekildi. Savcılığın değerlendirmesine göre, fonların gerçekleştirdiği yoğun alımlar bir taraftan ilgili şirket hisselerinin fiyatlarını yükseltirken, diğer taraftan bu hisseleri portföyünde bulunduran fonların değerlerinde de artış oluşturuyordu.
Başsavcılık, soruşturmanın o aşamasında inceleme altında bulunan şirket ve hisseleri SPK’ya tek tek bildirdi. Savcılığın SPK’ya gönderdiği müzekkerede yalnızca hisseler değil, söz konusu hisselerde önemli alımlar gerçekleştirdiği belirtilen fonlar da yer aldı. Yazıda belirli fonlar aracılığıyla inceleme konusu hisselerde ciddi miktarda alım yapıldığı belirtildi. Yazıda, bazı fon sahiplerinin incelemeye konu hisselerde bireysel olarak alım yaptıkları, bu alımların oluşturduğu talebin hisse değerinin yükselmesine neden olduğu, ardından söz konusu hisselerin fonlara satılmasıyla hem hisse fiyatında yeni bir yükseliş hem de fon değerinde artış meydana geldiği yönündeki tespitlere yer verildi. Şirketlerin piyasa değeri, sermayesi, öz sermayesi ve dönemsel kâr açıklamalarının birlikte değerlendirildiği belirtilen müzekkerede, bazı hisselerin işlem gördüğü fiyatlarla şirketlerin mali göstergeleri arasında “uçurum niteliğinde” fiyat farkı bulunduğu değerlendirmesi yapıldı. Müzekkerede, Sermaye Piyasası Kanunu’nun 107’nci maddesinde düzenlenen piyasa dolandırıcılığı suçuna da açıkça atıf yapıldı. Başsavcılık, ortaya çıkan fiyat artışlarının ilgili şirketlerin faaliyetleri ve ekonomik konumlarıyla açıklanamayabilecek nitelikte olduğunu değerlendirerek, yapay fiyat artışları üzerinden ciddi miktarda menfaat sağlanmış olabileceği üzerinde durdu.
Müzekkerenin son bölümünde soruşturmanın hassasiyetine özellikle vurgu yapıldı. Başsavcılık, “soruşturmanın gizli yürütülmesi” gerektiğini belirterek, SPK tarafından yapılacak incelemeler sonucunda elde edilecek tüm bilgi ve belgelerin de ivedilikle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi istendi. 19 Ağustos tarihli bu kritik müzekkereyi takip eden süreçte soruşturma derinleştirildi. Yapılan mali incelemeler ve tespitlerin ardından şüpheli faaliyetlerle bağlantısı bulunduğu değerlendirilen kişiler hakkında adli tedbirler uygulanmaya başlandı ve çok sayıda kişi hakkında yurtdışına çıkış yasağı kararı verildi. Yine basına yansıyan haberlere göre; “fon soruşturması” yaklaşık bir ay önce İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının SPK’ya gönderdiği bu kritik yazıyla tetiklenirken, gizli yürütülmesi istenen soruşturma sızdı ve son bir ayda vurguncular fonlardan çıktı, vurguncular ise para ve mallarını yurtdışına kaçırdı. Eski başkan da hala “SPK görevini yaptı” diyor, yani herkesle alay ediyor. Hem kendi döneminde hem de mevcut SPK yönetimi görevini yapsaydı bu finansal felaket yaşanır mıydı?






