Suudi Arabistan merkezli Al Majalla dergisinde beş bölüm halinde yayımlanan röportaj dizisinin son iki bölümünde konuşan Caviş, Cohen'in yakalanması ve sonrasındaki sürece ilişkin daha önce kamuoyuna yansımayan ayrıntıları paylaştı. 

Cohen'in hemen sonra tutuklanmadığını, altı gün boyunca evinde kontrol altında tutulduğunu belirten Caviş, casusun kullandığı şifreleri çözebilmek için Beyrut'tan "Üç Silahşörler" kitabının ve "El-Muhtar" dergisinin ilgili sayısının getirildiğini anlattı. 

Cohen ile bu süre boyunca olağan biçimde sohbet ettiklerini, önlem amacıyla birlikte bir restorana dahi gittiklerini belirten Caviş, operasyonun yabancı istihbarat servislerinin katkısı olmadan gerçekleştirildiğini söyledi.

Caviş, "Sovyet istihbaratı ya da Hindistan Büyükelçiliği Cohen'in yakalanmasında rol oynamadı. Operasyon tamamen kendi birimim olan '134 Numaralı Telsiz Gizli Servisi' tarafından gerçekleştirildi." açıklamasında bulundu.


Fatiha Suresi'ni okuyamayınca deşifre oldu

Caviş'in aktardığına göre Cohen, altıncı günün sonunda dönemin Suriye Devlet Başkanı Emin Hafız'ın karşısına çıkarıldı. Hafız'ın, Cohen'in Müslüman olduğu yönündeki beyanını sınamak için kendisinden Fatiha Suresi'ni okumasını istediğini belirten Caviş, sorguda yaşananları şöyle anlattı:

"Cohen'i kapıda durdurdular. Dönemin Genel Komutanı ve Devlet Başkanı Emin Hafız, Halep şivesiyle 'Adın ne?' diye sordu. Cohen, 'Kamil Emin Sabit, Suriyeli bir Arabım, ticaretle uğraşıyorum ve Müslümanım' yanıtını verdi. Bunun üzerine Hafız, ona Fatiha Suresi'ni okumasını söyledi. Cohen'in okurken hata yapması üzerine Hafız, 'Senin yaşında Fatiha'yı bilmeyen bir Müslüman var mı?' dedi ve hemen ardından yanındakilere dönerek 'Bu bir Yahudi' dedi."

İdam kararına karşı çıktı, 89 gün hapis yattı

Caviş, Cohen'in idam edilmesine karşı çıktığını, casusun hayatta tutulmasının olası bir esir takası ya da istihbarat alışverişi bakımından daha fazla yarar sağlayabileceğini düşündüğünü belirtti.

İdam kararına yönelik itirazının ardından hapis cezasına çarptırıldığını söyleyen Caviş, "Bazı kişilerin Cohen'in ölümünde çıkarı olabileceği yönündeki şüphelerimi dile getirdiğim için 89 gün hapse atıldım." dedi.


İdamından önceki gece iki saat görüştüler 

Caviş, Cohen ile idamından önceki gece hapishanede yaklaşık iki saat boyunca baş başa konuştuklarını belirtti. Cohen'in bu görüşmede kendisine ağlayarak şunları söylediğini aktardı:

"Beni kandırdılar. Bağlı olduğum yönetim bana 'Şam'ı bombalamak zorunda kalsak bile senin başına bir şey gelmesine izin vermeyeceğiz' demişti. Ama ben şimdi buradayım."

Caviş, Cohen'in yakalandığını İsrail'e bildirmeden önce Mossad ile "ellerinde Cohen olduğunu bilmiyorlarmış" gibi yazıştıklarını belirtti. Ayrıca Cohen'in yenidoğan oğlundan söz ederken "Bu çocuk yetim büyüyecek." dediğini aktardı.

Cohen'in naaşının nerede bulunduğuna ilişkin de bilgi veren Caviş, idamdan bir gece önce altı subayla bir araya gelerek defin yerini görüştüklerini anlattı.

İsrail'in naaşı ele geçirmeye çalışabileceği endişesiyle, sürekli nöbet tutulan bir askeri kışlanın girişinin defin yeri olarak belirlenmesine karar verildiğini söyleyen Caviş, hangi kışlanın seçildiğini kesin olarak bilmediğini ifade etti. Buna rağmen Cohen'in naaşının halen Suriye'de bir askeri kışlanın önünde gömülü olduğunu düşündüğünü belirtti.

Caviş, "Cohen'in cesedi Suriye'de. Eğer İsrailliler naaşa ulaşmış olsaydı bunu çoktan duyurup büyük bir gürültü koparırlardı." ifadelerini kullandı.

Cohen'in yıllar sonra ortaya çıkan saati

Eski Suriye Ulusal Güvenlik Bürosu Başkan Yardımcısı Ali Memlük ile Cohen'in saati konusunda yaptıkları görüşmede yaşananları ise şöyle anlattı:

"Ali Memluk bana saatin fotoğrafını gösterip tanıyıp tanımadığımı sordu. Ona bunun Cohen'in saati olduğunu söyledim. Yakalandıktan sonra saat kolundaydı ve onu sorgulayan subay Abdülkadir Abdülcelil'e verilmişti. Yıllar sonra Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Şarika kentinde karşılaştığım Abdülcelil, bana saati kolunda göstererek 'Cohen olayından benden başka kimse yararlanmadı, saatini aldım' diye övünmüştü."


Caviş, Cohen'in kullandığı yöntemlerden birinin, mesajlarını Arapça veya İbranice yerine Fransızca göndermek olduğunu belirtti. Cohen'in ilettiği telgrafların, Posta Enstitüsü Müdürü Ahmed Şevki Al-Rashi tarafından tercüme edildiğini aktaran Caviş, mesajların içeriğine ilişkin, "Telgraflar genel olarak 'falancaya gittim, falanca geldi' türünden kritik olmayan günlük bilgiler içeriyordu." dedi.

Caviş, Cohen'in uzun vadeli hedefinin Suriye vatandaşlığı almak ve hükümette görev üstlenmek olabileceğini de ileri sürdü. 

Caviş, Cohen davasında yargılanarak ceza alan iş insanı Macid el-Ard'ın haksızlığa uğradığını savundu.

İkisinin yalnızca Avrupa'dan dönüş yolunda karşılaştığını ve aralarında sıradan bir yol arkadaşlığından öte bir ilişki bulunmadığını belirten Caviş, "Gezginler arasındaki tanışıklık, birinin diğerinin casus olduğunu bildiğini kanıtlamaz. Macid el-Ard'ın masum olduğuna inanıyorum." dedi.

Al Majalla'da yayımlanan röportaj dizisinin ilk üç bölümünde ise Cohen'in kimliğinin ortaya çıkarılması, yakalanması ve ele geçirilen delillere ilişkin ayrıntılara yer verilmişti.

İsrail'in en önemli casuslarından biri olarak kabul edilen Eli Cohen, Kamil Emin Sabit takma adıyla 1962-1965 yılları arasında Suriye'nin başkenti Şam'da faaliyet gösterdi.

Suriye'deki üst düzey askeri yetkililerle yakın ilişkiler kuran Cohen, Golan Tepeleri'ndeki askeri faaliyetler ve Suriye yönetiminin karar alma süreçleri hakkında topladığı bilgileri İsrail'e iletti.

18 Mayıs 1965'te ise Şam'da bir meydanda asılarak idam edildi.