ABD'den Türkiye'ye iade edilen 100 kültür varlığı tanıtıldı: Kaçış Yok: Boubon
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, ABD'den Türkiye’ye iadesi sağlanan 100 kültür varlığının tanıtıldığı 'Kaçış Yok: Boubon' Sergisi’nin açılışına katıldı. Bakan Ersoy, "Biz yılmayacağız hep beraber eserlerimizin peşinden tüm dünya olarak koşmaya devam edeceğiz. Sadece bizim değil bütün ülkelerin eserleri peşinden koşması artık tüm dünyanın çalınan malları iade etmesi, çalınan malların aslında yerinde değerli olduğunu öğrenmesi gerekiyor" dedi.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy İstanbul Arkeoloji Müzelerinde ABD’den iade edilen 100 kültür varlığının tanıtıldığı ve 'Kaçış Yok: Boubon' Sergisi basın toplantısına katıldı.
Programda Manhattan Bölge Savcı Yardımcısı Matthew Bogdanos ve davetliler de hazır bulundu. Konuşmaların ardından Bakan Ersoy, Manhattan Bölge Savcı Yardımcısı Matthew Bogdanos eserlerin olduğu sergi alanını gezip bilgi aldı ardından birlikte fotoğraf çektirdi.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "Bugün burada, kültürel mirasımızın korunması adına uzun yıllardır sürdürdüğümüz çalışmaların çok kıymetli iki sonucunu halkımızla paylaşmanın mutluluğunu duyuyoruz. Bir yandan Amerika Birleşik Devletleri’nden iadesini sağladığımız 100 kültür varlığımızı yeniden topraklarımızla buluştururken, diğer yandan yıllardır farklı ülke ve koleksiyonlara dağılmış Boubon kökenli eserleri biraraya getiren sergimizin açılışını gerçekleştiriyoruz. Bakanlığımızla Manhattan Bölge Savcılığı ve Amerikan İç Güvenlik Soruşturmaları Birimi HSI arasında kurduğumuz güvene dayalı işbirliği, sınırlarımız dışına çıkarılmış Anadolu’nun farklı dönemlerinden eserlerin bir kez daha ait olduğu topraklara dönmesini sağlamıştır. Bazı eserlerin henüz satış aşamasındayken tespit edilmesi, bu işbirliğinin sahadaki güçlü etkisini göstermektedir. Amerika Birleşik Devletleri’nden yerleşik bir müzayede evinin Mayıs 2026 tarihli müzayedesinde Anadolu kökenli eserlerin satışa sunulduğunun belirlenmesi üzerine, bakanlığımız hemen harekete geçmiş; bilimsel veri ve belgelerimiz Manhattan Bölge Savcılığı ve HSI ile paylaşılmış; eserlerin satışı durdurularak Türkiye’ye iadeleri sağlanmıştır. İade kapsamındaki 100 parça içerisindeki önemli gruplardan birini Tokat ili Erbaa ilçesindeki Horoztepe kökenli 40 eser oluşturmaktadır. MÖ 2300-2000 yıllarına tarihlenen bu grup, törensel müzik aletlerinden silahlara ve metal kaplara kadar Erken Tunç Çağı Anadolu’nun gelişmiş metal işçiliğini yansıtmakta. Kazı buluntularının karşılaştırılmasıyla elde edilen veriler, eserlerin yurtdışına çıkarılma ve müze koleksiyonlarına giriş süreçlerine ışık tutan belgelerle tamamlandı. Yaklaşık 70 yıl sonra gerçekleşen dönüş, bu farklı kanıtların birlikte değerlendirilmesiyle ancak mümkün oldu" dedi.
Bakan Ersoy, "İadesini sağladığımız ikinci eser grubumuz Burdur ili Düver Köyü kökenli 44 pişmiş toprak mimari levhadan oluşmakta. Bu eserler M.Ö. 6. yüzyıla, yaklaşık M.Ö. 700-480 yılları arasındaki Arkaik Dönem’e tarihleniyor. O dönem yapılarının çatı ve kaplama düzenlerine ait bu parçaların bezemeleri, biçimleri ve üslupları bilinen örneklerle karşılaştırıldı; arşiv ve koleksiyon kayıtlarıyla dağılışları izlendi. Neticede; 2022 yılında ABD’den, 2024 yılında Danimarka’dan ve 2025 yılında Virginia Güzel Sanatlar Müzesinden sağladığımız iadelerin ardından, bugün de J. Paul Getty Müzesindeki bu grubu ülkemize kazandırmış olduk. Bu eserleri, hazırlayacağımız bir proje kapsamında İstanbul Arkeoloji Müzelerimizin koleksiyonlarındaki parçalarla biraraya getireceğiz. Her bir parça bize geçmişte yaşanan yağmayı hatırlatırken, aynı zamanda kararlılığın birleştirici gücünü de anlatacak. Aphrodisias Antik Kenti’ne ait portre. Bakanlığımız uzmanları, arşiv belgeleriyle geçmiş koleksiyon kayıtlarını karşılaştırarak portrenin kentle bağını ve yurtdışındaki koleksiyonlara uzanan geçmişini araştırdı. Bu süreçte, 1976 yılında savcımızın; 'Tespit edilip belgelenenler dışında başka eserlerin de çalındığı yapılan incelemelerden anlaşılmaktadır.' şeklinde olay yeri tutanağına kaydettiği bir cümle, yıllar sonra Aphrodisias kökenli eserlerimiz üzerindeki haklarımızı savunabilmemizi sağlayan ciddi bir dayanak oldu. Arkeolojik verilerle birlikte değerlendirilen bu belgeler, eserin izlediği yolun aydınlatılmasına ve iade talebimizin somut kanıtlarla desteklenmesine çok önemli katkı sağladı. Öne çıkan bu eserler dışında iadesini sağladığımız 100 eser arasında tiyatro maskları ve tanrıça heykelcikleri gibi yine çok özel parçalar bulunuyor. Artık hepsi ait olduğu topraklarda, doğup şekillendiği kültürün diğer unsurlarıyla bir arada" ifadelerini kullandı.
Ersoy, "Bugünkü programımızın ikinci ayağını oluşturan 'Kaçış Yok: Boubon' sergisi ise tarihi eser kaçakçılığına karşı kararlılıkla sürdürüdüğümüz mücadelenin sonuçlarını, onlarca yıla yayılan çok özel bir örnekle gözler önüne sergiliyor. Burdur ili Gölhisar ilçesi İbecik Köyü yakınındaki Boubon Antik Kenti’nde, Roma imparatorları ve imparatorluk ailesinin onurlandırıldığı Sebasteion’da yer alan bronz heykeller, 1960’lı yıllardaki kaçak kazılarla parçalanarak yurtdışına çıkarıldı. Başlar, gövdeler ve uzuvlar birbirinden ayrıldı; aynı topluluğun parçaları farklı ülkelerde, farklı koleksiyonlarda karşımıza çıktı. Burada, insan boyutunu aşan anıtsal bronz heykellerden söz ediyoruz. Bronz o dönemin değerli ve pahalı malzemelerinden biriydi. Heykellerin eritilerek metalinin tekrar tekrar kullanılması, bu eserlerin günümüze ulaşmasının önündeki en büyük engellerden biri olmuştur. İşte Boubon’u böylesine istisnai kılan, bu nadir heykelleri bir topluluk olarak, yazıtlı kaideleri ve ait oldukları yapıyla birlikte araştırma imkânı sunmasıdır. Yaşananlara bu pencereden baktığımızda bütünsel kaybın, tek tek heykellerin kaybından çok daha büyük olduğunu görüyoruz. Topraktan yalnızca bir eser çıkarmıyoruz; insanlık tarihine ilişkin bir bilgiyi, onu anlamlı kılan çevresiyle birlikte korumaya çalışıyoruz. Bilimsel bilginin bütünlüğüne karşı sorumluluğumuz tam da burada başlıyor. Bakanlığımız uzmanlarının yürüttüğü arşiv ve literatür çalışmalarında bir kazı defteri, eski bir fotoğraf ya da bir mektup yıllar sonra bir eserin ait olduğu yeri gösterebiliyor. Bugünkü iadelerin arkasında, bu belgeler arasındaki ilişkileri sabırla kuran insanların emeği bulunuyor. Bu sergi, Bogdanos ve ekibinin kültür varlıklarının iadesi konusunda dünyadaki yaklaşımı değiştirdiklerinin en önemli göstergesidir. Onlar yalnızca eserleri ait oldukları topraklara yeniden kavuşturmakla kalmadılar; haklının ve adaletin de sesi oldular" diye konuştu.
Ersoy, "Görüyorsunuz bir eser buraya geliyor ama yıllar süren araştırmalar, takipler, ısrarla yapılan kanuni takipler ve en sonunda büyük zorluklardan sonra eser ülkesine geri dönüyor. Bunlar çok önemli. Biz yılmayacağız hep beraber eserlerimizin peşinden tüm dünya olarak koşmaya devam edeceğiz. Sadece bizim değil bütün ülkelerin eserleri peşinden koşması artık tüm dünyanın çalınan malları iade etmesi, çalınan malların aslında yerinde değerli olduğunu öğrenmesi gerekiyor. Bu ortak emekle bugüne kadar Lucius Verus, Septimius Severus, Caracalla ve Marcus Aurelius’a ait eserlerin de aralarında bulunduğu Boubon kökenli kültür varlıklarımızı ülkemize kazandırdık. Bu dönüşü yalnızca fiziki bir kavuşma olarak değerlendirmemek gerekiyor. İade için yürütülen soruşturmalar ve eserlerin dönüşü, alandaki bilimsel araştırmalara da yeni bir ivme kazandırmış olduk. Burdur ili Boubon Antik Kenti’nde 2023 yılında yeniden başlayan kazılar bugün hala devam ediyor. Bir eserin iadesi, onu taşımak ve bir müzeye yerleştirmekle tamamlanmıyor. Yeni kazılar başlamış oluyor, yeni sorular soruluyor, bilim insanları daha önce birlikte inceleyemedikleri parçalar üzerinde çalışabiliyor. Köken ülkeler için iadenin böylesine önem taşımasının nedenlerinden biri de budur. Eserin o ülkenin bilimine bilim insanına sanatına ve halkına yeniden hizmet edebilmesi" dedi.





