Prof. Densley, çocukların sanal medyada sadece müzik gruplarını takip etmediğinin altını çizdi, şiddetin teşvik edildiğini belirtti: “Birileri daha karanlık konuları açtığında, şiddet ve vahşet içeren içerikler, bir manifesto paylaştığında veya bir okul saldırısı hakkında konuşulmaya başlandığında işin rengi değişiyor. Kimi bunu önce zararsız görebilir fakat değil. İşte o noktada, sanal medya artık bir bağ kurma alanı olmaktan çıkıyor.” 

Prof. Dr. James Densley, araştırma sonuçlarına göre tüm dünyada yeni bir saldırgan profilinin ortaya çıktığını, daha küçük yaşta, internete daha bağlı bir kuşağın oluştuğunu ifade etti: “Şunu unutmamalıyız ki, karşımızda internet ortamında büyümüş ve gelişim sürecinin önemli bir bölümünü, hayatın neredeyse tamamının çevrimiçi yaşandığı koronavirüs salgını sırasında geçirmiş bir nesil var. Onları yapay zeka ve diğer faktörler de etkilemeye devam ediyor. Dünya, bu gençler için son derece istikrarsız ve güvensiz bir yer gibi görünüyor. Benim neslimin ya da benden önceki nesillerin gördüğü geleceği, onlar görmüyor. Bu çevrimiçi alanlarda belirgin bir ideoloji yok. Her yerden gelen bölük pörçük parçalar var ve onları alıp birleştiriyorlar. Bazen bir hareketin sembolünü benimsiyorlar, bazen geçmişteki bir saldırganın sözü dikkatlerini çekiyor, bazen de TikTok'taki videolardan etkileniyorlar. Derin bir çaresizlik hissi var. Dünyada bir iz bırakmaya dair güçlü bir arzuları var. İnternette gördükleri kişilere hayranlık duyuyorlar. Videolar hazırlıyor, fotoğraflar biriktiriyor ve hayranlık duydukları kişilerin tarzını benimsiyorlar. Hatta kimi onları taklit etmeye başlıyor.” 

Sanal medyanın “dikkat ekonomisi” üstüne kurulu olduğunu, algoritmanın ilgiyi ve etkileşimi ödüllendirdiğini belirten Prof. Densley, şiddet videolarının da bu yolla yayıldığını kaydetti: “Dolayısıyla meraklı bir çocuk, şiddet içeren bir olaya dair tek bir video klibi izlediğinde sistem bunu ilgi belirtisi olarak algılayıp bir başka video öneriyor. Sonra daha aşırı, karanlık içerikler göstermeye başlıyor. Üstelik çocuk bunu bilinçli olarak seçmemiş oluyor. İşin daha ciddi bir riski de şu: Algoritma, gençleri sadece başka içeriklere değil, başka insanlara da bağlıyor; yani o içeriği beğenmiş ve onunla etkileşime girmiş diğer kişilere de ulaştırıyor. Algoritmanın, yani sistemin tasarımına bizzat entegre edilmiş bu yapının üzerinde durulması gerekiyor.” 

Prof. Densley, gençler arasında artan şiddetten sanal medyanın da sorumluluğunun olduğunu söyledi: “Eğer bir şirket, bir gencin talep etmediği şiddet içeriklerini ona sunan bir sistem tasarlıyorsa, bu tercihin sorumluluğunu da üstlenmelidir. Şöyle düşünün: Otomobil üreticilerini araçların fren sisteminden sorumlu tutuyoruz, değil mi? Bu teknolojiyi geliştiren şirketler son derece güçlü kuruluşlar ve ürünlerini çocukların kullanımına sunuyorlar. Gençlerimize sundukları şeyler konusunda onları da aynı derecede sorumlu tutmalıyız.” 

ABD’deki okul saldırılarının ardından faillerin ayrıntılı şekilde haberleştirilmesine tepki gösteren Prof. Dr. James Densley, soruşturmalara dair konuşurken dikkatli bir dil kullanılması gerektiğini belirtti: “Türkiye’deki tutum çok doğru. Amerika Birleşik Devletleri'nde de uzun zamandır ‘şöhret kazandırmama’ hareketi üzerine konuşuyoruz. Böyle bir olayı elbette haberleştirmek istersiniz çünkü kuşkusuz haber değeri taşıyor. Kurbanlar hakkında haber yaparsınız. Gerçekleri ve çıkarılan dersleri aktarır, çözümlere odaklanırsınız. ‘Bu tür olayların tekrar yaşanmasını nasıl önleyebiliriz?’ dersiniz. Bunu yaparken saldırganı ünlü birine dönüştürmenize gerek yok. Fotoğraflarını tekrar tekrar yayınlamak, isimlerini her manşete taşımak ya da internette paylaştıkları her şeyi, tüm detayları ifşa etmek zorunda değilsiniz. Araştırmalarımızdan biliyoruz ki, birçok saldırgan diğer saldırganları inceliyor; onları taklit etmeye ve izlerinden gitmeye çalışıyorlar. İsimlerini biliyorlar, kaç kişiyi öldürdüklerinden haberdarlar. Bazı insanlar için şöhret, motivasyonun bir parçası. Bu yüzden onlara bu imkanı tanımak istemiyoruz. Bir sonraki saldırganın reklamını yapmak istemiyoruz. Dolayısıyla, faillerin isimlerini öne çıkarmak yerine çözümlere odaklanan temkinli bir yaklaşım benimsemenin en doğru yol olduğunu düşünüyorum.”