Kadınlar tarım, gıda üretimi, küçük ölçekli hayvancılık, balıkçılık ve turizm gibi iklim değişikliğinin etkilerine daha açık sektörlerde yoğun olarak çalışıyor. Bu sektörlerde kayıt dışılığın yaygın olması, kadınların finansmana, teknolojiye, beceri geliştirme olanaklarına ve karar alma süreçlerine erişimini doğrudan zorlaştırıyor.
Zorluk herkes için aynı değil. Engelli, yaşlı ve düşük gelirli kadınlar, kırsalda yaşayanlar, göçmen, mülteci ve yerinden edilmiş kadınlar ile bakım sorumluluğu olan kadınlar, yeşil beceri programlarına, istihdama, finansal hizmetlere ve dijital teknolojilere erişimde daha büyük engellerle karşılaşıyor. Geri dönüşüm, atık yönetimi ve sürdürülebilir ev içi uygulamalar gibi çözümler de çoğu zaman kadınların var olan bakım sorumluluklarına üzerine yenilerini ekliyor.
Aynı rehbere göre afetlerin ardından hizmet boşluklarının yüzde 76’sı ücretsiz bakım emeğiyle kapanıyor. Buna karşılık küresel iklime uyum finansmanının yalnızca yüzde 4’ü afet sonrası sağlık hizmetlerine, yüzde 2’si ise eğitime ayrılıyor. Oysa bakım, dönüşümün bir parçası. Bakım sektöründeki işler imalat sektörüne kıyasla 26 kat daha az emisyon üretiyor. Bakım sistemlerine ayrılan kaynak hem iklim dayanıklılığını güçlendiriyor hem de kadınların yeşil ekonomiye erişiminin önündeki en büyük engeli, yani zaman yoksulluğunu hafifletiyor.
Avrupa Birliği finansal desteğiyle uygulanan UN Women’ın “Eşitlik ve Kadınların Güçlenmesi için Güçlü Sivil Alan” projesinden UN Women’ın partneri olan Sefia – Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği’nden Ayşe Ceren Sarı konuyla ilgili görüşlerini şöyle aktarıyor:
“Adil geçiş, düşük karbonlu ekonomiye geçişin maliyet ve fırsatlarının adil paylaşılmasını ve farklı grupların yeni ekonomik olanaklara hangi koşullarda erişebildiğinin gözetilmesini gerektirir. Bakım ve yeşil istihdamla bağlantısı da burada ortaya çıkar: düşük karbonlu dönüşümün yalnızca yeni ve nitelikli işler yaratması değil kadınların bu işlere ve beceri olanaklarına erişimini etkileyen bakım, zaman, ulaşım ve gelir gibi koşulları da dikkate alması gerekir. Bu nedenle bakım, yeşil istihdamdan ayrı bir sosyal politika alanı değil, adil ve kapsayıcı bir işgücü dönüşümünün temel koşullarından biridir. İklim finansmanı ise emisyonların azaltılması, iklim değişikliğine uyum ve düşük karbonlu dönüşümün finansmanı için kullanılan kamu, özel sektör ve uluslararası kaynakları kapsar. Mevcut mekanizmaların kadınlara yeterince ulaşamamasının temelinde ise yalnızca kaynak yetersizliği değil, finansmanın farklı grupların başlangıç koşullarını ve erişim engellerini yeterince gözetmeden tasarlanması bulunmaktadır. Kadınların bakım sorumlulukları, kayıt dışı ve güvencesiz istihdamda daha yoğun yer almaları ve finansmana, sosyal korumaya ve üretken varlıklara daha sınırlı erişimleri bu eşitsizliği derinleştirebilir. Bu nedenle toplumsal cinsiyete duyarlı bölgesel kırılganlık analizlerinin hangi ihtiyaçların ve grupların önceliklendirileceğine yön vermesi, beceri, bakım, ulaşım ve gelir desteği gibi birbirini tamamlayan alanların birlikte finanse edilmesi gerekir. Böylece toplumsal cinsiyet eşitliği finansmana sonradan eklenen bir hedef olmaktan çıkarak kaynakların nereye, kime ve hangi koşullarda yönlendirileceğini belirleyen merkezi bir tasarım ilkesi haline gelir.”
Adil dönüşüm COP31’in de öncelikli gündem maddeleri arasında. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın UN Women ortaklığında, 13 Kasım tarihinde COP31 Türkiye Pavilyonu’nda düzenleyeceği üst düzey etkinlik, adil dönüşüm tartışmasını sektörlerin ve işçilerin ötesine taşıyarak haneleri, bakım ekonomisini, sosyal koruma sistemlerini ve temel hizmetleri de kapsama almayı hedefliyor.





