Marmara Üniversitesi (MÜ) İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi ile Yeditepe Yayınevinin işbirliğinde Atatürk Kültür Merkezi'nde (AKM) düzenlenen "Dört Padişah Bir Tarihçi: Vak'anüvis Ahmed Lütfi Efendi Sempozyumu"nun açılışı törenle yapıldı.

Osmanlı Devleti'nin 41 yıl boyunca resmi tarihçiliğini yapan, 4 padişah dönemine tanıklık ederek 1825 ve 1876 yılları arasındaki gelişmeleri kayıt altına alan Ahmed Lütfi Efendi'nin hayatının ve eserlerinin, vefatının 119. yılında anlatıldığı sempozyumun açılışında saygı duruşunun ardından İstiklal Marşı okundu.

Akademisyenlerin ve öğrencilerin de katıldığı sempozyumda, Ahmed Lütfi Efendi'nin hayatını ve tarihçilik faaliyetlerini anlatan kısa film gösterildi.

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Coşkun Yılmaz, burada yaptığı konuşmada, sempozyumun hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür etti.

Ahmed Lütfi Efendi'nin tarihsel mirasının gündeme taşınmasının önemini anlatan Yılmaz, kültürün kimliğin inşa edilmesinde ve gelecek nesillere aktarılmasında temel unsur olduğunu belirtti.

Yılmaz, "Kültür temel meseledir. İlmin, kimliğin en inşa edici, ihya edici ve taşıyıcı unsurudur. Bu, bir bakanlığın, bir kurumun veya bir yapının taşıyabileceği bir sorumluluk değildir. En küçük yaştan en sade vatandaşımıza, devletimizin en üst kurumuna kadar hepimizin dert etmesi, emek vermesi, gönül vermesi ve seferber olması gereken bir değerler bütünüdür. Biz, onunla var oluruz. Biz, onunla farkındalığımızı oluştururuz. Dünya tarihinde olduğu gibi bundan sonra da kültürümüz, yani kimliğimiz kadar varız." dedi.

Sempozyumun bilimsel içeriğinin yanı sıra organizasyonu, sunum teknikleri ve hazırlık süreciyle de örnek bir çalışma olduğunu vurgulayan Yılmaz, Ahmed Lütfi Efendi'nin ailesine, Bilim ve Düzenleme Kuruluna, MÜ ile Yeditepe Yayınevine teşekkür etti.

Ahmed Lütfi Efendi'nin 41 yıl süren vakanüvislik görevine işaret eden Yılmaz, "Gerçekten 41 yıl uzun bir süre. Ahmed Lütfi Efendi'nin şahsında, liyakate dayalı bir sistemin sıradan bir vatandaşı nereden nereye taşıyabileceğinin yüzlerce, binlerce örneğinden birini görüyoruz. Aynı zamanda bu sistemin geride nasıl bir miras bıraktığını da anlıyoruz. Dolayısıyla bugün yalnızca Ahmed Lütfi Efendi'yi tanımakla kalmayacağız. Onun yaptıklarını ve yazdıklarını ele alırken yaşadığı dönemin tarihimiz açısından önemini, etkilerini ve bugün de örnek almamız gereken yönlerini ana hatlarıyla öğrenmiş olacağız." diye konuştu.

İstanbul Valisi Davut Gül de Ahmed Lütfi Efendi'nin hayatının Osmanlı Devleti'ndeki liyakat anlayışını ve devlet geleneğini göstermesi bakımından önemli bir örnek olduğunu belirtti.

Onun esnaf ailesinden gelerek devletin en üst kademelerinde görev yaptığını kaydeden Gül, Ahmed Lütfi Efendi'nin tarihçiliğinin yanı sıra alim ve şair kimliklerini anlattı.

Vali Gül, "Osmanlı niye büyüktü? Aslında bu örneklerde gördüğümüz gibi liyakate dayalı olarak esnaftan, köyden çıkan birinin devletin en üst kademesine kadar gelmesini görüyoruz. Tarihçi ama nasıl tarihçi? Aynı zamanda alim, aynı zamanda şair. Dolayısıyla devlet görevlilerinin sadece kendi alanında değil, diğer alanlarda da yetenekli ve birikimli olduğunu bize gösteriyor." ifadelerini kullandı.

Ahmed Lütfi Efendi'nin dört padişah döneminde 40 yılı aşkın süre görev yapmasının devlet yönetimindeki devamlılık açısından da dikkati çektiğini dile getiren Gül, "Dört padişahla çalışan, 40 yıldan fazla görev yapan bir kamu görevlisinden bahsediyoruz. 'Seni sevmedim.' ya da 'Ben geldim, başka biriyle çalışacağım.' anlayışı yok. Osmanlı üç kıtaya hükmettiyse, dünyada ses getiren, damga vuran bir imparatorluk olduysa bunun da mutlaka çok katkısı vardır." değerlendirmesini yaptı.

"Osmanlı'da en uzun süre kesintisiz vakanüvislik yapan isim"

Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu ise Ahmed Lütfi Efendi'nin Osmanlı Devleti'nde en uzun süre kesintisiz vakanüvislik yapan isim olduğunu söyledi.

Bu tarihçinin Ahmed Cevdet Paşa'nın ardından göreve gelmesi nedeniyle onun gölgesinde kaldığını belirten Afyoncu, Ahmed Cevdet Paşa'nın tarihçilik ve devlet adamlığı alanındaki tanınırlığına işaret etti.

Afyoncu, bu durumun Ahmed Lütfi Efendi'nin tarihçiler arasında dahi yeterince gündeme gelmemesine yol açtığına dikkati çekerek, onun 15 ciltlik Osmanlı tarihinin 6 cilt halinde bugünün Türkçesine kazandırıldığını vurguladı.

Bu çalışmaların yalnızca akademisyenler için değil, tarihe ilgi duyan farklı meslek gruplarından okuyucular için de önemli olduğunun altını çizen Afyoncu, Ahmed Lütfi Efendi'nin yalnızca resmi bir tarihçi olmadığını kaydetti.

Onun aynı zamanda devlet adamı, şair ve edebiyatçı kimlikleriyle de öne çıktığını aktaran Afyoncu, şu ifadeleri kullandı:

"Bir nalıncının oğlu olarak büyüdü. Yani düşünün, sıradan bir esnafın, fakir bir esnafın çocuğu devletin 41 sene resmi tarihçiliğini yapıyor, kazaskerlik gibi şeyhülislamlıktan sonra en önemli makama geliyor. Yani bu şu demek: Osmanlı döneminde de en sıradan insanlar liyakatine göre en üste gelebiliyordu. Bunu unutmayalım. Yani onun birçok örneği vardır. Sıradan bir köylünün çocuğu sadrazam olmuştur. Sıradan bir esnafın çocuğu şeyhülislam olmuştur. Sıradan herhangi bir şehirde yaşayan bir insan vezir olmuştur. Ahmed Lütfi Efendi de bunun en iyi örneklerinden biridir. Tabii aynı zamanda şair. Aynı zamanda edebiyat notları var, seyahatnameleri var. Kuleli Vakası'ndan Abdülaziz'in katledilmesine kadar birçok konuda yazdığı risaleler var. Burada bu sempozyumda hepsi ele alınacak."

"Milletin hafızasını aynı zamanda devletin aklıyla temsil eden insan"

MÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Emin Okur da Ahmed Lütfi Efendi'nin yalnızca bir vakanüvis ve tarihçi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini anlattı.

Prof. Dr. Okur, "Burada bir alim, şair, mütefekkir, bir münevver var. Yani milletin hafızasını aynı zamanda devletin aklıyla temsil eden bir insan var. Belki de bu insanlar, Osmanlı'nın ömrünü uzatan insanlardı. Aynı zamanda da Cumhuriyetimizin kurucu mayası olan insanlardı." dedi.

Tarihsel birikimin gelecek vizyonu açısından önemine değinen Okur, onun bıraktığı eserlerin yüzyıllara yayılan ilmi birikimin somut göstergesi olduğunu belirtti.

Prof. Dr. Okur, "Hazretin bıraktığı eserler binlerce yıllık bir birikimin müşahhas şeklidir. Hakikaten bu hazretin doğumundan 200 sene geçmiş ve biz bunu bu kadar derin bir ilmi noktada konuşabiliyorsak bu da o eserlerin gücünü gösteriyor. Bizi yüzyıllarca ileriye taşıyacak olan şey de budur." diye konuştu.

Ahmed Lütfi Efendi'nin 7. kuşak torunu Mehmet Berke Merter de aile olarak onun hatırasını yaşatmayı ve gelecek nesillere aktarmayı önemli bir sorumluluk olarak gördüklerini söyledi.

Merter, Ahmed Lütfi Efendi'nin tarihçiliğinin yanı sıra bürokrat, ilim adamı ve şair kimlikleriyle Osmanlı kültür ve düşünce hayatında yer edindiğini belirterek, "Bu sempozyumun onun şahsiyetini ve ilmi mirasını daha geniş kitlelere tanıtacağına inanıyorum." ifadelerini kullandı.

Araştırmacıların çalışmalarıyla Ahmed Lütfi Efendi'nin eserlerinin tarihteki yerinin daha kapsamlı biçimde ortaya konulacağını anlatan Merter, sempozyumun tarihçi hakkında yapılacak yeni araştırmalara zemin hazırlamasını temenni etti.

Öte yandan, bir gün sürecek sempozyumun bilim kurulunda 25, düzenleme kurulunda ise 10 akademisyen yer aldı.

Dört oturum daha yapılması planlanan sempozyumda, "Ahmed Lütfi Efendi'nin alt soyu", "19. yüzyıl Osmanlı tarihçiliğindeki yeri", "Sultan Abdülaziz'in haline ilişkin risalesi", "aşar vergisine dair görüşleri", "Anadolu Müfettişliği notları", "Robinson Crusoe tercümesi", "Takvim-i Vekayi'deki görevleri", "Mısır izlenimleri", "Hazine-i Evrak'ın kuruluşuna katkısı" ve "Osmanlı arşivine ilişkin verdiği bilgiler" gibi konuların ele alındığı 30 sunum gerçekleştirilecek.

Sunumlarda Ahmed Lütfi Efendi'nin Osmanlı arşivinde bulunan yayımlanmamış şiirleri ve Mevlevilikle ilişkisi de değerlendirilecek.

Sempozyumda, Ahmed Lütfi Efendi'nin hayatı, eserleri ve Osmanlı tarihine katkılarının farklı yönleriyle ortaya konulması amaçlanıyor.