Bakan Kurum'un açıklamalarından öne çıkanlar:

- TRT ana yayıncımız olarak gerçekten ilk günden itibaren konuyu sahiplendi. Hem size hem Genel Müdürümüze hem de tüm TRT çalışanlarına teşekkür ediyorum.

Bir Antalya'ya teşekkür ederek başlamak istiyorum. Çünkü 20 gün boyunca yaklaşık 1,5-2 milyona yakın bir ziyaretçiyi Antalya'da ağırlayacağız. Tüm Antalyalı kardeşlerimize teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Böylesi önemli bir organizasyona ev sahipliği yapacaklar. Türkiye'nin misafirperverliğini, hoşgörüsünü, barıştan yana aslında tutumunu buradan tüm dünyaya aktarmış olacağız.

Tabii Türkiye olarak biz gerçekten büyük bir mücadele verdik. Yani COP başkanlığını alırken aslında bunun bir geçmiş hikayesi var. Yani yapılan müzakereler var, Sayın Cumhurbaşkanımızın diğer dünya ülke liderleriyle yaptığı görüşmeler var. Ve hatırlarsanız biz işte 1992 yılında Rio Sözleşmesi ilan edildiğinde biz de taraf olduk diğer dünya ülkeleri gibi. Sonra işler yolunda gitmedi; 2016 yılında Paris Anlaşması imzalandı, biz 2021 yılına kadar taraf olmadık. Aslında bu mücadeleyi aslında en etkin veren ülkelerden biri olmamıza rağmen 2021 yılında Meclisimizden geçirdik ve taraf ülke olduk, çünkü bize yapılan haksızlıklar vardı.

Ve bugün geldiğimiz noktada aslında 2053 yılına ilişkin Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koymuş olduğu net sıfır emisyon hedefi, Sayın Hanımefendi'nin sıfır atık anlayışını artık bir marka haline getirip tüm dünyada Sıfır Atık'ın Birleşmiş Milletler nezdinde artık gününün kutlandığı, 81 ilimizde 86 milyon vatandaşımızın benimsediği ve dalga dalga tüm dünyaya yayıldığı bir süreci yaşadık. Hemen hemen her alanda; yani sanayide, üretimde, turizmde, tarımda, her alanda biz o döngüsel ekonomi dediğimiz, sürdürülebilir ekonomi dediğimiz anlayışı hedeflerimiz doğrultusunda ortaya koymaya devam ediyoruz.

Ve gerçekten çok çetin bir müzakere süreci oldu ve biz VEOK ülkelerinin adayı olarak COP başkanlığı sürecini Türkiye'ye getirdik. Burada gerçekten Sayın Cumhurbaşkanımızın dış politikada göstermiş olduğu o etkin diplomasi, bizlerin yine muhataplarımızla yapmış olduğumuz görüşmeler, Türkiye'nin çevre alanındaki etkinliği, liderliği aslında bizi bu güne getirdi diye söyleyebiliriz, ifade edebiliriz.

Bugün Antalya'dayız. 1 milyon 100 bin metrekarelik alanda, devasa bir alan, iki bölgeye ayırdık; Yeşil Zon ve Mavi Zon olmak üzere. Mavi Zon'da müzakereler, bulunduğumuz alan, yürütülecek. Liderler burada iklimle ilgili beyanlarını yapacak. Yine burada müzakere salonlarında belirlediğimiz o eylem gündemindeki maddeler, ajandamızdaki hedefler istişare edilecek, konuşulacak. Gençlerimiz var; yani bugün gençlerimizle beraberdik, gençlere şunu söyledik: "Yani geleceği siz inşa edeceksiniz. Dolayısıyla buradaki alınacak kararlarda sizin rolünüz büyük."

Sivil toplum var, bilim insanlarımız var, sanat var. Açıkçası çocuklarımızdan gençlerimize, özel sektörümüze kadar herkesle burada bu etkin bir şekilde aslında bu faaliyetleri gerçekleştireceğiz. Böyle bir hazırlık yaptık. Antalya hazır, Türkiye hazır ve burada açıkçası sözleri kararlara dönüştüreceğimiz bir uygulama COP'u gerçekleştirelim istiyoruz. Misafirlerimizi bekliyoruz.

Bugüne kadar birçok COP yapılmış. Ben ayın 10'u zannedersem tüm COP başkanlarıyla da basının karşısına geçip aslında bugüne kadar geldiğimiz noktayı ve bundan sonra elde etmek istediğimiz hedeflerimizi tüm dünyayla paylaşacağım. Tüm ortak bir çağrı yapacağız. Bu da çok önemli; yani ilk defa aslında COP tarihinde böyle bir şey oluyor diye ifade edebiliriz. COP'ların hepsi önemli. Yani toplantılar yapılmış, istişareler yapılmış, müzakereler yapılmış, 80'in üzerinde karar var. Yani iklim finansmanıyla ilgili kararlar var, uyumla ilgili kararlar var, adaptasyonla ilgili kararlar var. Ama gelinen noktada o kararların hayata geçmediğini görüyoruz. Niye? Maliyet gerektiriyor, teknoloji gerektiriyor, bilgi gerektiriyor. Aslında adalet gerektiriyor.

Yani gelişmiş ülkelerin beklentileri var, gelişmekte olan ülkelerin kaygıları var, yine beklentileri var. Dolayısıyla o tüm beklentileri ve kaygıları karşılayacak bir süreç yürütmek lazım. Bugün gençlere de ifade ettim; artık dünya bizden salonlarda karar almamızı, konuşmamızı beklemiyor. Çünkü gelinen noktada o 1,5 derece hedefi dediğimiz, Paris Anlaşması'yla ortaya koyduğumuz bu hedefin yakalanabilirliği açıkçası zor gözüküyor. Dolayısıyla burada daha kararlı olmak lazım. Biz de COP başkanlığını alırken ilk günden beri dedik ki "Uygulama COP'u olacak ve burada aldığımız kararların sahada yansımalarını göreceğiz."

10 başlıkta bir eylem ajandası belirledik

Nasıl yapacağız? Eylem gündeminde 10 madde belirledik. Yani bugüne kadar alınmış kararları aslında içeren ama bunları hedeflere dönüştürecek 10 madde belirledik. İşte dirençli şehirleri belirledik; yani deprem bölgesinde yaşadığımız tecrübeyi aktaracağız ve orada aldığımız aksiyonla birlikte edinimlerimizi tüm dünyayla paylaşacağız. Sıfır atık yaklaşımını tüm dünyayla paylaşacağız. Enerji dönüşümü dediğimiz, temiz enerjiyi paylaşacağız; yani yenilenebilir enerji. Bugün dünyanın konjonktürüne baktığınızda güvenliğin açıkçası tartışıldığı, o çok taraflılığın maalesef kaybolmayla karşı karşıya kaldığı bir günü yaşıyoruz, süreci yaşıyoruz.

Ama bir taraftan da Nepal'de seller oluyor, Meksika'da seller oluyor. Daha bir hafta 10 gün önce İstanbul'da, Sakarya'da, Kocaeli'de seller oldu. Antalya'dayız, tarihinin en büyük yangınını gördü Antalya. En büyük yangınını, yani binlerce hektar orman arazisi yok oldu. Dolayısıyla bir taraftan da iklim değişikliğinin etkileriyle tüm dünya mücadele ediyor.

Ne yapacağız? Artık biz belirlediğimiz sıfır atıktan yeşil sanayiye, temiz enerjiye, bu başlıklarda, 10 başlık, yani o başlıklar da işte metan azaltımı var, iklim dirençli şehirler var, yeşil sanayileşme var, gençlik ve eğitim var ki önemsiyorum ben bu konuyu; yani gençlerin bu konuda daha aktif olması. Gıda güvenliği var...

Rusya-Ukrayna krizinde ne ortaya çıktı? Gıda güvenliği çıktı. Yani bugün buradaki beklentiyle Afrika'daki ülkedeki insanların, yaşayanların beklentileri çok farklı. Dolayısıyla tüm bu beklentileri içine alan 10 başlıkta bir eylem ajandası belirledik ve bunları hedeflere dönüştürdük.

Yani ben açıkçası yaptığım işlerde, görev aldığım tüm kurumlarda hep icraatla, işle, eylemle öne çıkmaya çalıştım. Sayın Cumhurbaşkanımız 25 yıldır bu memlekette bir şey söylediyse olmuştur, gerçekleşmiştir. Biz de bu düsturla çalıştık. Sellere gittik, yangınlara gittik, depremlere gittik. Orada söz verdik vatandaşımıza ve bu sözümüzü gerçekleştirdik. Dolayısıyla bizim karakterimiz de bizim ülke olarak duruşumuz da bunu gerektiriyordu ve dedik ki 2035 yılına kadar biz yüzde 35 elektrifikasyonu yakalayalım dedik. Yani sanayide, tarımda, turizmde, şehirde, ulaşımda 2035'e 35 elektrifikasyon hedefini ortaya koyduk. Bu çok önemli bir hedef. Yani fosil yakıtlardan uzaklaşmayı sağlayacak, enerji bağımsızlığımızı sağlayacak. Yani bugün dünyanın yaşadığı krizlere bakın, işte hemen yanı başımızdaki krizlerin sebebi aslında enerjidir. Biz aslında her dünyanın, her ülkesinin bu anlamda kendi kendine yeten ülke olmasını hedefliyoruz. O yüzden gelişmişle gelişmekte olanı, az gelişmişle bu beklentileri karşılayacak bir eylem gündemini ortaya koymak zorundayız. Adalet, adalet, adalet. Dolayısıyla bu önemli bir hedefti.

Yine binalardaki enerji yoğunluğunu azaltmamız lazım ve bu enerji yoğunluğunu yüzde 25 azaltmaya yönelik 2035 yılına ilişkin bir hedef koyduk. Atıklarımız artıyor. Nüfus arttıkça bir de kişi başı atık miktarı da artıyor. Yani biz eskiden iyi kötü evimizde çok fazla çöpümüz olmazdı, yani bir şekilde bir döngüsellik vardı. Ama bugünün dünyasına baktığınızda bir paket alıyorsunuz, içinden başka bir paket daha çıkıyor. Yani bir şampuan alacaksınız örneğin, poşetiyle, kabıyla bir sürü atık çıkıyor. Yani aslında bunların hepsi maalesef kaynakların verimsiz kullanılmaması. Dolayısıyla atıkları azaltmamız lazım. Yani bu şekilde biz süreci yönetemeyiz. Atıkların yüzde 50 azaltılması hedefini koyduk. Bu da çok çok önemli bir hedef.

Yine çok önemsediğimiz döngüsel malzeme kullanım oranı. Yani bu ne demek? Bugün gördüğünüz tüm malzemelerde, tüm üretim sektöründe, imalat sektöründe döngüsel malzeme kullanım oranını 2035 yılına kadar yüzde 15 yapma hedefi koyduk. Yani giydiğimiz kıyafetteki ürünün, ipliğin yüzde 15'i geri dönüştürülmüş malzemelerden olacak. Duvarda kullandığımız ahşabın yüzde 15'i yine geri dönüştürülmüş malzemelerden kullanılacak. Dolayısıyla burada o döngüsel ekonomi anlayışını ortaya koyuyoruz ve tüm dünyaya bu anlamda bir çağrıda bulunuyoruz.

Yine gelişmekte olan ülkelerin finans beklentisi var ve burada da uygulamayı hızlandırmamız lazım. Ülkeler 300 milyar dolar finans hedefi ortaya koymuş. Yine özel sektör 1 trilyon dolar koymuş ve her yıl işte 1,3 trilyon dolarlık bir finansmanı aslında iklim değişikliği ile mücadelede harcama üzerine bir aslında anlaşma. Yani Paris Anlaşması'nın bugün geldiği nokta bu.

Peki, verilen sözler tutuluyor mu? Tutulmuyor. Taahhütler gerçekleşiyor mu? Gerçekleşmiyor. Bugün yaşadığımız krizlere baktığınızda da gerçekleşmediğini görüyoruz; yaşayarak görüyoruz, hayatlarımızı kaybederek görüyoruz, şehirlerimizi kaybederek görüyoruz. Bu manada finansman çok çok önemli. Sizin de ifade ettiğiniz gibi, biz de İklim Uygulama Köprüsü dediğimiz bir mekanizma geliştirdik, "Bridge" diyoruz buna. Bu neyi sağlıyor? Aslında yeni bir fon, yeni bir finans kaynağı değil; olan finansı en verimli şekilde kullanma üzerine bir köprü vazifesi görecek bir mekanizma. Doğru projeyle finansmanı buluşturan bir mekanizmayı hayata geçireceğiz. Yani kaynaklarımızı bu alanda da verimli kullanalım istiyoruz. Zaten kaynak az, irade zayıflamış; hem iradeyi güçlendirecek hem de o kaynağı verimli kullanacak bir mekanizmayı da hayata geçiriyoruz.

Eğitim ve farkındalığı önemsiyoruz. Yani burada da bilhassa gençlerin, bilhassa gelişmekte olan ülkelerdeki farkındalığın artırılması... Çok önemli bir örnek; Nepal'de bir tane okul biliyorsunuz çok büyük bir sel yaşadı. Orada okul müdürü, 900 öğrenciyi selin geleceğini duyarak dağlara doğru çıkarıyor. Ve 15 dakika sonra o okul yerle bir oluyor. 15 dakika. Yani farkındalık, bilinç, eğitim, bu anlamdaki kültür 900 insanın canını kurtardı. Yani o yüzden bunu çok önemsiyoruz. Yaşadığımız afetlerde açıkçası şehirlerimiz zarar görüyor, insanlarımız zarar görüyor. Dolayısıyla tüm bu içerikler içerisinde bu hedefleri, bu eylem ajandasını hayata geçirmek istiyoruz. O yüzden de "Uygulama COP'u" diyoruz.

Kararlardan ziyade burada çıkan sonuç bir insanın hayatına dokunuyorsa, bir gencin geleceğini değiştiriyorsa, bir çiftçinin ürününü, hasadını artırıyorsa, şehre yaşadığımız afetlerde daha az zarar vermeye imkan sağlıyorsa bizim için bu başarıdır. Antalya'da "Evet, burada bir şeyler değişti" diyebilmek, bunu tüm dünyaya söyletebilmek bizim için bir başarıdır. Eylem ajandasının hayata geçmesi, fosil yakıt kullanımının azalması, hedeflerin yine ortaya koyup o taahhütlerin gerçekleşmesi bizim için bir başarıdır ve biz açıkçası ilk günden beri bu tavırdayız, bu kararlılıktayız ve son güne kadar da böyle olacağız.

Antalya'da 20 Kasım'da organizasyon bitecek. Ama Antalya'dan ayrıldığında tüm dünya şunu söyleyebilmeli: "Evet, Antalya'da bir şeyler değişti. Türkiye her zamanki gibi diplomaside 'Dünya 5'ten büyüktür' diyerek, Sayın Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler'de ifade ettiği gibi; barıştan, güvenden, adaletten yana olan o dış politikasını COP31'de de gösterdi ve COP31 tarihi bir milat oldu COP tarihi için, Paris Anlaşması için, Çerçeve Sözleşmesi için" dedirtebilmeliyiz. Bunun mücadelesini açıkçası ilk günden beri yapıyoruz.

Sıfır Atık, COP31'in eylem gündemindeki ajandadan bir tanesi, yani 10 maddeden bir tanesi. Sıfır atık yaklaşımını bütün alanda görebilirsiniz, COP alanında. Yani COP'un bütün o eylem gündemindeki, hedeflerdeki, attığımız tüm adımlarda aslında sıfır atık yaklaşımı var.

Bunu şöyle ayıralım: Bir, organizasyondaki sıfır atık yaklaşımı. Nedir? Yani organizasyonda hemen hemen her şey geri dönüştürülecek şekliyle tasarlandı. Buraya tedarik zincirini Türk markalardan ve 80 kilometreyi geçmeyecek şekilde, yani daha az emisyon üretsin diye düşündük. Hep Antalya'ya açıkçası, Antalya esnafına bir taraftan da kazandırmış oluyoruz ki doğrudan 2 milyar dolar, dolaylı 4-5 milyar dolarlık bir ekonomik hareketlilikten bahsediyoruz. Yani Antalya'nın böyle de bir kazancı olacak.

Sıfır Atık Müzemizden Sıfır Atık köylerimize; yani Ormana köyü, Sulak köyü, yine o Düğmeli Evler dediğimiz İbradı'daki köyümüzün ismi aklıma gelmedi, bu köylerde sıfır atık yaklaşımını sergileyeceğiz. COP-Art kısmımız var sanatçılarla; orada yine sıfır atıkla üretilmiş, yani geri dönüşümü, sürdürülebilirliği esas alan eserlerimizi hayata geçireceğiz. Çocuklarla alakalı yine alanlarımızda sıfır atık eğitim olacak. Start-up zonlarımız var; yani burada gençlerimize iklim değişikliği ile ilgili projelerine destek vereceğimiz yine start-up zonda çalışmalarımız olacak.

Alanın tamamında geri dönüşümü esas alan sıfır atık anlayışını, prensibini aslında tüm dünyaya buradaki tecrübemizi aktaracağız. Yani depozito uygulamasından tutun da mavi bayraklı bir plajımıza veya işte millet bahçeleriyle yaptığımız projelere kadar sıfır atığı hemen hemen her sektörde, her alanda bu konferans boyunca anlatıyor olacağız.

Ben burada hakikaten saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi'ye şükranlarımı ifade ediyorum. Gerçekten bu konuyu sahiplendi. Yani siyasetüstü bir bakışla, toplumun tüm kesimlerini içine alan, aslında küçük bir kadın hareketi olarak başlamış, bugün tüm dünya çapında bir çevre hareketine dönüşmüş... Tüm dünya hayranlıkla izliyor ve bu anlamda saygıdeğer Hanımefendi'yle, lider eşleriyle, First Lady'lerle programlar yapılacak. Onlara sıfır atık tecrübesi aktarılacak. Köylerimiz, yine sıfır atık yaklaşımlı köylerimiz gezdirilecek. Sıfır Atık Müzemiz var. Yedi bölgede sıfır atık mutfağı var. Yani Akdeniz mutfağı var, Kayseri var, Gaziantep var, Konya var; yedi bölgenin tatlarını hem misafirlerimiz burada denemiş olacaklar hem de oradaki sıfır atık kültürünü, mutfaktaki o sıfır atık kültürünü yaşayacaklar, tecrübe edecekler.

Tabii sıfır atığın birçok alanı var. Sıfır Atık Mavi'miz var. Sıfır Atık Mavi ile elde ettiğimiz kazanımlar var. Yani bunlardan en önemlisi hatırlarsanız bir müsilaj meselemiz vardı. İstanbul'u, Marmara'yı içine alan müsilaj... Ve yine orada Sıfır Atık Mavi kapsamında müsilajla mücadelede hedeflerimizi ortaya koyduk. İzmit Körfezi'ni temizliyoruz. 2,2 milyon dip çamuru çıkardık İzmit Körfezi'nden. Yani çok önemli bir işti ve şimdi körfez nefes alıyor. Bu tecrübeyi burada aktaracağız.

Fethiye Körfezi'ni, sizin de ifade ettiğiniz gibi, başladık. Yani 16 milyon dip çamurunu Fethiye Körfezi'nden çıkarıp atacağız, körfez nefes alacak. Yani oraya gelen vatandaşımız, insanımız rahat bir şekilde orada gezebilecek, eğlenebilecek.

İnşallah İzmir'e gidiyoruz şimdi. Yani İzmir'de, İzmir Büyükşehir Belediyemizle birlikte İzmir Körfezi'nin o yanından geçerken maalesef rahatsız olduğumuz, orada canlıların artık hayatlarını yitirdiği, denizin nefes alamaz hale geldiği İzmir Körfezi ile ilişkili de Sayın Cumhurbaşkanımız, aslında Cemil Tugay Başkanımız bunu da görüşmede ifade etti, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımızla birlikte inşallah Sayın Cumhurbaşkanımız çok yakın zamanda bunu da müjdeleyecek ve orada da temizlik çalışmalarına başlayacağız.

Yine Sıfır Atık Mavi'de Mapa Şamandıra projemiz... Bu da çok önemli. Yani Fethiye-Göcek bölgesinde yaklaşık 80 kilometrelik bir güzergâhta 926 mapayı hayata geçirdik ve artık o deniz çayırlarını koruyoruz. Bu niye önemli? Çünkü buradan nefes alıyoruz. Yani denizlerden, okyanuslardan, yeşil alanlardan nefes alıyoruz.

DOA uygulamamız, depozito uygulamamız dalga dalga artık büyüdü. 81 ilimizde, bütün ilçelerimizde, beldelerimizde DOA uygulaması olacak, olmaya devam ediyor ve bu kapsamda o kararlılığımızı, sıfır atık yaklaşımımızı gösterme adına da önemliydi.

Millet bahçelerimiz; yine yeşili artırma adına Sayın Cumhurbaşkanımız biliyorsunuz 81 ilde 81 milyon metrekare hedef ortaya koydu ve bu kapsamda 526 millet bahçesi projelendirildi. 50 küsur milyon metrekaresi bitirildi, vatandaşımızın hizmetine açıldı. En son açılanlardan bir tanesi Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi İstanbul'da. Biliyorsunuz biz "Orayı yapacağız" dediğimizde, burayı "İşte otel yapacaklar, AVM yapacaklar" diye eleştirenler oldu ama biz burayı vatandaşımıza, insanımıza, İstanbul'a açacağız dediğimiz ve sözümüzü tuttuğumuz bir projeydi. Millet bahçelerini 2030 yılına kadar yine 100 milyon metrekareye çıkarma hedefiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Aslında her sektörde bu çalışmayı yapıyoruz diyebilirim. 

"İklim değişikliği aslında bir taraftan da milli güvenlik meselesi"

Su yönetimi konusunda Tarım ve Orman Bakanlığımız, Sayın Bakanımız İbrahim Yumaklı'yla gerçekten uyum içerisinde çalışıyoruz. Onlar şehre su getirilmesi konusunda Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğümüzle çalışıyorlar. Tabii su bundan sonra çok kıymetli. Yani su kaynaklarının azalacağını düşündüğümüzde, iklim değişikliğinin etkisiyle birlikte kuraklığın artacağını düşündüğümüzde gıda güvenliği açısından da önemli.

Yani iklim değişikliği aslında bir taraftan da milli güvenlik meselesi. Yani bu kadar önemli. Bu noktada da ilgili bakanlığımız, Tarım Bakanlığımızla uyum içerisinde çalışıyoruz. Hem sürdürülebilir tarım uygulamaları hem şehrimizdeki bu anlamda su güvenliği, gıda güvenliği açısından oldukça uyumlu, verimli çalışmalar yapıyoruz. Her sektörde, her bakanlıkla... Yani İçişleri Bakanlığımızla, Adalet Bakanlığımızla; Tarım, Milli Eğitim, Turizm... Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koymuş olduğu 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda tüm bakanlıklarımızla uyum içerisinde çalışıyoruz. Sanayide yeşil sanayileşmeyi yapıyoruz. Enerjide temiz enerjiye geçişle ilgili Sayın Bakanımız açıkladılar 2040 yılında bu elektrifikasyonu ülke genelinde yaygınlaştıracağımız hedefleri açıkladılar.

Turizm sektöründe yine her alanda kullanıyoruz; yeşil sanayileşmeyle, sürdürülebilirlikle ekonomi alanında bakıyoruz. Yani savunma sanayiinde bile bu yaklaşımı sağ olsun Savunma Bakanımızla çalışıyoruz. Birliklerimiz bu anlamda, hemen hemen her birlikte sıfır atık yaklaşımı ve aslına bakarsanız bu hedefler doğrultusunda adımlar atıyoruz. Eğitim çok önemli; Milli Eğitim'le eğitim farkındalığını, iklim değişikliğini müfredata işledik. Sağ olsun Sayın Bakanımız bu noktada bir değişikliğe gittiler ve gençlerimiz artık iklim değişikliği nedir biliyorlar. En önemlisi de bu.

Eylem gündeminde belirlediğimiz hedeflerden bir tanesi dirençli şehirler

Eylem gündeminde belirlediğimiz hedeflerden bir tanesi, yani dirençli şehirler. Bu kapsamda Hatay'da bir toplantı düzenledik; yani tüm dünya ülkelerini Hatay'a davet ettik. Biliyorsunuz 6 Şubat'ta gerçekten büyük bir acı yaşadık. Asrın felaketi dediğimiz acı sonrasında 14 milyon insanımızın etkilendiği, 11 ilimizde 50 bini aşkın canımızı, kardeşimizi yitirdiğimiz çok acı bir tecrübe yaşadık. Çok zor günlerdi. Yani birçok ocağa ateş düştü. İnsanlar evsiz kaldı, barksız kaldı; işlerinden oldular, yurtlarından oldular.

Ve o gün Sayın Cumhurbaşkanımız "Biz kimseyi darda, yokta, yoksullukta bırakmayacağız ve bu şehirleri eskisi gibi yeniden ayağa kaldıracağız" sözü verdi. Bu önemli bir sözdü ve 15. günde ilk temelleri attık. 45. günde ilk evlerimizi teslim ettik ve saatte 23, günde 550 konut üreterek dünyaya örnek olacak, eşi benzeri olmayan bir çalışmayı orada 200 bin mimar, mühendis, işçi kardeşimizle birlikte yaptık.

Ve sonunda da iki yıl gibi kısa bir sürede 11 ilde 455 bin konut... Yani bu neredeyse bir Avrupa ülkesi, bu büyüklükten bahsediyoruz. Konutu bitirdik, teslim ettik. Bu konutların hepsi sürdürülebilir yaklaşımla hazırlanmış, sıfır atık benimsemiş ve kendi enerjisini üreten, yenilenebilir enerjiyi kullanan, ısı yalıtımlı binaların olduğu, depreme dayanıklı, afetlere dayanıklı şehirler olarak inşa ettik.
Ve bu tecrübeyi tüm dünyaya aktaracağız. Yani buradaki birikimi, buradaki koordinasyonu, buradaki finans yönetimini, buradaki iradeyi tüm dünyaya aktaracağız. Biz bunu söylediğimizde insanlar inanamıyor. "Nasıl olur?" diyor iki yıl gibi kısa bir zaman... Gidip gösterdik, ancak o zaman inandılar.
Ve bu tecrübeyi aktarmak şu anlamda çok önemli: Biz bu acıyı yaşadık, başka ülkeler yaşamasın istiyoruz. O yüzden de hep "Kentsel dönüşüm" diyoruz, "Deprem dönüşümü" diyoruz. İnsanların bu acıyı yaşamaması adına biz şehirlerimizi dirençli hale getirmemiz lazım. Hem enerjimiz daha az bu anlamda kullanıyoruz hem de yaşadığımız afetler sonrası malımıza, canımıza daha az zarar geliyor. O yüzden dirençli şehirleri bu anlamda 11 Kasım'da liderlerin de katılacağı bir organizasyonda tüm dünyaya aktaracağız.

45 bin gönüllü başvurdu 145 ülkeden. Ve biz de onların arasından yaklaşık 5 bin 500 gönüllü gencimizi seçtik. Ve onlarla bugün bir araya geldik. 1992 yılında doğan bir genç bugün işte 34 yaşında, genç diyeceğimiz bir yaş. Ve o doğdu; okula gitti, üniversiteye gitti, iş hayatına gitti; dünya hala iklim değişikliği ile mücadeleyi konuşuyor. Ve gençler şunu bekliyor: "Artık konuşmayın, karar alın. Sonuç alın, netice alın" diyor. Biz de aslında COP31 sürecinde gençlerimize dedik ki: "Siz bu işin aktörüsünüz, öznesisiniz. Dolayısıyla her alanda, her kararda sizler varsınız. Sizlerle birlikte alacağız."

Gönüllü gençlerimizle birlikte ilk günden beri çalışıyoruz. Söz hakları da var, karar verme hakları da var. Yani bundan sonraki süreç aslında onların hayatı. Yani düşünsenize, ada ülkesinde yaşayan bir genç eğer bu mücadele verilmezse topraklarını kaybedecek. Hatıralar gidecek, evi gidecek, barkı gidecek. O yaşadığı, çocukluğunun geçtiği anılar yok olacak. Dolayısıyla burada gençleri sürecin her aşamasında karar veren pozisyonda yanımıza aldık. Almaya da devam edeceğiz son güne kadar. Çünkü onların hayatı. Gelecek onların. O yüzden onlarla birlikte bu kararları almalıyız.

Dolayısıyla hem müzakerelerde var hem kararlarda var hem eylem gündeminde gençlerimiz var. Bunun dışında buraya gelen gençler neyi görecekler? Aslında özel sektörümüzle, iş dünyamızla, sanat dünyamızla... Yani COP-Art dediğimiz çok özel bir alan var. Sadece orayı belki 20 dakika anlatmamız lazım. Orada sanatçılarımız sürdürülebilirlik bağlamında eserlerini sergileyecekler.

Yine start-up zonlarında iklim değişikliğiyle mücadelede gençler projelerine destek alacak. Yani orada gençlerle yatırımcı bir araya gelecek. Burada bilgiye, teknolojiye erişecek. Bu çok önemli. Yani tüm dünya ülkeleri, 196 ülke, birçok ülke burada pavilion açıyor; projelerini, hedeflerini, bu alanda yaptığı yatırımlarını dünyayla paylaşacak.

İşte adaletten bahsediyoruz ya; adalet dediğiniz zaman burada insanların bilgiye erişmesi lazım, teknolojiye erişmesi lazım. Her ülke bu bilgisini, birikimini paylaşması lazım. Burada da bu var. Üniversitelerimiz var, bilim insanlarımız var. Gençlerimize burada 7 gün 24 saat yaşayabilecekleri aktivitelerden tutun da yani işte 6 bin 250 kişilik konferans salonumuzda etkinlikler olacak, konserler olacak. Orada farkındalığı artıracak yine gösteriler olacak. Amfitiyatrolarımız var. Buradaki tüm pavilionlarda gençler kendilerine bir alan bulabilecekler.

Türkiye'nin önderliğinde bir gençlik zirvesi planlanabilir mi

Gelecekte onlar söz sahibi olacak derken de aslında bunu söylemeye çalışıyoruz. Yani sonuçta biz görevimizi yapıyoruz. Antalya'da, Türkiye'de bu organizasyonun düzenlenmesinin şöyle bir kazanımı var: Tüm dünya Türkiye'nin sesini duyacak; her sektörde, her alanda. Türkiye bu konuya liderlik edecek. Yani ben şöyle düşünüyorum: 2050 yılına kadar tüm dünya için aslında en önemli konulardan bir tanesi. Neden? Evet, savunma harcamalarına ülkeler karar alıyor, diyorlar ki: "Bütçemizi artıralım." Değil mi? Diyorlar ki: "Yüzde 5'e çıkaralım." Peki, çıkardık; ne için çıkarıyoruz? Sınırlarımızı koruyabilmek, ülke güvenliğini sağlayabilmek için, değil mi?

Peki, iklim değişirse; aşırı yağışlar, seller, hortumlar, heyelanlar artarsa; koruyabilecek bir toprağınız kalmadıktan sonra savunma harcamasını artırmanın ne anlamı var? Değil mi? Siz aynı kararlılığı iklim değişikliği ile mücadelede de göstermek zorundasınız. Daha yaşanabilir bir dünya için, ortak evimiz için bunu yapmak mecburiyetindeyiz. İşte biz Türkiye olarak diyalog, uzlaşı ve aksiyon prensipleriyle, üç kelimeyle organizasyonumuzu ifade ediyoruz. Ve gençlerimiz inşallah çok daha güzelini, çok daha iyisini buradaki bilgiyle, birikimle, tecrübeyle yapacaklar. Gençlerimizin her taleplerini, makul talepleri diyelim, karşılamaya çalışıyoruz. Görüyorlar, konuşuyoruz. Fikirlerini aktarıyorlar, hedeflerini aktarıyorlar, hayallerini aktarıyorlar. Yani hayal olmadan hiçbir şey olmuyor.