* Angelina Jolie ile nasıl tanıştığınızı merak ediyorum...
- Aslında Angie’yle daha önce karşılaşmıştım ama buna gerçekten tanışmak denmez. Sanırım Altın Küre partisinde ayaküstü karşılaşıp “Çalışmalarına bayılıyorum” gibi birkaç kelime etmiştik.
Ortak bir arkadaşımız vardı. Hollywood’la hiçbir ilgisi olmayan biriydi. Politik gazeteci, aktivist ve feminist bir kadın. İkimize de ayrı ayrı sürekli “Siz mutlaka tanışmalısınız. Çok iyi arkadaş olursunuz. Birbirinize o kadar benziyorsunuz ki!” diyordu. Biz de “Evet, olabilir ama sırf ikimiz de oyuncuyuz diye bunu zorlamanın bir anlamı yok” diye düşünüyorduk.
Sonra “Eternals” filminde birlikte çalışacağımız belli oldu ve Comic-Con’da buluştuk. Açıkçası Angie’yle yakınlaşacağım son yerin Comic-Con olacağını düşünürdüm! Ama işte o film sayesinde orada bir araya geldik. Sohbet etmeye başladık, ortak arkadaşımızdan konuştuk. Hatta çekimler sırasında o arkadaşımız Angie’yi ziyarete de geldi. Arkadaşlığımız böyle başladı. Ama asıl bağımız birlikte çalışırken oluştu.
* “Without Blood” için bir araya geldiğinizde...
- Evet, birbirimizle iletişim kurma biçimimiz çok farklıydı. Zihinlerimiz, sorunlara yaklaşımımız, çözüm bulma şeklimiz birbirine çok uyuyordu. Sanki birbirimizi başkalarından çok daha kolay anlayabiliyorduk. Her şey son derece doğal gelişti. Hiçbir şeyi zorlamadık.
2 SAAT DOĞAÇLAMA YAPTIM SETTE HERKES AĞLADI
* “Without Blood”da canlandırdığınız Nina, yoğun ve zorlayıcı bir rol. Nasıl hazırlandınız?
- Aslında bu filmde her şey çok farklıydı. Angelina’yla zaten sürekli konuşuyorduk. Hani bir filmde yönetmenle özel bir görüşme yapıp karakteri ve senaryoyu konuşursunuz ya... Bizim ilişkimiz hiç öyle değildi. Aylar boyunca düzenli olarak konuşuyorduk. Bazen çocuklarımızdan, bazen günlük hayatımızdan, bazen de filmden söz ediyorduk. Film hakkında konuşurken bir anda kendimizi siyasi meseleleri tartışırken buluyorduk. Aylarca süren çok güzel sohbetlerimiz oldu. Aslında farkında bile olmadan bu konuşmalar beni karakterime hazırlıyormuş. O kadının dünyasına yavaş yavaş girmeye başlamışım. Ama bu deneyimi hayatımda yaptığım her şeyden ayıran; bir daha yaşayabileceğimi hiç sanmadığım çok özel bir an var...
- Angelina aslında çekimlere daha erken katılmamı istemişti ama başka bir işim olduğu için gidememiştim. Son anda programımı ayarlayıp ona sürpriz yapmak için sete gittim.
Ben olmadan bazı sahneleri çekmeye başlamıştı. Hatta arkadan göründüğüm sahnelerde dublör kullanıyordu. Beni karşısında görünce, “Hemen kostümünü giy, başka bir şey deneyelim!” dedi.
O gün sette olmam programda yoktu. Angelina bu beklenmedik fırsatı değerlendirip benden karakterimin akıl hastanesindeki hayatını doğaçlama canlandırmamı istedi. Bembeyaz bir odadaydım. Ne dekor vardı, ne bir eşya ne de ezberlenmiş bir replik. Üstelik bir oyuncu olarak ulaşmam gereken belirli bir hedef bile yoktu.
Tam 2 saat boyunca doğaçlama yaptım. Setteki herkes farklı anlarda ağladı. Bu sahnelerin neredeyse hiçbiri filmde yer almıyor. Belki 13 saniyesi kullanılmıştır. Ama o iki saatlik deneyim benim için inanılmaz derecede değerliydi. Çünkü o süre boyunca tamamen o kadın olmak zorundaydım. Düşünsenize, 2 saat boyunca hiç ara vermeden aynı karakterin içinde kalabilmek için nasıl bir konsantrasyon gerekiyor! Açıkçası hem ben hem de setteki herkes şaşırmıştı. Hayal gücümü ve yaratıcılığımı kullanarak, tek bir kez bile çekimi durdurmadan bu kadar uzun süre karakterin içinde kalabilmiştim. Sanki bir tiyatro oyunu, hatta bir performans sanatı gibiydi. O 2 saat bana filmin geri kalanı için inanılmaz bir özgüven verdi.
Bazen bir karakterin asıl hikâyesi söylediklerinde değil, söyleyemediklerinde gizlidir. Örneğin herkesin içinde karşısındaki adama bağıramıyor. İçinden geçenleri haykıramıyor. Başka, önemsiz şeylerden söz ederken zihninin gerisinde onlarca farklı hikâye, duygu ve düşünce dolaşıyor. Yani mesele yalnızca ağzımdan çıkan kelimelerle sınırlı değildi. Her an, söylenenlerin arkasında çok daha fazlası vardı. Ve eğer ben o duyguları gerçekten hissetmeseydim, Angelina bunu hemen anlardı. Çünkü bu süreçte karakterimi Angelina da en az benim kadar tanıdı. Aramızda gerçekten çok yoğun, derin ve yaratıcı bir iş birliği vardı.
NINA’YI KEŞFEDERKEN ÇOCUKLUK TRAVMALARIM GÜN YÜZÜNE ÇIKTI
* Kendi hayatınızdan karaktere bir şeyler katar mısınız?
- Nina karakterini keşfetmeye çalışırken, çocukluğumda yaşadığım ve çoktan unuttuğumu sandığım bazı travmalar yeniden gün yüzüne çıktı. Bazen sette Angelina’yla karavana çekiliyorduk. Dışarıdakiler içeriden çığlıklar, ağlamalar, kahkahalar duyuyorlardı. Kapıyı çalıp bizi çağırıyorlardı ama Angelina bana her zaman ihtiyacım olan zamanı tanıyordu.
Çünkü o artık benim için bir kız kardeş gibiydi. Yalnızca yönetmenim değildi. Beni çok iyi tanıyan, anlayan bir dostumdu. Geçmişimden gelen bazı duygularla başa çıkmamda da bana yardımcı oluyordu.
Bazen kafam karışıyordu. Çünkü karakteri yaratırken kendi yaşadığım travmaları kullanmak istemiyordum. Ama aylar önce Angelina’yla yaptığımız bir telefon konuşması vardı ki, sonradan benim için çok önemli hâle geldi. Bir gece çocukluğumuz üzerine konuşmaya başladık. İnsan kendi çocukluk hâliyle konuşabilse, ona ne söylerdi? Sonra konu gelecekteki kendimizle konuşmaya geldi. Ya gelecekteki kendinle konuşabilseydin? Bugün bulunduğun noktaya bakarak ona ne sorardın?
Gelecekte nasıl biri olacağını, nerede olacağını nasıl hayal ederdin? İnsanın çocukluğu, bugünü ve geleceği arasında kurduğu bağları konuşuyorduk. Üstelik ikimiz de farklı yaşlarda kız çocukları olan anneleriz. Bu yüzden bu sohbetler bizim için daha da anlamlıydı.
O zamanlar sadece ilgimizi çektiği için yaptığımız bu konuşmaların, film sırasında bana ne kadar yardımcı olacağını bilmiyordum. Nina’yı canlandırırken bu sohbetlerden çok yararlandım. Çünkü Nina’nın hikâyesi de aslında insanın hayatının farklı dönemlerinde yaşadığı travmalarla ilgiliydi.
Sanırım bu filmi Angelina gibi bilge, beni anlayan ve çok sevdiğim bir dostumla yapmak, farkında bile olmadığım bazı yaralarımı iyileştirmeme yardımcı oldu.




