Eğitim, ekonomik koşullar ve değişen toplumsal roller bu süreci etkilerken, anne-babaların aşırı korumacı tutumu en büyük etken olarak gösteriliyor
Çocuklarımız üzülmesin, zorlanmasın, hata yapmasın derken onların kendi hayatlarını yönetmeyi öğrenmelerinin önüne mi geçiyoruz?
Ergenlik her çağda karmaşık bir dönem olmuştur. Her dönemin anne-babaları da bu süreçle başa çıkabilmek için kendi bilgilerine göre çözümler bulmuş. Ancak günümüze geldiğimizde tüm ezberlerin bozulduğunu görüyoruz. Eskiden biyolojik olarak en erken 10 yaşında başlayan ergenlik, altı yaşa kadar düştü. Buna karşılık beyinsel ve psikolojik gelişim yaşı gerilerdi. Araştırmalar, eskiden altı yılda girilip çıkılan ergenliğin artık 14 yıl sürdüğünü gösteriyor. Yani çocukluk kısaldı ama ergenlik süresi uzadı.
Biyolojik olarak ergenlik belirtilerinin görülmesinde kuşkusuz hormonlu gıdaların, fastfoodların ve tarım ilaçlarının payı var. Ancak ne oldu da çocukların yetişkine dönüşmesi bu kadar uzadı? Kendi anne-babalarına göre daha iyi birer ebeveyn olduğunu düşünen kuşak bu konuda sınıfta mı kaldı? Daha bir hayat verelim derken onları sorunlardan uzak tutarak deneyim kazanmalarını mı engelledik?
Çalışmak istemeyenler, okumayı anlamsız bulanlar, tek başına karar alamayanlar, ekran başından kalkmayanlar, evlenmek istemeyenler, artan ev gençleri... Klinik Psikolog Hilal Çorbacıoğlu'yla uzayan ergenliğin ardında yatan gerçekleri masaya yatırdık.
- "Çocuğumun yerine mi yaşıyorum?" dedirtecek üç temel davranış nedir?
- Anne babalara üç soru sorardım: Bir, çocuğumun çözebileceği problemleri sürekli ben mi çözüyorum? İki; onun üzülmesine, başarısız olmasına veya yanlış karar vermesine dayanamadığım için hayatını sürekli kolaylaştırıyor muyum? Üç; yaşı büyüdükçe sorumluluğu ona devretmek yerine hâlâ daha fazla kontrol etmeye mi çalışıyorum?
Bu üç sorudan birkaçına cevabımız 'evet' ise biraz geri çekilmemiz gerekebilir. Çünkü çocuklarımızı sevmek, onların hiç düşmeyeceği bir yol hazırlamak değildir. Düştüğünde kalkabileceğini, kaybettiğinde yeniden deneyebileceğini, bilmediğinde öğrenebileceğini ve biz yanında olmadığımızda da hayatın karşısında durabileceğini öğretmektir.
Belki ebeveynliğin en zor tarafı da tam burada başlıyor: Bir zamanlar elinden tuttuğumuz çocuğun elini, zamanı geldiğinde bırakabilecek kadar ona güvenebilmek. Ve ben anne-babalara son olarak şu soruyu bırakırdım:
"Çocuğunuz bugün siz olmadan ne yapabiliyor?" Çünkü bazen iyi ebeveynliğin en görünür sonucu, çocuğumuzun bize ne kadar bağlı olduğu değil; biz olmadığımızda da hayatını ne kadar taşıyabildiğidir.
- Ebeveynlerin çocuklarının hayatını fazla kolaylaştırması bağımsızlaşmayı nasıl etkiliyor?
- Ebeveynlik çocuğun önündeki bütün taşları toplamak değildir. Çünkü biz bütün taşları toplarsak çocuk taşlı bir yolda nasıl yürüyeceğini öğrenemez. Çocuğun çantasını sürekli hazırlamak, unuttuğu ödevi yetiştirmek, öğretmeniyle yaşayabileceği küçük problemleri onun adına çözmek, arkadaşlarıyla çatışmalarına hemen müdahale etmek, yapabileceği işleri onun yerine yapmak, gençlik döneminde randevularını ve sorumluluklarını takip etmek... Bunların hepsi sevgiyle yapılabilir. Fakat sevgiyle yapılan her davranış gelişim açısından faydalı değildir.
Bazen iyi ebeveynlik, yardım etmekten çok yardım etmemeye dayanabilmektir. Çünkü çocuğa verilmesi gereken mesaj "Sen yorulma, ben yaparım" değil; "Zorlanabilirsin ama yapabileceğine inanıyorum ve ihtiyaç duyduğunda buradayım" olmalıdır.
- Bugünün ebeveynleri çocuklarının zorlanmasından daha mı çok korkuyor?
- Bütün ebeveynleri ve kuşakları aynı şekilde değerlendirmek doğru olmaz; fakat günümüzde ebeveynlik kültüründe çocuğun olumsuz duygularını hızla ortadan kaldırmaya yönelik güçlü bir eğilim görüyoruz. Çocuk sıkılmasın, üzülmesin, dışlanmasın, başarısız olmasın, eksik hissetmesin... Fakat burada çok önemli bir ayrım var: Çocuğu acıdan korumak ile hayatın doğal zorluklarından korumak aynı şey değildir. Çocuklarımızın travma yaşamasını istemeyiz. Fakat her hayal kırıklığı travma değildir. Her başarısızlık zarar değildir. Her mahrumiyet eksiklik değildir. Hatta bazı küçük mahrumiyetler, beklemeler ve hayal kırıklıkları çocuğun psikolojik bağışıklık sisteminin geliştiği alanlardır.
- "Ben onun yaşındayken..." yaklaşımı neden yanıltıcı olabilir?
- Olabilir, aynı yaşta olabiliriz ama aynı dünyada büyümüyoruz. Bugünün gençlerinin ekonomik şartları, eğitim süreçleri, dijital ortamları, sosyal ilişkileri, meslek seçenekleri ve gelecek belirsizlikleri önceki kuşaklardan farklı. Bu yüzden "Ben 22 yaşında şunları yapmıştım" cümlesi tek başına sağlıklı bir ölçüt değildir. Ama bunun tersi de doğru: Dünyanın değişmiş olması, gençlerden hiçbir sorumluluk beklememek anlamına gelmez. Bence daha doğru soru şudur: "Ben onun yaşındayken ne yaptığımdan çok, bugün onun kendi şartları içerisinde yapabileceği hangi sorumlulukları hâlâ onun yerine yapıyorum?" Bu soru kuşak çatışmasından çok daha öğreticidir.
- Çocuğun hata yapmasına neden izin vermeliyiz?
- Çünkü hata, gelişimin laboratuvarıdır. Bir çocuk verdiği kararın küçük ve güvenli sonuçlarıyla karşılaştığında neden- sonuç ilişkisini öğrenir. Problem çözmeyi, duygularını düzenlemeyi, telafi etmeyi ve yeniden denemeyi öğrenir. Ebeveyn her problemi çözdüğünde çocuk yalnızca problem çözme fırsatını kaybetmez; kendisine güven geliştirme fırsatını da kaybedebilir. Çünkü öz güven sürekli "Sen harikasın" denilerek değil, çoğu zaman "Zorlandım ama yaptım" deneyimleriyle gelişir. Çocuğun hayatından bütün düşmeleri çıkarırsanız, ona kalkmayı öğretemezsiniz.
- Ailesiyle yaşayan genç, psikolojik olarak bağımsız olabilir mi?
- Kesinlikle olabilir. Ekonomik bağımsızlık ile psikolojik bağımsızlığı birbirinden ayırmamız gerekiyor. Bir genç ekonomik şartlar nedeniyle ailesiyle yaşayabilir ama kendi sorumluluklarını takip ediyor, ev yaşamına katkıda bulunuyor, kararlarını verebiliyor, problemlerini kendisi çözebiliyor ve seçimlerinin sonuçlarını üstlenebiliyorsa; psikolojik açıdan oldukça bağımsız olabilir. Tersi de mümkün. Kendi evinde yaşayan fakat her önemli kararını ailesine bırakan biri psikolojik olarak bağımsız olamaz. Dolayısıyla yetişkinliği "Aile evinden çıktı mı?" sorusuyla değil, "Kendi hayatının sorumluluğunu ne ölçüde taşıyor?" sorusuyla değerlendirmek daha sağlıklıdır.
- Sosyal medya ve dijital dünya, yetişkin olmayı etkiliyor mu?
- Dijital dünyayı tek başına suçlamak doğru olmaz. Sorun, ekranın gerçek hayat deneyimlerinin yerine geçmeye başlamasıdır. Gerçek hayatta arkadaş edinmek risklidir; reddedilebilirsiniz. İş yapmak yorucudur; başarısız olabilirsiniz. Problemi çözmek sabır ister. Beceri geliştirmek zaman alır. Dijital dünya ise daha hızlı ödül ve daha düşük bedel sunar.
Ne kadar gerçek sorumluluk alıyor?
Ne kadar yüz yüze iletişim kuruyor?
Ne kadar bekliyor?
Ne kadar sıkılıyor?
Ne kadar üretiyor?
Ne kadar sorun çözüyor?
Yetişkinlik ekrandan öğrenilen değil, büyük ölçüde hayatın içinde prova edilen bir beceridir. Çocuğun ekran süresinden çok hayatla temas süresini konuşmalıyız.
- Psikolojik olarak yetişkinliğe geçememiş bir gençte hangi davranışları görürüz?
- Burada tek bir davranış üzerinden "Bu genç büyümemiş" demek doğru olmaz. Bir gencin zaman zaman ailesinden yardım istemesi, kararsız kalması veya hata yapması son derece doğaldır.
Ama sürekli olarak kararlarını başkalarına bırakan, yaptığı seçimlerin sonuçlarını üstlenmeyen, her zorlukta bir kurtarıcı arayan, hayal kırıklığına tahammülü çok düşük olan, sorumluluklarını sürekli erteleyen ve yaşadığı sorunların nedenini çoğunlukla dışarıda arayan bir örüntü varsa üzerinde durmak gerekir. Benim için önemli göstergelerden biri olan "Hayatımda olanlardan başkaları sorumlu" düşüncesinden, "Hayatımın sorumluluğunu ben de taşıyorum" düşüncesine geçebilmek. Psikolojik yetişkinliğin önemli eşiklerinden biri budur.
- Yaşına uygun sorumluluk verilmemesi ileride neye yol açabilir?
- Sorumluluk yalnızca ev işi öğretmez. Çocuğa "Ben yapabilirim" duygusunu öğretir. Küçükken masasını toplamayan, eşyasını takip etmeyen, parasını yönetmeyen, seçim yapmasına izin verilmeyen bir çocuktan 20 yaşına geldiğinde birden hayatını yönetmesini beklemek gerçekçi değildir. Çünkü karar verme de problem çözme de kas gibidir; kullanıldıkça gelişir.
Çocuk küçük kararlar verir, bazen yanlış yapar, sonucunu görür, yine dener. Böylece zihninde, "Bir problem çıktığında dünyanın sonu gelmiyor. Düşünebilir, deneyebilir, düzeltebilirim" fikri oluşur. Bu yetişkinlikteki öz yeterliliğin önemli temellerinden biridir.
- Çocukluktan yetişkinliğe geçiş neden bugün daha uzun sürüyor?
- Şunun altını çizelim: Çocukların hayatından zorluğu fazlasıyla çıkardık. Daha az beklesin, daha az üzülsün, başarısız olmasın, hayal kırıklığı yaşamasın diye yetişkinlerin çözmesi gereken değil, çocuğun çözmesi gereken sorunları da çözmeye başladık.
Oysa yetişkinlik, istediğim her şey olmayabilir ama bununla baş edebilirim. Bir çocuk bu deneyimi küçük yaşlarda yaşamıyorsa takvim yaşı büyürken psikolojik dayanıklılığı aynı hızda büyümeyebilir. Bu nedenle mesele sadece "Gençler neden geç büyüyor?" değil. Bence yetişkinler olarak kendimize de şu soruyu sormalıyız: Biz onların büyümesine ne kadar izin veriyoruz?
- Biyolojik ergenlik ile sosyal yetişkinlik arasındaki mesafenin açılması gençleri nasıl etkiliyor?
- Bugünün genci bedensel olarak daha erken "Ben büyüdüm" sinyali alabiliyor; fakat ekonomik ve toplumsal hayat ona uzun süre "Henüz değilsin" diyebiliyor. Bu arada kalmışlık psikolojik açıdan önemli. Genç, bir taraftan özgürlük istiyor, diğer taraftan hâlâ ailesine bağımlı. Kendi kararlarını vermek istiyor ama ekonomik sonuçlarını taşıyabilecek durumda olmayabiliyor. Sonuçta kimlik karmaşası, yetersizlik duygusu, gelecek kaygısı ve sürekli kendini başkalarıyla kıyaslama görülebiliyor. Sosyal medya da "Herkes hayatını kurdu, ben geride kaldım" algısını besleyebiliyor. Oysa yetişkinlik bir doğum günüyle başlamıyor; sorumluluğu yavaş yavaş devraldığımız bir süreç olarak inşa ediliyor.
- Toplum gençlerden yetişkin olmasını beklerken onları çocuklaştırıyor mu?
- Burada ciddi bir çelişki olabiliyor. Bir taraftan gence "Oku, başarılı ol, kariyer yap, para kazan, geleceğini kur" diyoruz. Diğer taraftan "Sen bilmezsin, ben karar vereyim, aman yanlış yapma" diyebiliyoruz. Yani gençten yetişkin sonuçları beklerken ona yetişkinlik pratiği vermeyebiliyoruz. Sonra da 20'li yaşlarında "Bu çocuk neden sorumluluk almıyor?" diye soruyoruz. Oysa sorumluluk 20 yaşında verilen bir ödev değildir. Çocukluk boyunca azar azar devredilen bir hayat alanıdır.





