Sizi bilmem ama ben Kara Haydar ismini ilk defa gözaltına alındığında duydum.

Kabul ediyorum; bir sosyal medya cahili olabilirim.

Adı; Mehmet Fatih Tançalan, eşi Çağla Öz...

Düğünleri olay olunca; Kara Haydar “Altınlar kiralıktı” demiş, eşi ise bunu yalanlayınca operasyon başlatılmıştı.

Çünkü IBAN’la para toplanmış karşılığında da bir insanın zor taşıyacağı kadar altın alınmıştı.

Peki Kara Haydar ne yapar, ne işle uğraşır?

Gözaltına alınıp tutuklanınca dikkatlice bir daha baktım.

İyilik için hareket edenler, kilometrelerce yol gidenler var.

Bu insanlar sponsor bulmakta zorlanırken; kendi imkânlarıyla mücadele ederken Kara Haydar sırf yürüdüğü için IBAN’ına milyonlar geliyor.

Bir de garajdan çıkan dövizleri düşünün.

16 milyon 440 bin Euro ve 700 bin dolar nakit para bulunmuş.

Bir öğretmen sınıfta otuz çocuğun geleceğiyle uğraşıyor.

Bir mühendis çizdiği projenin sorumluluğunu taşıyor.

Bir küçük esnaf sabah kepengi açıyor, akşam hesabı tutturmaya çalışıyor.

Telefon seni çekiyor. İnsanlar seni izliyor. Sonra IBAN’ına milyonlar geliyor.

“Maddi imkansızlıklardan dolayı okumakta zorlanan bir gence burs verir misin?” diye sorsan, iki saniyede geçersin; “Adam yürüyor” dediğin Kara Haydar’a milyonları yolluyorsun.

Ama bu sabah 20 milyon liraya satabileceğiniz anlamına gelmez.

Ama milyonlarca lotu 100 liradan satabileceğiniz anlamına gelmez.

Fon krizi Türkiye’ye pahalı bir finans dersi veriyor.

Çünkü bugüne kadar fonlarda hep getiriyi konuştuk.

Şimdi 455 bin 758 yatırımcı başka bir soruyla karşı karşıya.

Portföydeki hisselerde yeterli alıcı yoksa, ekranda gördüğünüz rakamın anlamı yoktur.

Sanırım bundan sonra fon seçerken sadece getirisine bakmayacağız.

“Likidite” kelimesini yarım milyon insan belki de ilk kez bu kadar yakından öğrendi.

MASANIN etrafında Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas, Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon, küratör Anna Hiddleston, Arkas Sanat Direktörü Müjde Unustası, Arkas Sanat Uluslararası Sergiler Danışmanı Jean Luc Maeso vardı.

Belki benim heyecanımın biraz da kişisel bir tarafı vardı.

Çünkü Paris’te Centre Pompidou’nun sergilerinde dolaşmak, gençlik yıllarımdan kalan en güzel anılarımdan biridir.

Şimdi Centre Pompidou, İzmir’de, Lucien Arkas Sanat Merkezi’nin çatısı altında olacak.

Arkas Sanat ile Centre Pompidou arasında 2026-2031 yıllarını kapsayan uzun soluklu bir iş birliği başladı.

Beş tematik sezon; her yıl iki sergi, toplam 10 sergi.

İlk büyük buluşma “Lumina: Renk ve Işık Sanatı” olacak.

Georges Braque’dan Kandinsky’ye, Joan Mitchell’dan Gerhard Richter’e, Bridget Riley’den Victor Vasarely’ye uzanan 83 eser...

Lucien Arkas’ın “Sanat bir şehrin tapusunda olamaz, sanat herkesin” dedi ve ekledi.

“Bu sergi İzmir’in değil, Türkiye’nin sergisi.”

Çünkü Türkiye’de kültür ve sanat dediğimiz zaman yıllardır refleks olarak İstanbul’a bakıyoruz. Bu elbette İstanbul’un başarısı.

Centre Pompidou Başkanı Laurent Le Bon da dedi ki.

“Lumina’nın İzmir’de olması çok önemli; çünkü İzmir ışıktır, İzmir renktir.”

Bir İzmirli olarak insan böyle bir cümleyi duyunca hoşuna gidiyor.

Sergiyi dolaştığınızda bunun yalnızca ev sahibine yapılmış zarif bir iltifat olmadığını da anlıyorsunuz.

Çünkü bu şehir gerçekten ışıkla yaşayan bir şehir.

Belki de bu nedenle “Lumina” İzmir’e bu kadar yakışıyor.

DEMOGRAFİNİN diğer ucunda çok çarpıcı bir değişim var.

Türkiye’de çocukların toplam nüfus içindeki payı.

1970’te yüzde 48.5, 1990’da 41.8, 2025’te 24.8.

Mevcut eğilim devam ederse 2040’ta 17.9’a düşmesi bekleniyor. 

İki veriyi yan yana koyun; çocukların oranı hızla düşüyor, yaşlıların oranı hızla yükseliyor.

Önümüzdeki 20 yılda; okul sayısını, öğretmen ihtiyacını, konut tipini, hastaneleri, belediye hizmetlerini, toplu taşımayı, AVM’leri, reklam sektörünü, turizmi hatta restoran mönülerini değiştirecek.

Bu rakamların yanında daha insani bir şey var.

Türkiye’de yaklaşık 1.8 milyon yaşlı insan tek başına yaşıyor.

Ve hükümet şimdi uzun dönemli bakım sigortası dahil yeni modeller üzerinde çalışıyor. 

Türkiye yıllarca “Genç nüfusumuz bizim avantajımız” dedi.

Galiba bu cümleyi yavaş yavaş değiştirmemiz gerekecek.