◊ “Terzi Fikri” adlı oyunla sahneye çıkmaya hazırlanıyorsunuz. Terzi Fikri kimdir? Bu oyun nasıl ortaya çıktı?
- Cevahir Önder: Biz Fatsalıyız. Terzi Fikri de Fatsa’nın önemli bir değeri. 80’li yıllarda sadece 9 ay görevde kalmış bağımsız belediye başkanı. En önemli özelliği, mezar taşında yazılı; “Ben ne yaptıysam halkım için, halkımla birlikte yaptım”. Halkçı bir belediye başkanı. Halkını hep savunmuş, halkının isteklerini ön planda tutmuş, halkı için yaşamış ve yaptıklarını da hep halkı için yapmış. Bizim de oyunda anlatmak istediğimiz onun neler yaptığı, bunları yaparken nelerden vazgeçtiği, ne bedeller ödediği... 1980’de cezaevine girdi, 1985’te vefat etti.
- Hüseyin Önder: Fikir Cevahir’den çıktı. Vefatının üzerinden 42 yıl geçmiş neredeyse, unutulmuş mudur diye düşündüm. Ki bizim amacımız da onu yeniden hatırlatmak zaten. Her 5 Mayıs’ta Türkiye’nin dört bir yanında anma yapılıyor. Şuna şahit oldum; ODTÜ öğrenci derneği, İTÜ öğrenci derneği, Ankara Üniversitesi, Gazi Üniversitesi sosyal medyadan anma mesajları yayınladı. O zaman algım kırıldı; meğer yeni nesil de onu takip etmiş.
- Hüseyin Önder: Fatsa’da büyüdük. 80 döneminde 8 yaş civarındaydık. Rahmetli babaannem bizi Fikri Amca’nın terzi dükkânına götürürdü. Yani fiziksel olarak ona temas etmiş insanlarız.
◊ Hikâyeyi sahneye taşımak için ailesiyle görüştünüz mü?
- Cevahir Önder: Tabii ki. Aile ilk kez bize izin verdi. Zaten bizi seven, tanıdığımız bir aile.
- Hüseyin Önder: Terzi Fikri adına kurulmuş Fatsa merkezli ulusal bir vakıf da var. Aile izin verdi ama biz asıl vakıftan izin aldık. Türkiye’nin her yerinden hatta dünyadan takipçileri, üyeleri var.
- Hüseyin Önder: Biz burada bir insanı anlatmak istedik. 5 yıl cezaevinde yatıyor, dışarıyı görmeden vefat ediyor. Kalp krizinden ölüyor, ki öldüğü gün aslında mahkeme beraat kararı veriyor. 37 kişi beraat ediyor o gün kararla.
- Cevahir Önder: Beraat ettiğini bilmeden vefat etmiş.
- Hüseyin Önder: Bu insan o hapishanedeyken neler yaşadı, halkı ve idealleri uğruna nelerden vazgeçti, nelerden ödün vermek zorunda kaldı ve bunlara değer miydi; bunları anlatmak istedik.
- Cevahir Önder: Oyunun asıl başlığı; “Fikrinle yüzleşebilir misin?” Soruyu aslında biz Terzi Fikri’yi anlatarak izleyiciye soruyoruz: “Sen olsaydın bu bedelleri öder miydin veya değer miydi?”
◊ Peki siz kendinize bu soruyu sorduğunuzda ne cevap veriyorsunuz?
- Cevahir Önder: Lider olmak için öncelikle bir fikrin olmalı. O fikre insanları inandırabilmen lazım. Sonra dik durmak gerekiyor. Bir de tabii ki liderler, hele ki bu tarzdaki fikir öncüleri bedel ödemek zorunda. Liderlere baktığımızda birçok bedel ödediklerini görüyoruz; kardeşlerini bırakmışlar, anne-babalarını yıllarca görmemişler, hapishanede yatmışlar, cenazelere gidememişler vs.
- Hüseyin Önder: Bence biz, bu oyunu yaparken bile bedel ödemeye hazırız. Şu anlamda; olumlu da, olumsuz da yaklaşanlar oldu bu fikre. “Bu oyunu yapmak cesaret ister” dediler. Bu oyunu sahneye koyarken bile bedel ödemeye hazırız yani. Biz burada ideolojik bir şey anlatmıyoruz, bir insanın hikâyesini anlatıyoruz.
- Cevahir Önder: Hikâyeyi anlatırken de ikiz olmanın avantajını kullanıyoruz. Siz iki kişi göreceksiniz ama aslında sadece Terzi Fikri var oyunda ve kendisiyle yüzleşiyor.
- Hüseyin Önder: Biri Terzi Fikri, öbürü yüzleştiği fikirleri... Bir adam 9 ayda yaptıklarıyla ülkeye bu kadar tesir etmişse, düşünsene 4 yıl kalsaydı neler olurdu... Bu oyunla bir misyonu gerçekleştiriyoruz. Oyunu yaparken hiç ticaret düşünmedik. Sadece Terzi Fikri’yi bilmeyenlere tanıtmak, bilenlere de hatırlatmak istiyoruz. Ailesi de “Bunu yapmak size yakışır” dedi. Daha önce birkaç dizi ve film teklifi gitmiş ama izin vermemişler. Çünkü o ismin ticari amaçla kullanılmasını istemiyorlar. Biz bu hikâyeyi yazdırdık ve aileye gönderdik. Sıfır revize geldi. Bize düşen görev bu teksti Terzi Fikri’ye yakışır bir şekilde sahnelemek.
- Cevahir Önder: 22 Eylül’de Trump Sahne’de prömiyer olacak. 29-30 Eylül’de Fatsa’da, doğduğu topraklarda ikinci prömiyeri yapacağız. Hemen arkasından Samsun’da, Ordu’da sahneye çıkacağız. Sonra da turne programı yapacağız.
◊ Kariyerinizde daha çok tiyatro odaklı ilerliyorsunuz, neden?
- Cevahir Önder: Biz aslında reklamcıyız. Bir reklam şirketimiz var ve 23-24 yıldır önemli markaların kreatif sürecini yönetiyoruz. Tiyatro bizim için hobi olarak başladı, işe dönüştü. Aslında biz de oyunculuk tarafımızı hem keşfedip hem de daha farklı yönlendirmek istiyoruz. Bizi nereye götürür, bilemiyoruz.
◊ Ayrı ayrı televizyon projelerinde yer almayı düşünür müsünüz mesela?
- Cevahir Önder: Hüseyin düşünüyor olabilir ama ben düşünmüyorum. Bana “Tiyatroda tek başına oynar mısın?” deseler de oynamam.
- Hüseyin Önder: Saygı duyuyorum ama bu ayrı ayrı iş yapmamak anlamına gelmiyor bence. Hayatın sadece bir döneminde gelebilecek bir fırsatla karşılaşabilirsin. Ben değerlendirebileceğimizi düşünüyorum. Tiyatro için demiyorum bunu ama. Tiyatro konusunda ben de aynı kanıdayım. Behzat’la Süheyl gibi sahne üzerinde ikili durumu yaratmak istiyoruz. Bu arada bizim daha sonra yapacağımız projemiz de belli. Sana buradan ipucu verebiliriz.
- Hüseyin Önder: “Kadir Dayı” diye bir proje yapmak istiyoruz. Onu da şuradan yola çıkarak düşündük; bize hep “Kadir İnanır gerçekten öyle mi? Filmlerinde göründüğü gibi mi?” diye soruyorlardı. Roldeki Kadir İnanır ile gerçek hayattaki Kadir İnanır’ın diyaloglarını sahneye taşımak istiyoruz. Tabii proje daha fikir aşamasında. İçinde dramanın da olduğu kara komedi gibi bir şey yapmayı düşünüyoruz. Henüz kimseye danışmadık. Çok aile üyesi var. Büyüklerden izin almamız lazım.
◊ Dayınız Kadir İnanır’la aranızdaki ilişki nasıldı? Mesleğinize katkısı ya da hayatınızda uyguladığınız bir öğüdü var mı?
- Hüseyin Önder: Dayımla mesleki temasımız biz modellik yaparken daha yoğundu. Tiyatroyla ilgilendiğimiz zaman hastalığına denk geldi. Tamamen hastanedeydi ve gerçekten zorlu bir dönem içindeydi. Tabii gelip seyretsin isterdik.
- Cevahir Önder: Ama Terzi Fikri’nin onayını verdi. Telefonda konuştuk.
- Hüseyin Önder: Biz Cevahir’le bir dönem modellik yaptık, müzikle ilgilendik. Sosyal çevresi geniş olan ve hızlı yaşayan çocuklardık. O yaşantı içinde hiçbir zaman sorumluluğumuzdan kaçmadık.
Dayım bir gün Türkiye’nin en önemli işadamlarının ve sanatçılarının olduğu bir yemekte “Ben bu çocukları niye çok seviyorum biliyor musunuz? Bu çocuklar o kadar sosyal hayatın içinde oldular ama beni bir gün olsun ne bir karakol aradı, ne bir zabıta, ne de bir kolluk kuvveti. Onlar da ‘Aman dayı bizi kurtar’ diye aramadılar. Her zaman sorumluluklarını bildiler, bu nedenle onları çok seviyorum” dedi.
“Ne yaparsanız yapın sorumluluğunuzdan vazgeçmeyin. Her şeyi düzgün yapın. Eğlenmeyi de kaliteli yaşayın. Kız arkadaşınız varsa ilişkinizi kaliteli ve düzgün, size yakışır şekilde yaşayın, hiçbir kızın kalbini kırmayın” derdi.
Bize her zaman öğüt veriyordu. Mesleki anlamda öyle bir şeye ihtiyacımız olmadı, çünkü sinema yapmadık. Ama modellik yaparken defilemizi seyretmeye geldi.
- Cevahir Önder: Ailemizde bir mottomuz var: Sanatta ve sporda torpil olmaz. Dayım için de geçerliydi bu. 90’lı yıllarda “Büyük İskender” diye bir dizi yapıyordu. O zaman da biz bir Fransız dergisine kapak olmuştuk. Diziye iki adam arıyorlar, biri sağ kolu olacak, biri sol kolu. Ekipten biri dergiyi gösteriyor, “Sen niye adam arıyorsun, yeğenlerin var ya” diyor. Birisinin demesiyle oluyor yani, orada bile torpil olmadı.
KADİR DAYIMIZIN MİRASI BİZİ İLGİLENDİRMİYOR
◊ Geçtiğimiz gün Kadir İnanır’ın vasiyeti açıklanacaktı, fakat bazı mirasçılarına tebligat ulaşmadığı için duruşma 17 Aralık’a ertelendi. O gün duruşmada siz de vardınız. Sanatçının tüm mirasını hayat arkadaşı Jülide Kural’a bıraktığı yönünde bir iddia var. Siz bu konuyla alakalı neler söylemek istersiniz?
- Cevahir Önder: Kadir İnanır bizim çok değer verdiğimiz bir aile büyüğümüz, dayımız. Sağ olduğu sürece bize her zaman manevi gücünü hissettirdi. Özellikle belirtmeliyiz ki; miras konusu bizi hiç ilgilendirmiyor. Biz o gün oraya miras için gitmedik. Mahkemenin bize gönderdiği tebligatlar nedeniyle, hukuki görevimizi yerine getirmek için gittik. Kuzenlerimiz de oraya aynı duyguyla gitti. Kimsenin bir miras beklentisi yok. Vasiyetin ne olduğu şu anda belirsiz.
Hüseyin’le ikimiz hayatımızın hiçbir döneminde “Dayımıza bir şey olursa bize ne kalır” diye düşünmedik. Aklımızın ucundan bile geçmedi bu. Çünkü biz bu değerlerle büyüyen insanlar değiliz. Ama hukukun gerektirdiği şeyleri de yerine getirmek zorundayız. O yüzden gideceğiz, dinleyeceğiz, itirazımız olan bir şey olsa itiraz edeceğiz ama dediğim gibi bunlar hukuki süreçler. Bizim beklentiye dayalı bir itirazımız şu anda yok.
Dayımızla ilişkimiz ölümüne kadar her zaman iyi olmuştur. Tabii ki bazı süreçlerde iletişimimiz koptu ama onu çok sorgulamadık. Bizden kaynaklıdır, ondan kaynaklıdır veya üçüncü kişilerden kaynaklıdır, onu hiçbir zaman biz sorgulamadık. Kendisine her zaman saygı gösterdik. Çok önemli bir değerdi. Hem sanatçı olarak hem dayımız olarak bir güçtü. Her zaman arayabileceğimiz, kolayca ulaşabileceğimiz bir büyüğümüzdü. Vefatı bizi gerçekten üzüyor ama üçüncü kişilerle ilgili durumlara dahil olmak istemiyoruz.
◊ Levent İnanır vasiyetin daha sonra iki kez değiştirilmesinin kafa karıştırıcı olduğunu söyledi...
- Hüseyin Önder: Levent dayım dediyse vardır bir bildiği. Vekilimiz o. İki kez değişmiş ama hukuki karşılığı olabilir. O yüzden yorum yapmak yanlış olur.






