Amerikalı Bernie Madoff tarihin bilinen “en başarılı” Ponzi dolandırıcısı olarak kabul edilmişti. Finansal kapitalizmin kalbi olan Wall Street’te 20 yıldan uzun süre saygın bir finansçı olarak saadet zincirini sürdürmeyi başardı. Ta ki 2008 finans krizi, sistemi işlemez hale getirene kadar...

Madoff kadar ses getirmese de birkaç yıl önce İngiltere finans sisteminde de benzer bir Ponzi sahtekârlığı yaşandı. Üstelik bu Türkiye’de bugün yaşananlara benzer bir sorundu.

İngiliz yatırım şirketi London Capital & Finance (LCF) sıradan bireysel yatırımcılara, yüksek sabit getiri garantili mini tahviller satmaya başladı. Bu ürün küçük yatırımcıların vergiden muaf tutulan yatırım hesaplarıyla da uyumluydu.

LCF bu yöntemle kısa sürede binlerce yatırımcıyı cezbetti. Küçük yatırımcılar tamamen yasal yollardan satılan mini tahvillere akın etti. Şirket 2019’da iflasını açıkladığında bunun İngiltere tarihinin en büyük Ponzi dolandırıcılığı olduğu ortaya çıktı.

Yaklaşık 12 bin yatırımcı dolandırılmış, ortada 237 milyon sterlinlik fatura kalmıştı.

- Bir yanda ceza ve tazminat davaları açıldı. Aralarında şirketin CEO’su Michael Thomson’ın da bulunduğu piramidin en üstünde bulunan isimlerin malvarlıkları donduruldu. Yöneticiler toplamda 390 milyon sterlin tazminat ödemeye mahkûm edildi.

- Bir taraftan da büyük dolandırıcılıkları soruşturmakla görevli devlet kurumu SFO tarafından ana ceza davası açıldı. Bu dava hâlâ sürüyor.

- Devlet, mağdurlar için zorunlu olmamasına rağmen bir geri ödeme fonu kurdu. Küçük yatırımcı bu sayede ana parasının yüzde 80’ine kadarını kurtarmayı başardı. Mağdurlara iki yıl içinde 173 milyon sterlin ödenerek bu fon kapatıldı. Dolandırıcıların malvarlıklarına el konulduğu için devlet fondan yaptığı ödemeyi buradan tahsil etti.

- Soruşturma, dolandırıcılığı fark edemeyen İngiltere’nin SPK’sı sayılan FCA için de önemli sonuçlar doğurdu. Bir bağımsız denetçi tarafından hazırlanan zehir zemberek 500 sayfalık bir rapor FCA’in sistemsel olarak başarısızlığını ortaya koydu.

- Rapor sonrasında İngiliz SPK’sının yönetimi değişti. Dahası üst düzey yöneticilerin prim ödemeleri kalıcı olarak kaldırıldı, yönetim maaşları ciddi oranda düşürüldü. Bir bakıma geçmiş yönetimin yanlışı gelecekteki yöneticilere de fatura edilmiş oldu.

- Skandal sonrasında finans piyasasına yeni tedbirler getirildi. Dolandırıcılıkta kullanılan mini tahvil gibi “yaratıcı” finansal ürünler yasaklandı. 

İngiltere’nin fon soruşturmasında bunlar yaşanırken hikâyenin bir de “huylu huyundan vazgeçmez” kısmı var. Bütün malvarlıklarına el konulan eski CEO Michael Thomson geçenlerde para kazanmak için eskiden kendisine ait olan jakuzi ve at semerlerini satarken yakalandı. Bunun için de 6 ay hapis cezası aldı.

Kara mizah polisiyelerden hoşlananların bağımlısı olduğu bir televizyon dizisi var: Slow Horses.

Gary Oldman’ın başrolünde oynadığı dizide İngiliz istihbaratının çeşitli nedenlerle başarısızlığa uğrayan ajanlarının sürgün yeri olan Slough House’da (Bataklık) yaşananlar anlatılıyor.

Dizide genellikle casusluk zaferleri yerine, absürt başarısızlıklar konu ediliyor.

Gerçekte böyle bir birim olmasa da son birkaç gündür İngiltere’deki Amerikan üssü Fairford’da yaşananlara bakınca aklıma ister istemez bu dizi geldi.

İngiltere’nin güneybatı kırsalındaki Fairford, Soğuk Savaş döneminden beri Amerikan üssü olarak kullanılıyor. İran Savaşı’nın başından bu yana da ağır bombardıman uçakları bu üsten kalktı.

İran yönetimi, geçen temmuzda bu üssü “meşru bir hedef” olarak gösterince etraftaki güvenlik önlemleri artırıldı.

Pazar günü üsse 400 metre uzaklıktaki Whelford köyünde patlayıcı dolu olduğu düşünülen 3 minibüsle, maskeli 5 kişi yakalandı.

ABD Başkanı Trump, İngiliz yetkililerden önce bir açıklama yapıp uzun süredir takip ettiklerini, üsse çok büyük bir saldırı düzenleneceğini, İngiliz güvenliğiyle harika bir iş çıkardıklarını söyledi.

Fakat bu olayın Whelford’daki çiftçi bir kadının dikkati dolayısıyla ortaya çıktığı anlaşıldı. Gece yarısı arabasıyla evine dönen kadın yolda park etmiş üç beyaz minibüsü görünce şüphelenmiş.

Derken minibüsün yakınlarındaki maskeli adamları görmüş ve eve dönerek hemen polisi aramış. Köyün WhatsApp grubuna da “Dikkat dikkat, köyde maskeli adamlar gördüm, polisi aradım” diye mesaj atmış.

Olay yerine gelen polis 5 maskeli adamı gözaltına aldı ve köyü boşalttı. Gözler İran’a çevrilirken Tahran, “kategorik olarak reddediyoruz” açıklaması yaptı.

Birkaç saat sonra 5 adamın Londralı, İngiliz vatandaşları oldukları açıklandı. Daha sonra da “kefaletle” serbest bırakıldılar. İngiliz polisi “soruşturma sürüyor” dese de şüphelilerin salıverilmesine Trump ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio tepki gösterdi.

İngiltere, ABD, İran hattında yaşanan bu olay şimdilik Slow Horses dizisine yakışan absürt bir belirsizlik içinde.