Ponzi olarak bilinen saadet zincirleri ve benzeri yatırım sistemleri çöktüğünde, mağdurların zararlarının nasıl karşılanacağı önemli bir hukuki sorun olarak ortaya çıkıyor. Özellikle bazı büyük dolandırıcılık ve iflas dosyalarında, sistemden yatırdığından daha fazla para çekmiş kişilere yapılan ödemelerin belirli koşullarda geri istenmesi gündeme geliyor. Bu uygulama “clawback” olarak adlandırılıyor.

İngilizcede “geri alma” anlamına gelen clawback, belirli koşullarda daha önce yapılmış ödemelerin veya elde edilmiş kazançların hukuki yollarla geri alınmasını ifade ediyor.

Ponzi ve benzeri yatırım sistemlerinde uygulamanın temelinde, kişinin sisteme yatırdığı gerçek para ile sistemden çektiği toplam miktarın karşılaştırılması bulunuyor. Bir yatırımcı sisteme yatırdığından daha fazla para çekmişse, aradaki farkın hangi koşullarda geri alınabileceği tasfiye sürecinde incelenebiliyor.

Buradaki temel amaç, sistemin çökmesiyle ortaya çıkan zararın mümkün olduğu ölçüde karşılanması ve mevcut varlıkların alacaklılar arasında hukuki kurallara göre dağıtılması.

Clawback, bütün ülkelerde aynı şekilde uygulanan tek tip bir yöntem değil. Geri alma işleminin kapsamı, kimlere karşı uygulanabileceği ve hangi tutarların talep edilebileceği ilgili ülkenin hukukuna ve dosyanın özelliklerine göre değişiyor.

Clawback hesabında hangi para dikkate alınıyor?

Tasfiye sürecinde öncelikle yatırımcının sisteme gerçekten ne kadar para yatırdığı ve karşılığında ne kadar ödeme aldığı belirleniyor.

Örneğin bir kişi sisteme 100 bin lira yatırıp toplamda 140 bin lira çekmişse, yatırdığı anaparanın üzerindeki 40 bin liralık bölüm ayrıca incelenebiliyor. Buna karşılık sisteme yatırdığı paranın tamamını geri alamayan yatırımcılar farklı bir kategoride değerlendiriliyor.

Bu nedenle Ponzi dosyalarında yalnızca hesap ekranında görünen kâr rakamları değil, gerçek para giriş ve çıkışları önem taşıyor.

Dünyada clawback uygulamasının dikkat çeken örnekleri

1. Bernie Madoff dosyası – ABD

Clawback kavramının en bilinen örneklerinden biri, ABD'de 2008 yılında ortaya çıkan Bernie Madoff vakası oldu.

Madoff'un yatırımcılara ait hesaplarda yaklaşık 65 milyar dolarlık bir portföy varmış gibi gösterdiği, gerçek anapara kaybının ise yaklaşık 17,5 milyar dolar seviyesinde olduğu belirlendi.

Tasfiye sürecinde, yatırdıkları gerçek paradan daha yüksek tutarlarda ödeme alan kişi ve kuruluşlara yönelik geri alma davaları açıldı. Madoff'un finansal ağıyla bağlantılı bazı kurumlar ve kişilerle de milyarlarca dolarlık anlaşmalar yapıldı.

Mağdurların zararlarının karşılanması için farklı mekanizmalar devreye sokuldu. ABD Adalet Bakanlığı tarafından oluşturulan Madoff Victim Fund, 40 binden fazla mağdura 4,3 milyar doların üzerinde ödeme yaptı.

Bunun yanında ayrı yürütülen kayyum sürecinde de mağdurlara yapılan toplam ödemeler Şubat 2026 itibarıyla yaklaşık 15,4 milyar dolara ulaştı.

Madoff dosyasında kullanılan temel yaklaşımlardan biri, yatırımcının hesaplarında görünen kâğıt üzerindeki getiriler yerine sisteme yatırılan ve sistemden çekilen gerçek tutarların esas alınmasıydı.

2. Forum Filatelico ve Afinsa – İspanya

İspanya'da 2006 yılında ortaya çıkan Forum Filatelico ve Afinsa dosyaları da uzun süren tasfiye süreçleriyle dikkat çekti.

Pul yatırımı üzerinden faaliyet gösteren iki şirketten yüz binlerce kişinin etkilendiği ve toplam zararın yaklaşık 4,8 milyar euro olduğu hesaplandı.

Şirketlerin yöneticileri hakkında hukuki süreçler yürütülürken, şirket varlıklarının tasfiyesi ve yatırımcıların alacaklarının karşılanması yıllar sürdü.

2021'de açıklanan verilere göre Forum Filatelico mağdurları yatırdıkları paranın yaklaşık yüzde 23,5'ini, Afinsa yatırımcıları ise yaklaşık yüzde 15,7'sini geri alabildi.

Dosya, büyük çaplı yatırım sistemlerinin çökmesinin ardından gerçekleştirilen varlık satışlarının mağdurların tüm zararını karşılamayabileceğini gösteren örneklerden biri oldu.

3. Aristophil – Fransa

Fransa'daki Aristophil dosyasında ise yatırımcılara nadir el yazmaları, tarihi belgeler ve koleksiyon eserleri üzerinden yatırım fırsatı sunuldu.

Yaklaşık 18 bin kişinin sisteme toplam 850 milyon euro civarında para yatırdığı ve yatırımcılara yıllık yaklaşık yüzde 8 oranında getiri vaat edildiği belirlendi.

Sistemin çökmesinin ardından şirketin elinde bulunan çok sayıda eser mahkeme gözetiminde satışa çıkarıldı. Ancak bu satışlardan elde edilen gelir, yatırımcıların yatırdığı toplam miktarı karşılamaya yetmedi.

Bazı yatırımcılar, süreçte yalnızca şirket varlıklarına değil, aracı kurumlar ve sorumluluğu bulunduğunu ileri sürdükleri diğer taraflara da başvurdu.

Aristophil'in kurucusu Gérard Lhéritier 2025 yılında mahkûm edildi. Dosyayla bağlantılı bazı hukuki süreçlerin ise devam ettiği bildirildi.

4. Banco Master – Brezilya

Brezilya'daki Banco Master dosyası, klasik anlamda kesinleşmiş bir Ponzi vakası olarak değerlendirilmiyor. Buna rağmen yatırımcıların korunması ve finansal garanti sisteminin nasıl çalıştığını göstermesi açısından güncel örneklerden biri.

Brezilya Merkez Bankası, Kasım 2025'te Banco Master hakkında tasfiye sürecini başlattı. Bankanın bazı kredi portföyleri ve finansal işlemleriyle ilgili soruşturmalar da yürütüldü.

Brezilya'da finansal kuruluşların katkılarıyla faaliyet gösteren FGC (Fundo Garantidor de Créditos), garanti kapsamındaki yaklaşık 800 bin alacaklı için toplam yükümlülüğünü 40,6 milyar real olarak hesapladı.

Ödemeler 2026'nın başında başladı. Sürecin ardından garanti fonunun mali kapasitesini desteklemek amacıyla üye kuruluşların ilerleyen dönemlerde yapacağı bazı katkıların öne çekilmesi kararlaştırıldı.

Türkiye'de clawback uygulanıyor mu?

Türkiye'de ABD'deki Madoff dosyasına benzer şekilde, doğrudan “clawback” adıyla düzenlenmiş tek ve özel bir geri alma mekanizması bulunmuyor.

Bununla birlikte bir yatırım veya fon sisteminin çökmesi halinde, olayın niteliğine göre farklı hukuki yollar gündeme gelebilir. Sebepsiz zenginleşme, tasarrufun iptali, müsadere ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerine ilişkin düzenlemeler bunlar arasında değerlendirilebilir.

Dolayısıyla Türkiye'de sistemden yüksek miktarda ödeme alan herkesin parasının otomatik olarak geri alınması şeklinde genel bir uygulamadan söz etmek mümkün değil.

Türk hukukunda hangi durumlarda para geri istenebilir?

Bir dosyada hangi hukuki yolun kullanılacağı; paranın nasıl elde edildiğine, tarafların hukuki durumuna, yapılan işlemlerin niteliğine ve mahkeme tarafından ortaya konulan diğer koşullara göre değişebilir.

Türk Borçlar Kanunu'nun 81. maddesinde, hukuka veya ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şeylerin geri istenmesine ilişkin hükümler bulunuyor. Bu düzenleme, Ponzi sistemlerinden yüksek kazanç elde eden bütün yatırımcılardan paranın otomatik şekilde alınarak mağdurlara dağıtılacağı anlamına gelmiyor.

Geçmişte Türkiye'de Titan gibi piramit sistemlerle ilgili yargı kararlarında da benzer yapıların hukuki niteliğine ilişkin değerlendirmeler yapıldı. Ancak geçmişte verilmiş bu kararların günümüzde ortaya çıkabilecek her yatırım veya fon dosyasına doğrudan uygulanması mümkün değil.

Clawback ile para kimden geri alınabilir?

Böyle bir süreçte öncelikle sistemin para hareketlerinin ortaya çıkarılması gerekiyor.

Kişilerin sisteme ne kadar para yatırdığı, ne kadar para çektiği, elde ettiği ödemenin hangi işlemden kaynaklandığı ve söz konusu ödemenin hukuki niteliği gibi unsurlar önem taşıyor.

Dolayısıyla yalnızca “sistemden para kazandı” bilgisi, tek başına geri alma sonucunu doğurmuyor. Hangi kişiye karşı hangi hukuki işlemin yapılabileceği somut olay üzerinden belirleniyor.

Tasfiye sonucunda elde edilen paranın mağdurlar arasında nasıl paylaştırılacağı da yine ilgili hukuki süreçte ortaya çıkıyor.

Clawback kısaca ne anlama geliyor?

Clawback, belirli koşullarda daha önce yapılmış ödemelerin veya elde edilmiş kazançların geri alınmasını ifade eden hukuki bir mekanizma olarak tanımlanabilir. Ponzi ve benzeri sistemlerde ise özellikle sisteme yatırdığı gerçek paradan daha fazlasını çekmiş kişilerin aldığı tutarların incelenmesi gündeme gelebiliyor.

Uygulamanın kapsamı ülkeden ülkeye değişiyor. Türkiye'de ise ABD'deki Madoff dosyasındaki modelin aynısını ifade eden özel ve otomatik bir clawback sistemi bulunmadığından, her olayın kendi hukuki koşulları içinde değerlendirilmesi gerekiyor.