AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Büyükgümüş, Habertürk’te yayınlanan “Haber Hattı” programına konuk olarak gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.
Büyükgümüş’ün açıklamalarının satır başları şöyle:
"Fon soruşturması konusu gündeme düştüğünden beri tavrımız açık: Sonuna kadar gidilecek ve kim nerede hangi yanlışa düştüyse bedelini ödeyecek. Cumhurbaşkanımızın talimatıyla ortaya çıkarılan ve yapılan araştırmalarla, idari tedbirlerle ortaya çıkarılan bir durum. Kendi kendine ortaya çıkmadı; bilakis üzerine gidilerek ortaya konuldu.
Tabii, hukuki yönü var. Bir yandan gerek sermaye piyasaları tarafından gerek diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından alınması gereken tedbirler var. Süreç içerisinde tespit ettiğimiz bazı ihmaller var. Burada sonuna kadar gidip sorumlu kim varsa cezalandırılmasına dönük bir süreç takip ediyoruz.
Biz siyasetin temelinin ahlak olduğuna inanıyoruz ve burada da bu ahlaki yoldan bu yanlışın içerisine kim düşmüşse, onunla kendimizi mesafe koyup, bünyemizden bunu çıkartıyoruz. Yine dün bir eski milletvekilimizin bu yanlışı düştüğü yargının tespitleri oldu ve gerekli soruşturmalarda devam ediyor. Şimdi bütün bunları topladığınızda evet, bir siyasi hareketin içerisinde böyle yanlışa düşenlerin olması gönlümüzü burkuyor.
Ama burada esas olan, nerede sorun varsa, nerede bir yanlışa düşen varsa bunun üzerine gitmektir. Muhalefet cephesinden gerek belediyeler gerek bürokratlar gerekse bu belediyelerin emanet edildiği siyasetçiler hakkında türlü yolsuzluk iddiaları ve konuları var.
Böylesine bir partide, parti disiplini bakımından araştırmalar ve soruşturmalar yapıldı. Ne CHP'de ne de adı yeni olsa da yeni hiçbir tarafı olmayan partide... Oradaki bütün alışkanlıklarını sürdürüyorlar.
İBB merkezli yürütülen soruşturmada mahkemenin huzurunda, “Makamında sana şu rüşveti verdim” diyor. Özgür Özel'in bunun üzerine gidecek cesareti var mı? Yok.
Antalya'daki hapisteki belediye başkanları, “Ben aday olabilmek için şu kadar para verdim genel merkeze” diyor. Bunun araştırılacak cesareti var mı? Özgür Özel'de yok.
Dolayısıyla biz ne çerçevede siyaset yaptığımızı gayet iyi biliyoruz. Ama içine girdiğimiz süreci de aziz milletimizle bir imtihan olarak görüyoruz.
Çıkarttığımız kanun, bu süreçlerdeki hızı sonuna kadar artıracak ve olumsuz etkilenen vatandaşlarımızın da ilk olarak bu kaynakların hesaplarına aktarılması için... Mesela bir ay, iki ay, üç ay; bu tabii şöyle: Buradaki saklama kuruluşu olarak görev yapan bankalarımızın muhasebe kayıtlarını inceleyip iadelerin gerçekleştirilmesiyle ilgili bir süreç. Hani teknik bir boyutu olduğu için bir şey söylesek mutlaka eksik olur.
İadesinin gerçekleştirilip nakde döndürülerek alacaklı olan kişilere ödenmesini temin edecek hızlı bir süreç yürüyor. Dolayısıyla kamu kaynakları kesinlikle bizim buradaki esasımız; başından itibaren kamu kaynaklarını kullanmamak. Kesinlikle burada bir kırmızı çizgimiz var.
Bununla birlikte, kim burada suç gelirini alıp yurt dışına götürdüyse, yurt dışından buraya getirilmesini temin etmek; bir gayrimenkule bağladıysa o gayrimenkulü nakde çevirerek olumsuz etkilenen vatandaşlarımıza ulaştırmak.
Bunun ayrıca hukuki olarak da üzerine gidilen bir çalışma var. Yargı tarafından yürütülüyor.
Her pazar seçim yapılabilecekmiş gibi bir etkinlikle çalışmalarımızı yürütürüz. Yani sahadaki varlığımızın seçimin o hafta olmasıyla olmaması arasında bir fark yok.
Dolayısıyla bizim burada zamanında ve zeminde bunu gerçekleştirmemiz esastır.
Benim anladığım, burada muhalefet içerisindeki farklı pozisyonların, onların kendi içlerinde yaptıkları tartışmayla çok daha ilgili olduğu kanaatindeyim.
Evet, Türkiye Büyük Millet Meclisi 360 oyla seçim kararı aldığında bunun hangi tarihte alınacağı Meclis'in iradesindedir.
Yani şu an belli olan seçim tarihini Türkiye Büyük Millet Meclisi kesinleştirirse Sayın Cumhurbaşkanımız aday olabilir. Bir hafta öncesinde kesinleştirirse orada da aday olabilir. Burada, 360 oyla Sayın Cumhurbaşkanımızın bir daha aday olup olamayacağıyla ilgili Meclis'in bir iradesi söz konusu olabilir.
Kılıçdaroğlu'nun Mekke Anlaşması'yla ilgili evet diyeceklerini ifade etmelerini olumlu değerlendiriyorum. Millî meselelerde farklı olsak da politikada milletin ortak çıkarlarının olduğu yerde buluşmamız gerekir. Bu anlamda olumlu değerlendiriyorum.
Bir caddede, “Bu hangi partiden, görüşü ne?” demeyiz. Biz topluma baktığımızda toplumun yüzde 100’ünü görürüz, bir bütün hâlinde değerlendiririz. Bizim için AK Parti’mize, liderimiz Recep Tayyip Erdoğan’a oy verenler ya da oy vermeye aday olanlar diye bir ayrım yoktur. “Yani şu kesime biz ulaşamayız, şunların asla gönlüne giremeyiz...” Böyle bir şey bizim düşüncemizde yoktur. Herkesle konularımızı konuşuruz.
Bizim için yüksek bir değer. Bu, demokratik kültürümüzü ve Meclis'in sahip olduğu yüksek iradeyi bir kez daha ortaya koydu. O yüzden bunu ayrıca değerlendiriyorum.
Yeni anayasa başta olmak üzere vesayetin bütün bu anlamda politika artıklarını ortadan kaldırabilecek bir iradenin de Meclis'te olduğunu bir kez daha bununla teyit etmiş olduk.
Tabii burada yönetici kadronun kesinlikle yararlanamayacağı, herhangi bir şekilde polisimizi, askerimizi şehit etmiş bir katilin kesinlikle yararlanamayacağı, vatandaşlarımıza zarar vermiş, onların canına mal olmuş herhangi bir girişimde yer almış kişinin kesinlikle faydalanamayacağı bir çerçeve var.
Ama burada silah bırakma ve örgütün tasfiyesi gerçekleşirse, bu istihbarat birimlerimizce ve askerî birimlerimizce tespit edilip Millî Güvenlik Kurulu kararına dönüştükten itibaren burada bir hukuki çerçeve oluşturulmuş oldu.
Dediğim gibi, ilk saydıklarımın içerisinde yer almadığı, diğerlerinin durumunun da Cumhuriyet savcıları tarafından değerlendirileceği bir sistem öngördük. Tabii burada esas olan, örgütün silah bırakması. faaliyetlerini ve varlığını tasfiye etmesi. Biz bu sürecin daha hızlı ilerlemesi gerektiği kanaatindeyiz."





