Ama önce şu yanılgımı üzülerek söylemeliyim.

Deniz Ticaret Odası Başkanlık seçimleri için;

“Denizci nezaketi içinde nefes nefese bir yarış” diye yazmıştım. 

Seçimi kazanan Recep Düzgit seçim sonrasında öyle bir açıklama yaptı ki; “Eyvah” dedim.

“Karada yaşadığımız kamplaşmalar, nezaketsizlikler denize de mi yansıyor?”

Düzgit, açıklamasında aynen şöyle diyor:

“Bazı meclis üyelerimize oy tercihlerini değiştirmeleri karşılığında menfaat teklif edildiği iddiaları bizzat muhatapları tarafından tarafımıza aktarılmıştır. Seçmen iradesine menfaat vaadiyle müdahale, ‘haksız oy temini’ kanunen suçtur. Böyle bir yaklaşımla karşılaşan meclis üyelerimizden durumu derhal tarafımıza bildirmelerini rica ediyoruz. Hukuk dışı bu yaklaşımları şiddetle kınıyoruz!”

Sonuçta meclis üyelerinin oylarıyla oda yönetimi belirleneceği için üyelerin oyları önem kazanıyor. Ve seçimi kazandığı görülen bir başkan adayı, rakip tarafı resmen menfaat karşılığı “üye çalmakla” suçluyor.

İddialar korkunç. Düzgit bu konuda yargıya gideceklerini de söylüyor.

Benim “denizci nezaketiyle nefes nefese” dediğim Deniz Ticaret Odası’ndaki başkanlık yarışı “mahkemelik” oluyor.

Tabii bu iddialara diğer aday Şadan Kaptanoğlu da bir cevap veriyor:

 “11 Ekim 2026 tarihinde gerçekleştirilen İMEAK Deniz Ticaret Odası seçimlerinin ardından yayımlanan basın açıklamasında doğrudan tarafımızı ilgilendiren iddialara yer verilmiştir. 

Seçim sonuçları ortadadır. Nihai tablo 120 Meclis üyeliğinin 61’e 59 şeklinde dağıldığını, komitelerin yarı yarıya paylaşıldığını göstermektedir. Tüm camiamız hiçbir hukuksuzluğa tevessül ve tenezzül etmeyeceğimizi çok iyi bilmektedir. Buna rağmen, hakkımızda ortaya atılan çirkin iftiraları kesin bir dille reddettiğimizi ve itibarımızı hedef alan asılsız iddialar ve iftiralar karşısında gerekli tüm hukuki yollara başvuracağımızın da altını önemle çiziyoruz.”

Ve dün Recep Düzgit, 57’ye karşı 62 üyenin oyuyla başkan seçiliyor.

Sonuç olarak Recep Bey de Şadan Hanım da iyi eğitim almış ve denizcilik dünyasında tecrübeli isimler.

Ancak benim burada anlatmak istediğim başka bir şey var.

DENİZLER TİCARET YOLUNDAN İBARET DEĞİLDİR

Bugüne kadar Deniz Ticaret Odaları haklı olarak denizlerde ticarete ayarlı bir yönetim anlayışına göre hareket etti.

Bir meslek örgütü olarak bunu doğal karşılıyorum.

Ancak yeni yönetimin denizlere yalnızca ticaret yolu olarak değil, aynı zamanda insanlığa verilmiş bir doğal zenginlik olarak bakması gerektiğini de hatırlatmak istiyorum.

Son dönemde “karbon salınımı” kurallarını da dikkate alırsak;

Denizlerin temizliği ve korunması da artık gündemin ön sıralarına alınmalıdır.

Antalya’da düzenlenecek olan İklim Zirvesi’ni de düşünürsek bu konuda ciddi hazırlıklar gerekiyor.

Deniz Ticaret Odası’nın aynı zamanda özellikle Ege ve Akdeniz sahillerinde kiralama ve taşıma yapan teknelerin haklarını da gözetmesi gerekiyor. Balıkçılık sektörünü de hatırlatıyorum.

Ve elbette amatör denizciliğin yaşadığı sorunlara el atması gerekiyor.

Önceki yazımla ilgili olarak Yüksel Çetiner isimli okurum çok önemli bir uyarıda bulundu.

Geçmişte Sarayburnu’ndan kalkıp Bodrum’a ve hatta oradan Marmaris, Fethiye’ye kadar giden yolcu vapurlarını hatırlattı.

Her yıl yaz aylarında güneye inmek için yollara çıkan araçları ve trafik kazalarını düşünürsek;

12 saatlik deniz yolu trafiğinin önemi daha da artmıyor mu?

Kilometrelerce kıyılarımız var. Harika limanlarımız, kıyı beldelerimiz var.

Ama biz yolcu ve araç taşımada denizleri kullanmıyoruz.

Yarın bu konuyu detaylarıyla yazacağım..

NOT: DTO’nun yeni yönetimine başarılar dilerim.

En az onlar kadar oy alan Şadan Kaptanoğlu ve ekibini de kutlarım.

Umarım karşılıklı olarak davalardan vazgeçerler.