Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın emekli aylıklarının iyileştirilmesine yönelik açıklaması, milyonlarca emeklinin gözünü yeni düzenlemeye çevirdi. 2027 bütçesinde emeklilerin durumunu iyileştirecek kaynak oluşturulacağını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerekli yasal düzenlemenin yıl sonuna kadar TBMM’nin takdiriyle hayata geçirilmesini umduklarını açıkladı.

AK Parti kaynakları ocak ayındaki enflasyon artışına ek olarak refah payı verilmesi, seyyanen zam yapılması ve en düşük emekli aylığı için tamamlayıcı destek sağlanması seçeneklerinin çalışıldığını ifade etti. Bunun yanı sıra; yaş ve çalışma durumu gibi kriterlerin de değerlendirilmesi söz konusu ancak düzenlemenin tutarı, kapsamı ve uygulama yöntemi henüz kesinleşmiş değil.

Peki, emekli maaşlarında en adil düzenleme nasıl olmalı? Bu sorunun yanıtını verebilmek için şu formüllerin çalışılması gerekiyor:

Adaletin ilk ayağı, en düşük gelir grubundaki emeklinin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi. Bunun için yalnızca en düşük emekli aylığına ilişkin rakamın yükseltilmesi değil, bu desteğin gerçek yaşam maliyetleri dikkate alınarak belirlenmesi gerekiyor.

Kira, gıda, enerji ve sağlık harcamaları nedeniyle geçim sıkıntısı yaşayan emeklilere, ihtiyaç durumuna göre ilave destek sağlanabilir. Böylece düşük aylık alanların satın alma gücünün korunması hedeflenebilir.

Emekli aylıklarında en çok tartışılan başlıklardan biri kök aylık ile emeklinin eline geçen tutar arasındaki fark. Taban aylık uygulamasıyla maaşlar belirli bir seviyeye tamamlanırken, kök aylığı düşük kalan emekliler sonraki zam dönemlerinde yeniden aynı sorunla karşılaşabiliyor. Bu nedenle taban aylık desteği ile kök aylığa yapılan artış birbirinden ayrılmalı. En düşük aylığa verilen destek sürerken, kök aylıklar da kalıcı biçimde iyileştirilmeli. Böylece yalnızca bugünkü gelir değil, gelecekteki zamların etkisi de güçlendirilebilir.

Adil bir sistem, düşük aylık alan emekliyi korurken uzun yıllar çalışıp daha fazla prim ödeyen emeklinin kazanılmış haklarını da gözetmeli. Sadece taban aylığı yükselten ve diğer aylıkları aynı ölçüde iyileştirmeyen bir model, prim ödeme süresi ve tutarı arasındaki farkın emekli maaşlarına yansımasını zayıflatabilir. Buna karşılık yalnızca yüzdesel zam uygulaması da en düşük aylık alanların geçim sorununu tek başına çözmeyebilir. Bu nedenle iki mekanizma birlikte işletilebilir: Düşük gelir grubuna hedefli destek, diğer emeklilere ise prim ve aylık yapısını gözeten kalıcı artış.

Seyyanen zam, belirlenen tutarda ilave ödeme anlamına geliyor. Refah payı ise normal enflasyon artışının üzerine eklenen bir iyileştirme olarak uygulanabiliyor.

Sabit tutarlı artış, düşük aylık alanlar açısından daha yüksek oransal etki yaratabilir. Refah payı ise emekli aylıklarına ilave artış sağlayabilir. Ancak seyyanen ödemenin kalıcı maaşa mı ekleneceği, hangi grupları kapsayacağı ve sonraki zam dönemlerinde nasıl değerlendirileceği açıkça belirlenmeli. Enflasyon farkının yanı sıra bu iki araçtan birinin veya ikisinin birlikte kullanılması, bütçe etkisi hesaplanarak değerlendirilebilir.

İleri yaştaki emeklilerin sağlık, bakım ve günlük yaşam giderleri artabiliyor. Bu nedenle yaşa bağlı ilave destek seçeneği değerlendirilebilir. Ancak yalnızca yaş üzerinden yapılacak bir ayrım, aynı yaş grubundaki farklı gelir ve ihtiyaç düzeylerini gözden kaçırabilir. Daha dengeli bir modelde yaş; hane geliri, kira yükü, sağlık ve bakım ihtiyacı gibi ölçütlerle birlikte ele alınabilir. Çalışmaya devam eden emekliler ile çalışamayacak durumda olanların koşulları da değerlendirilirken, çalışma durumunun tek başına destekten yararlanma şartı hâline getirilmemesi önem taşıyor.

Her zam döneminde en düşük emekli aylığının yeniden belirlenmesi, emekliler açısından belirsizlik yaratabiliyor. Kalıcı bir çözüm için enflasyon güncellemesi, taban aylık desteği ve ilave refah artışının hangi esaslara göre uygulanacağı önceden açıklanmalı. Sistemin maliyeti, bütçe kaynakları ve emekliler arasındaki dağılım etkisi de kamuoyuyla paylaşılmalı. Böylece düzenlemenin hangi gelir grubuna ne kadar katkı sağlayacağı görülebilir.

Emekli aylıklarında hakkaniyet arayışının üç temel ayağı bulunuyor: En düşük gelire sahip emeklinin geçimini güvence altına almak, prim ve çalışma geçmişinin maaşa yansımasını korumak, bütün emeklilerin satın alma gücünü enflasyona karşı desteklemek.

Bu çerçevede en düşük aylığa hedefli ek ödeme, kök aylıklarda kalıcı iyileştirme ve enflasyon artışına ek refah payı seçenekleri birlikte değerlendirilebilir. Ancak hangi modelin uygulanacağı, bütçe imkânları ve yapılacak etki analizinin yanı sıra TBMM’de şekillenecek yasal düzenlemeye bağlı.

Emeklinin beklentisi yalnızca maaşına kaç lira zam yapılacağı değil; bugün aldığı artışın gelecek yıllarda da korunup korunmayacağı. Asıl kritik mesele; geçici iyileştirmenin ötesine geçerek kalıcı ve öngörülebilir bir emeklilik gelir sistemi kurmak olacak.