Goncourt ödüllü Fransız yazar Jean Echenoz, gerçek kişilerin hayatlarından hareketle kaleme aldığı eserlerinde tarihsel gerçeklik ile edebi hayal gücü arasında denge kurmaya çalıştığını belirterek, yazarlık anlayışını ve dilin edebi anlatımdaki yerini anlattı.

Ketebe Yayınlarının düzenlediği söyleşi için İstanbul'a gelen Echenoz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, eserlerinde kullandığı yazı dilini ve işlemeyi tercih ettiği konuları anlattı.

Fransa'da 1947'de doğan ve sosyoloji eğitimi alan Echenoz, ilk romanı "Le Meridien de Greenwich"i 1979'da yayımladı. Yazar, "Cherokee" ile 1983'te Medicis Ödülü'nü, "Lac" ile 1989'da Avrupa Edebiyatı Büyük Ödülü'nü kazandı. Echenoz, "Je m'en vais" adlı romanıyla 1999'da Goncourt Ödülü'ne layık görüldü.

"İki tür arasında bir anlatım biçimi oluşturmaya çalışmak gerekiyordu"

Jean Echenoz, eserlerinde Fransızcanın kurallarına bağlı kalırken yazı dilini, bu kuralları esnetmeye çalışan bir anlayışla şekillendirdiğini söyledi.

Yazarlıkta dilin sınırlarını zorlamanın önemine değinen Echenoz, "Yazı tarzımın, dile ve Fransızca dil bilgisine saygılı, ancak aynı zamanda onunla biraz oynamaya çalışan klasik bir tarz olduğunu düşünüyorum. Yazarların işinin bir parçası da dille mücadele etmek, onu biraz sarsmak ama aynı zamanda ona saygı göstermek. Çünkü Fransızca dilbilgisi oldukça hoşgörülüdür ve onunla oynayabilirsiniz. Ona yeni şeyler önerebilirsiniz ve genellikle bunları kabul eder." ifadelerini kullandı.

Echenoz, besteci Maurice Ravel, Çek uzun mesafe koşucusu Emil Zatopek ve bilim insanı Nikola Tesla'nın hayatlarından hareketle kaleme aldığı eserlerde tarihsel gerçeklik ile edebi hayal gücü arasında denge kurmaya çalıştığını dile getirdi.

Bu üç kitap üzerinde çalışırken özellikle ilkinde zorlandığını belirten Echenoz, gerçek kişilerin hayatlarını anlatmanın hem araştırma hem de edebi yaklaşım açısından dikkat gerektirdiğini kaydetti.

Başarılı edebiyatçı, söz konusu eserlerdeki yöntemini şu sözlerle anlattı:

"Özellikle ilkinde zorlandım çünkü sonraki iki projede kendimi biraz daha rahat hissetmeye başladım. Asıl incelikli olan, ne yalnızca bir roman ne de yalnızca bir biyografi yazmak, ikisini aynı anda yapmaktı. Sanki bir ipin üzerinde yürüyordum. Anlattığım kişinin hayatına, bildiklerine, yaşadıklarına ve başından geçenlere saygı göstermem gerekiyordu. Aynı zamanda tarihçi değil, romancı olduğum için bu unsurlarla oynayabilir ve anlatıya roman niteliği kazandırabilirdim. Ancak çok dikkatli olmak, iki tür arasında bir anlatım biçimi oluşturmaya çalışmak gerekiyordu."

Gerçek kişilerin hayatlarını yazarken özgürlük ile sorumluluk arasında bir denge kurmanın zor olduğuna işaret eden Echenoz, bu eserlerini biyografiden ziyade roman olarak değerlendirdiğini belirtti.

Yazar Echenoz, Ravel'in hayatının son dönemini anlattığı "Ravel" (2006), Çek atlet Emil Zatopek'i konu alan "Courir" (2008) ve Nikola Tesla'dan esinlendiği "Des Eclairs" (2010) kitaplarını müzikal bir benzetmeyle "süit" olarak değerlendirdiğini de aktardı.

"Çevirilerin imkansız olacağını düşünüyordum"

Goncourt Ödülü'nün yazarlık hayatına etkisine de değinen Echenoz, ödülün edebi tercihlerini değiştirmediğini, ancak ekonomik açıdan kendisine daha fazla hareket alanı sağladığını vurgulayarak, "Goncourt Ödülü, çalışmalarımda ve edebi projelerimde hiçbir şeyi değiştirmedi. Ancak ödülü aldığımda çok az param vardı, parasızdım. Ödülün temel avantajı, bir yazara geçimini sağlayacak para kazandırmasıdır. Bu açıdan işleri kolaylaştırdı ve kendimi daha özgür hissetmemi sağladı. Ancak edebi projelerim bakımından hiçbir şey değişmedi." diye konuştu.

Usta edebiyatçı, eserlerini kaleme alırken dilin müzikal özelliklerine dikkat ettiğini, cümlelerin sesinin, ritminin ve anlamla kurduğu ilişkinin yazma sürecinde belirleyici olduğunu söyledi.

Yazarken öncelikle dilin sesine odaklandığını belirten Echenoz, bu özelliğin başka dillere aktarılmasının güç olabileceğini düşündüğünü, ancak eserlerinin çevrilmesinin kendisini rahatlattığını aktardı.

Jean Echenoz, yazarken seslere, cümlelerin tınısına, ritme ve ses ile anlam arasındaki ilişkiye çok dikkat ettiğini söyleyerek, "Bir hikayenin anlamı ve gelişimi üzerinde de çalışıyorum ama dilin tınısı benim için çok önemli. Bu, temel meselelerimden biri olduğu için çevirilerin imkansız olacağını düşünüyordum. Ancak çevirilerin mümkün olması beni çok rahatlatıyor. Kitap, dilin müzikal yönü üzerinde yapmaya çalıştığım şeyden bağımsız olarak da varlığını sürdürüyor diyebilirim." değerlendirmesinde bulundu.

Eserlerinin Türkçeye çevrilmesinden duyduğu memnuniyeti de paylaşan Echenoz, "Ben Gidiyorum" romanının yazarlık anlayışını yansıtan kitaplardan biri olduğunu kaydetti.

Gerçek kişilerin hayatlarından hareketle kaleme aldığı Ravel gibi eserlerinin farklı bir anlatım alanında yer aldığını sözlerine ekleyen yazar, Ben Gidiyorum'un ise kurgu anlayışını daha iyi temsil ettiğini belirtti.

Echenoz, insanların hayatlarının kendi seçimleri kadar iradeleri dışında gelişen olaylardan da etkilendiğinin altını çizerek, ekonomik, siyasi ve toplumsal koşulların bireylerin kararlarını şekillendirdiğini kaydetti.

Kendi hayatından örnek veren yazar, çocukluk ve gençlik yıllarından itibaren yazmayı ve yazar olmayı hayal ettiğini, yaşam koşullarının da bu isteğini gerçekleştirmesine imkan tanıdığını aktardı. Ancak herkesin aynı imkanlara sahip olmadığını vurgulayan Echenoz, insanların günlük hayatın ve içinde yaşadıkları dünyanın zorlukları karşısında yol bulmaya çalıştığının altını çizdi.