Anadolu Ajansı Stratejik Analiz Müdürü Bilgay Duman ve Anadolu Ajansı Akademi Müdür Yardımcısı Mehmet Alaca, IKBY’de KDP ve KYB arasındaki siyasi ayrışmanın tarihsel arka planını ve bölgesel yönetimin geleceği üzerine olası etkilerini AA Analiz için kaleme aldılar.
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde (IKBY) iki büyük parti KDP ve KYB arasındaki siyasi gerilim yeni bir eşiğe geçiyor. 20 Ekim 2024’te yapılan seçimlerin ardından iki parti arasında hükümetteki görevlerin paylaşımı konusunda yaşanan anlaşmazlıklar nedeniyle iki yıldır parlamento toplantısı gerçekleştirilemedi.
Ancak 4 Kasım 2026’da KDP’nin çağrısıyla seçim sonrası ilk kez toplanan parlamentoya, küçük partiler ve azınlıkların yanı sıra oturumu boykot eden KYB, Yeni Nesil ve Halvest Hareketinden bazı milletvekilleri de katıldı. Böylece 39 milletvekiline sahip KDP, 100 sandalyeli parlamentoda 52 milletvekilinin katılımıyla parlamento yönetiminin seçilmesini sağladı. Bu adım ilk başta her ne kadar “IKBY’deki iki yıllık parlamento krizi çözüldü” görüntüsü verse de bölgedeki krizi daha da derinleştiriyor.
Aşbetal’den ortak yönetime
Irak’taki Kürt siyasetinin iki yürütücü gücü olan KDP ve KYB arasındaki anlaşmazlıklar ne sadece IKBY iç siyaseti ile ilişkili ne de bugünle sınırlı. Kürt siyasetinin bugün hala iki parti üzerinden okunmasının tarihi 1970’lere dayanıyor. Zira 1961’de dönemin Irak rejimine karşı, ABD ve İran’ın da desteğiyle, KDP ve Molla Mustafa Barzani öncülüğünde ayaklanma başlatan Iraklı Kürtler, 1970’te Baas rejimi ile bir otonomi anlaşması yapmış ve özerklik elde etmişti. Ancak Irak ile İran arasında 1975’te imzalanan Cezayir Anlaşması sonrası, özellikle İran’ın Irak’taki Kürtlere desteğini kesmesi nedeniyle Kürtlerin direnci kırılırken hem otonomi kaybedilmiş hem de Molla Mustafa Barzani güçlerini İran’a çekme kararı almış ve böylece “devrim” olarak başlatılan hareket sona ermişti. Kürt siyasi tarihinde “Aşbetal (duran-işlemeyen değirmen)” olarak anılan süreç, Kürt ulusal mücadelesinde önemli bir kırılma olmuştu. Molla Mustafa Barzani’nin bu kararının ardından, anlaşmadan yaklaşık üç ay sonra, Kürt hareketinin öncü isimlerinden İbrahim Ahmed ve Celal Talabani, KDP’den ayrılarak KYB’yi kurmuştu.
Nitekim bu durum 1990’larda iç savaşa ve iki ayrı bölgesel yönetimin oluşmasına kadar uzandı. Ancak 2003’te Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesiyle Iraklı Kürtler, aralarındaki siyasi rekabeti belirli ölçüde geri plana iterek ortak kazanımlar elde etti. IKBY’nin 2005 Anayasası’yla federal statü kazanması uzun mücadelelerin ardından siyasi, idari, coğrafi ve hukuki bir yapının kurumsallaşması yönünde atılmış bir adım olsa da KDP ve KYB arasındaki rekabet ve ayrışma giderilemedi.
Eşit ortaklık mı, ikili idare mi?
Ne var ki 4–6 Kasım 2026’da yaşanan gelişmeler, bu ortak yönetim modelinin geleceğini yeniden tartışmaya açtı. KDP’nin KYB ile uzlaşmadan parlamento yönetimini seçtirmesi, KYB’nin ise mevcut hükümetten çekilmesi ve alternatif yönetim organları oluşturma tehdidinde bulunması, iki parti arasındaki rekabetin yeniden kurumsal bir ayrışmaya dönüşebileceğini gösteriyor. Zira son iki yıllık süreçte KDP ve KYB’nin hem iç siyasette hem de Bağdat siyasetindeki ortak ritmi bozulmakla kalmayıp rekabete dönüştü. Bu durum son iki dönemdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde somut bir biçimde kendini gösterdi. Nitekim KYB lideri Bafel Talabani’nin 5 Kasım’daki açıklamaları da KYB ve KDP arasındaki ayrışmanın birincil ağızdan somutlaştığını gösterir nitelikte. Özellikle Bafel Talabani’nin “Eğer Erbil’de bir başkan atarsanız, biz de Süleymaniye’de bir tane atarız. Eğer başbakan seçerseniz, biz de bir tane seçeriz” sözleri dikkat çekici. “Yani ya eşit ortaklık ya da ikili idareye dönüş” diyor.
Bafel Talabani’nin açıklaması ilk bakışta bir bölünme tehdidi olarak okumak mümkün. Ancak hayal kırıklığı ve çözüm arayışı da var. Açıklama, beklenmedik değil. KYB, KDP’yi hükümet kuramayan bir parlamento üzerinden baskılıyor. Süleymaniye merkezli ayrı yönetim kurabileceği mesajı da bu baskının en güçlü kozu.
Ama yaşanan kopuşun bütünüyle bir ayrışma iradesini yansıttığını varsaymak da yanlış olur. Sürecin taraflar arasında kontrollü bir gerilim ve karşılıklı pozisyon alma stratejisinin parçası olma ihtimali de göz ardı edilmemeli. Zira bu kopuş senaryosunun gerçekten hayata geçirilmesi, tarafların artık masadaki kozlarını tükettiği anlamına geleceğini söylemek yerinde olur. Paradoksal biçimde, ayrışma ihtimalinin en fazla hissedildiği an, aynı zamanda barış ihtimalinin de en yakın olduğu an olabilir.
Fiili ayrışmadan kurumsal bölünmeye
Ancak KDP ve KYB’nin önümüzdeki dönemde daha radikal adımlar atması ve krizin derinleşmesi de ihtimal dışı değil. Meselenin odağında artık sadece hükümetin kurulması veya siyasi makamların paylaşılması yok. Yine de yaşanan gelişmeleri doğrudan bir iç savaş senaryosuna bağlamak da gerçekçi değil. Geçmişte yaşanan çatışmaların ağır bedelleri ortada. Dolayısıyla bugün IKBY için asıl risk, silahlı çatışmadan ziyade bölgenin siyasi ve idari bütünlüğünün aşınması ve hatta ortadan kalkması. Böyle bir durumda Erbil-Duhok ile Süleymaniye-Halepçe ekseninde iki ayrı yönetim düzeninin oluşması söz konusu. Bu senaryo, mevcut fiili ayrışmanın hukuki ve siyasi açıdan resmiyet kazanması ve IKBY’nin statüsünün ortadan kalkması demek. Başka bir ifadeyle, IKBY’nin siyasi ve idari olarak bölünmesi.
Bu sürecin hukuki bir nitelik kazanması için anayasal bir süreç şart. Bu da oldukça çetrefilli. Ancak fiili olarak siyasi ve idari bölünme gerçekleşirse, özellikle KYB’nin bunu anayasal bir sürece taşımak için de adımlar atması beklenebilir. Zira KYB’nin Süleymaniye, Halepçe, Raparin ve Germiyan’ın doğrudan Bağdat’a bağlanması için hukuki süreci başlatmak ve takip etmek üzere bir heyet oluşturduğu veya oluşturacağı konuşuluyor.
Ancak Süleymaniye’yi Erbil’den fiilen ayırma tehdidinin hayata geçirilmesi için hala zaman var gibi. Nitekim kimse “Kürtleri ve IKBY’yi bölen lider” olarak anılmak istemez. IKBY’nin resmen bölünmesine yönelik güçlü toplumsal itiraz da söz konusu. Tabii KYB, kontrolündeki bölgede siyasi anlatıyı şekillendirebilir. Ama bu, bir bütün olarak Kürt jeopolitiğinde derin hayal kırıklığı yaratır.
Burada tüm durumu KYB üzerinden okumak da doğru sonuç vermez. KDP’nin ödün vermeyen tutumu da büyük sorun. Rasyonel bir değerlendirmeyle, KDP’nin başkanlık ve hükümet meselesinde atacağı adımlarla Bafel Talabani’yi daha fazla radikal adımlar atmaya zorlamaması KDP için de bir sorun. Zira KDP’nin de resmi olarak iki ayrı yönetime dönüşü arzulamadığı açık. Ancak uzun süredir Bağdat ve Kerkük siyasetinde sergilediği rasyonaliteden uzak tutum dikkate alındığında kesin bir değerlendirme yapmak güçleşiyor.
Washington’ın sessizliği
Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Bafel Talabani’nin açıklama yaptığı gün Irak’ta temaslarda bulunan ve Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile görüşen ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve aynı zamanda Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın konuya dair hiçbir açıklama yapmaması, buna rağmen Irak’ın egemenliğine vurgu yapması da dikkat çekici. Daha önce IKBY parlamentosunun yeniden faaliyete geçirilmesi ve siyasi tıkanıklığın sona erdirilmesi konusunda ABD ve bizzat Barrack bazı adımlar atmış olsa da KDP’nin KYB’yle uzlaşmadan parlamentoyu toplamasının ardından ortaya çıkan yeni ayrışma karşısında Washington’dan açık bir tutum gelmedi. Trump yönetiminin Kürt partileri arasındaki anlaşmazlıklarda arabuluculuğa daha az istekli olduğuna yönelik değerlendirmeler de bu sessizliği anlamlı kılıyor. Hatta bu durum son dönemde Bağdat’ı güçlendirmek isteyen ABD açısından bir tercihe dahi dönüşebilir.
Ankara başta olmak üzere arabulucuların devreye girerek tansiyonu düşürmesi şart. Aksi senaryo, Türkiye dahil bölge siyaseti açısından olumlu sonuçlar doğurmaz. Dengeli bir IKBY, Türkiye için de en makul siyasi tercih. Sürecin Bağdat ve Tahran’a bırakılmaması gerekiyor.
Değirmen yeniden durur mu?
Bu açıdan mevcut kriz, Aşbetal metaforunun tarihsel çağrışımlarıyla birlikte okunabilir. 1975’te Kürt ulusal mücadelesinin sona ermesiyle duran değirmen, sonraki yıllarda kurulan siyasi ve idari kurumlarla yeniden çalışmaya başlamıştı. Bugün ise bu kurumları ayakta tutan ortak siyasi iradenin çözülmesi, KYB’nin yeni bir kopuşunu ve değirmenin bir kez daha durması ihtimalini gündeme getiriyor. Ancak 1975’ten farklı olarak bu kez Kürtler için tehlike, bir ayaklanmanın yenilgiye uğraması ve siyasi hareketin bölünmesi değil, Kürtlerin elde ettiği anayasal ve kurumsal statünün iç siyasi ayrışma nedeniyle işlevsizleşmesi ve hatta çökmesi.
Bu durumun partiler için farklı açılardan olumlu ya da olumsuz getirileri olacaktır. Ancak temelde Iraklı Kürtlerin bugüne kadar elde ettiği belki de en büyük jeopolitik, siyasi, idari, coğrafi ve hukuki kazanımın kaybedilmesine yol açacağı neredeyse kesin. Bununla birlikte IKBY’deki bölünmenin Kürt jeopolitiği açısından da çok katmanlı bir siyasi ve psikolojik kırılma ortaya çıkaracağını söylemek yanlış olmayacak. Karşılıklı güvensizliğin ve reaksiyoner siyasetin belirleyici olduğu bir ortamda, uzlaşma ihtimalinin giderek zayıflaması endişe verici. Bu noktada tansiyonun düşürülmesi için KDP’nin sorumluluk alması, siyasi irade göstermesi, daha kuşatıcı bir yaklaşım benimsemesi ve KYB ile yeniden müzakere zemini oluşturması şart. Giderek derinleşen siyasi, idari, kurumsal ve ekonomik aşınmayı durdurabilecek bir irade oluşturulamazsa ayrışmayı durdurmak kolay olmayacak gibi.
[Bilgay Duman, Anadolu Ajansı Stratejik Analiz Müdürüdür.]
[Mehmet Alaca, Anadolu Ajansı Akademi Müdür Yardımcısıdır.]
*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.



