- Muhalefetin elinde acayip bilgiler olduğuna inanılıyordu.
- “Acaba bugün hangi bombayı patlatacaklar” diye bekleniyordu.
- Muhalefetin süper bir strateji izlediği düşünülüyordu.
Yani gidişat, tam da muhalefetin arzu ettiği türdeydi.
Ancak bu gidişatı Yeni Parti’den Ümit Özlale paramparça etti.
Ömer Bolat ve Mahinur Özdemir Göktaş’a yönelik iddiası, resmen yalan çıkınca muhalefet açısından bir nevi “yalancı çoban sendromu” baş gösterdi.
Ümit Özlale’nin, dolayısıyla muhalefetin inandırıcılığı...
Bu arada AK Parti de fon sürecinde ilk kez karşı tarafı sıkıştırma, ortaya atılan tüm iddiaları “şaibeli” hale getirme imkânı buldu.
AK Partililer, Ümit Özlale’ye çok kızıyorlar ama kızmasınlar bence.
Ümit Özlale’nin AK Parti’ye yaptığı şu kıyak, gerçekten eşsiz bir kıyaktır.
Bugün fonla ilgili sansasyonel bir liste açıklayacaktı muhalefet cephesi.
Muhtemelen partisi tarafından “sen bir çuval inciri berbat ediyorsun” denilerek açıklama yapması engellendi.
Parti Sözcüsü Zeynel Emre açıklayabilir denildi.
O da dün yaptığı uzun basın toplantısında sansasyonel şeyler söylemekten kaçındı, liste falan açıklamadı.
- Partisinde “trolleniyor olabiliriz” endişesine yol açtı.
Sonuçta Ümit Özlale’nin neden olduğu şey şu oldu:
AK Parti’ye sonsuz kıyak, kendi partisine sonsuz mahcubiyet.
ESENYURT VE YAHŞİHAN’A HER AÇIDAN BAKALIM
Esenyurt Belediyesi, kayyum yönetiminde.
Yahşihan Belediyesi, AK Parti yönetiminde.
İkisinde de yolsuzluk iddiası var. İkisinde de malı götürme var. İkisinde de korkunç bir ranta çökme var.
- Bunlar CHP’li değil, bunlara operasyon yapmayalım mı denildi?
- Bunlar AK Partili, bunları pamuklara saralım mı denildi?
- Bunlar iktidar tarafında, aman dokunulmayalım mı denildi?
İkisine de operasyonlar yapıldı. İkisinde de gözaltılar var. İkisinde de kelepçeler çıktı. İkisinde de hesap sorma süreci başladı. İkisinde de klasik belediye operasyonu başlatıldı çatır çatır. İkisini de savunan tek bir AK Partili bile yok.
AK Parti açısından iyi verilmiş iki sınavdan ibarettir.
Bu iki ilçeden iktidara yüklenmeye kalkanların sonu zararla oturmak olur.
Cemil Tugay’ın AK Parti’ye geçişinin indirgendiği yer şurası:
İçkili mekânlar kapanacak mı kapanmayacak mı?
Çeyrek asırdır bu muhabbet bitmedi, bitmeyecek.
Cemil Tugay da “AK Partili” kimliğini edindikten hemen sonra bu muhabbetin muhatabı olmuş.
“Yok, kapanmayacak, bu çok mantıksız. İnsanları korkutmayı amaçlayan kutuplaşma siyasetinin ürünü bunlar. İzmirliler bu gerçekle yüzleşsinler” falan diyerek...
“İçkili mekânları kapatmayacağız, kimsenin hayat tarzına karışmayacağız” falan deme sırası artık sende.
Yemin krizinin olay teğmenleri yeniden gündemde.
İstek üzerine yemini tekrar okuyan biri, yine kılıçlarının daima keskin olacağından söz ediyor.
Öbürü şiirsel bir metin üzerinden... “Kan” diyor, “kin” diyor, “ölüm” diyor.
Yine tehdit, yine kılıç sallama, yine silah gösterme, yine otomatiğe bağlanmış cümleler, yine keskin inançlı yaklaşımlar, yine ferasetten uzak yüksekten atmalar falan.
Bu teğmenlerimiz, ordudan ihraç edilmelerine üzülen kim varsa maalesef hepsini pişman etmeye ant içmiş gibiler.
İKİ FİLM İZLEDİM İKİSİ DE BİRBİRİNDEN BETER
Bu ne berbat, bu ne dandik, bu ne kolpa bir film.
- Oyunculuk: Bir filmde bütün oyuncular kötü olabilir mi? Evet, olabiliyormuş.
- Ben Affleck: En kötü oyunculuk onunki. Hiç inanmamış role.
- Çekimler: Öyle alelacele bir hali var ki bir günde her şeyi bitirmişler gibi.
Hayatımdan bir buçuk saati çaldın Ben Affleck.
SIKILMAKTAN, ESNEMEKTEN YORULDUM DA YORULDUM
- 33 kere Tom Cruise’dan aksiyon bekledim.
- 17 kere “amma konferans verdiler ha” dedim.
Filmi bitirir bitirmez iyileşmek ve kendime gelmek için yaptığım şey şu oldu:
“Görevimiz Tehlike / Hayalet Protokol”ü izlemek.





