Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, TRT tarafından bu yıl 10'uncusu "Merkezsiz Dünya: Kurallar Geçersiz Kaldığında Kim Liderlik Eder?" temasıyla İstanbul Kongre Merkezi'nde düzenlenen TRT World Forum etkinliğine katıldı.
İkinci gün etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen "Algoritmik Çağda Kontrol Kimde? Şirketler, Devletler, Vatandaşlar" başlıklı oturumda konuşan Duran, "Bilgi ve iletişim teknolojilerindeki dijital devrimin şekillendirdiği algoritmik çağda kontrol kimde?" sorusunun oturumda yetkin uzmanlarca ele alınacağını söyledi.
Duran, esasında karşı karşıya olunan meselenin bir egemenlik ve adalet meselesi, kimi zaman da doğrudan insanlığın kendisine ilişkin bir mesele olduğunu belirterek, "Gazetecilikte onlarca yıl boyunca 'eşik bekçileri' vardı. Editörler, haberlerin doğruluğunun teyit edilip edilmediğine, kamu yararına hizmet edip etmediğine ve haksız bir zarara yol açmadan yayımlanıp yayımlanamayacağına karar verirdi. Burada o 'manuel' dönemi idealize etmiyorum. Hepimiz biliyoruz ki gazetelerin de sahipleri, ticari çıkarları ve siyasi aidiyetleri vardır. Ancak her editoryal kararın arkasında adı ve kimliği belli, mesleki yükümlülükleri bulunan ve kararlarının hesabı sorulabilen bir insan vardı." ifadelerini kullandı.
Bugün ise bu eşik bekçisinin yerini giderek algoritmaların aldığını dile getiren Duran, şunları kaydetti:
"Karşımızda hesap sorabileceğimiz bir yüz, kararlarından sorumlu tutabileceğimiz bir isim bulunmuyor. Bir haber doğru olabilir, titizlikle teyit edilmiş olabilir ve kamuoyu açısından büyük önem taşıyabilir. Ancak bir algoritma nedeniyle o haberi öğrenmesi gereken insanlara hiçbir zaman ulaşamayabilir. Buna karşılık yanıltıcı bir iddia ya da kışkırtıcı bir paylaşım dakikalar içinde kıtaları aşabilir. Bu durum, temel bir soruyu gündeme getiriyor. Hangi haberlerin milyonlarca insana ulaşacağına ve hangilerinin kamuoyunun gözünden kaybolacağına kim karar veriyor? Daha da önemlisi, bu kararlar kimin çıkarlarına hizmet ediyor? Sanırım hepimiz cevabı biliyoruz. Algoritmalar tarafsız değildir. Onların arkasında ticari, kimi zaman da siyasi çıkarlara hizmet eden insan tercihleri vardır. Buradaki tehlike şudur: Bir avuç şirket, insanların neyi göreceğini kontrol ettiğinde, ne düşüneceklerini de şekillendirmeye başlar."
"Bu tehlike gazetecilik açısından ne anlama geliyor? Bir gazeteci, tanıklarla görüşmek, belgeleri incelemek ve bir haberi doğrulamak için haftalar harcayabilir. Bir haber kuruluşu editörlere, çevirmenlere ve hukuk uzmanlarına ücret öder. Ancak haber internette yayımlandığında, kaç kişiye ulaşacağı gazetecinin kararlarını açıklayamadığı bir algoritmaya bağlı hale gelir. Platform ise bu haberin çektiği ilgiden fayda sağlar. Yapay zeka, araştırma haberini kaynağına atıfta bulunmadan özetleyebilir. Okurlar bilgiye ulaşırken o bilgiyi üreten haber kuruluşu mali açıdan ayakta kalma mücadelesi verir. Artık habere tek bir tuşla ulaşabiliyoruz. Peki, çatışma bölgesinden haber aktaran muhabirin emeğinin karşılığını kim ödeyecek? Kamera arkasında çalışan editörün emeğinin karşılığını kim verecek? Gazetecilik yalnızca görünür olmakla ayakta kalamaz. Gazeteciliğin bağımsızlığa, mali desteğe ve güçlü meslek etiğine ihtiyacı vardır. Her şeyden önce gazetecilik faaliyetleri sonucunda üretilen haberlerin, o haberlere ihtiyaç duyan insanlara ulaşabilmesi gerekir."
Algoritmaların gazeteciliği dönüştürdüğüne dikkati çeken Duran, "Ancak etkileri bunun çok ötesine uzanıyor. Algoritmik çağda beni derinden endişelendiren bir başka mesele daha var; ortak hafızamızın geleceği. Her milletin kendine özgü bir tarihi, kültürü, dili ve değerleri vardır. Ancak bugün genç nesiller, tarihlerini ve kültürel miraslarını giderek daha fazla dijital platformlar aracılığıyla keşfediyor. Bir gencin ülkesinin tarihini internette araştırdığını düşünün. Milyonlarca insan dünyayı anlamak için bu sistemlere yönelirken, şu soruyu sormamız gerekiyor; gelecek nesillerin kendi geçmişleri hakkında ne bileceğine kim karar verecek? Bu nedenle algoritmik çağın kültürel kimlik, milli hafıza ve medeniyet mirasımızın korunması bakımından son derece önemli soruları gündeme getirdiğine inanıyorum." değerlendirmesinde bulundu.
"Türkiye açısından bu mesele aynı zamanda bir dijital egemenlik meselesidir"
Duran, algoritmaların bilgiden daha fazlasını şekillendirdiğini ifade ederek, "Şimdi de okuduğumuz ve izlediğimiz içeriklerin, ticari çıkarlar ve davranışlarımıza ilişkin tahminler doğrultusunda seçildiğinde neler yaşandığını düşünelim. Biz hala kendi kanaatlerimizi özgürce mi oluşturuyoruz? Yoksa kanaatlerimiz bizim adımıza mı şekillendiriliyor? Bazı düşünürler, güçlü teknoloji şirketlerine yönelik giderek artan bu bağımlılığı tekno-feodalizm kavramıyla açıklıyor." diye konuştu.
Bu kavramın ilk bakışta karmaşık görünebildiğini aktaran Duran, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Ancak tarif ettiği gerçeklik oldukça basittir. Bir avuç şirket, milyarlarca insanın iletişim kurduğu, bilgiye eriştiği ve görüşlerini ifade ettiği dijital alanları kontrol ediyor. Kuralları onlar belirliyor, bunları kendi takdirlerine göre değiştiriyor ve bütün toplumları etkileyen kararlar alıyorlar. Buna karşın, bu kararlardan etkilenen insanların çoğu zaman yeterince söz hakkı yoktur ve kararlara itiraz etme imkanları da oldukça sınırlıdır. Bu noktada yeniden temel sorumuza dönüyoruz; algoritmik çağda kontrol kimde? Teknoloji şirketleri, kontrolün kullanıcılarda olduğunu söylüyor. Çünkü ne izleyeceklerine, ne okuyacaklarına ve ne paylaşacaklarına kullanıcılar karar veriyor. Peki, ekranlarımızda neyin karşımıza çıkacağına algoritmalar önceden karar vermişse bu tercih ne kadar özgür olabilir?"
Duran, diğer taraftan devletlerin kanunlar çıkarma ve düzenlemeler yapma yetkisine sahip olduğunu belirterek, şöyle devam etti:
"Ancak teknoloji devleri sınırları aşıyor, devasa miktarda veriyi kontrol ediyor ve pek çok ülkeninkini aşan kaynaklara hükmediyor. Bu soruya ne şirketler ne de devletler tek başına cevap verebilir. Dijital dünyanın geleceğini hiçbir zaman yalnızca birkaç güçlü aktörün eline bırakamayacağımıza yürekten inanıyorum. Türkiye açısından bu mesele aynı zamanda bir dijital egemenlik meselesidir. Bir millet, verilerini koruyabilecek, kültürel kimliğini muhafaza edebilecek ve kendi hikayesini dünyaya anlatabilecek kapasiteye sahip olmalıdır. Biz teknolojik ilerlemeyi destekliyoruz. Yapay zekanın ve dijital yeniliklerin sunduğu olağanüstü fırsatların farkındayız. Ancak teknolojik ilerleme insanlara ve toplumlara hizmet etmelidir. Onların haklarına, değerlerine ve bağımsız tercihlerde bulunma özgürlüğüne saygı göstermelidir. Peki, teknolojinin insanlığın hizmetinde kalmasını nasıl sağlayabiliriz?"
"Algoritmaların nasıl işlediği konusunda daha fazla şeffaflığa ihtiyacımız var"
Duran, bu noktada üç temel ilkenin yol gösterici olduğuna inandığını kaydederek, şunları söyledi:
"İlk ilke, hesap verebilirliktir. Teknoloji şirketleri, kararlarından sorumlu tutulmadan kamusal hayat üzerinde böylesine büyük bir nüfuz sahibi olamaz. Algoritmaların nasıl işlediği konusunda daha fazla şeffaflığa ihtiyacımız var. İnsanlar, içeriklerinin neden kısıtlandığını, belirli bilgilerin neden diğerlerinden daha fazla ilgi gördüğünü ve haksız olduğuna inandıkları kararlara nasıl itiraz edebileceklerini anlayabilmelidir. İkinci ilke, algoritmik dağıtımda adalettir. Bazı seslerin milyonlarca insana ulaştığı, bazılarının ise neredeyse hiç duyulmadığı bir dijital dünyayı kabul edemeyiz. Bilgiye erişim, ifade özgürlüğü ve adil muamele ilkeleri, milliyet, dil veya ikamet edilen yerden bağımsız olarak herkes için eşit biçimde geçerli olmalıdır."
Üçüncü ilkenin çoğulculuk olduğunu vurgulayan Duran, "Dijital dünya, dünyanın kendi çeşitliliğini yansıtmalıdır. Hiçbir ülke, kültür veya şirket bu alanda tek başına hakimiyet kurmamalıdır. Sayın Cumhurbaşkanımız, 'Dünya beşten büyüktür.' diyerek bu hakikati uluslararası topluma defalarca hatırlatmıştır. Aynı ilkenin dijital dünyaya bakışımıza da yön vermesi gerektiğine inanıyorum. Dijital dünya da bir avuç teknoloji şirketinden büyüktür. Dijital dünya, farklı milletlerden, kültürlerden ve dillerden insanlara aittir. Onların sesleri, tecrübeleri ve bakış açıları da küresel bilgi ortamında kendilerine yer bulmalıdır." diye konuştu.
"Bu kararlılık TRT ve Anadolu Ajansı’nın çalışmalarına yansımaktadır"
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Duran, Türkiye'nin daha adil ve daha kapsayıcı bir dijital düzenin inşasına katkıda bulunmakta kararlı olduğunu vurgulayarak, şunları dile getirdi:
"Bu kararlılık, TRT ve Anadolu Ajansının çalışmalarına yansımaktadır. TRT ve Anadolu Ajansı, farklı dillerde gerçekleştirdikleri yayınlarla dünyanın dört bir yanındaki izleyici ve okuyuculara hakikati ulaştırmaya devam ediyor. Dezenformasyonla mücadele etmek ve insanların güvenilir bilgiye erişmesini sağlamak için büyük bir özveriyle çalışıyorlar. Her şeyden önemlisi, başka türlü seslerini duyuramayacak insanların sesi oluyor, onların hikayelerini dünyaya ulaştırıyorlar. Üstelik bu görevi yerine getirirken zaman zaman çok ağır insani bedeller de ödüyorlar. Anadolu Ajansının serbest kameramanı Muntasır es-Savvaf, Gazze'de İsrail'in düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybetti. TRT Arabi kameramanı Sami Şehade ise Gazze'de haber takibi sırasında ağır yaralandı ve sağ bacağını kaybetti."
Bu gazetecilerin dünyaya yaşananları gösterebilmek için hayatlarını tehlikeye attığını belirten Duran, şöyle devam etti:
"Ancak hakikat belgelenmiş olsa bile dünyanın onu göreceğinin hiçbir garantisi yok. Büyük dijital platformlarda Gazze'den gelen haberler ve görüntüler kaldırıldı, erişimleri kısıtlandı ya da hassas veya şiddet içeren içerik olarak etiketlendi. Bağımsız insan hakları kuruluşları dahi otomatik sistemlerin meşru haberciliği nasıl kısıtladığını ve Filistinlilerin sesini nasıl susturduğunu belgeledi. Bu durum bizi algoritmik çağda dezenformasyonun en kaygı verici boyutlarından biriyle karşı karşıya bırakıyor. Dezenformasyon denildiğinde genellikle aklımıza yalan haberlerin yayılması geliyor. Peki, hakikatin kendisi görünmez kılındığında ne olur? Gazeteciler kanıt toplamak için hayatlarını riske atarken, algoritmalar çalışmalarının kamuoyuna ulaşmasını engellerse ne olur? Hakikat görünmez kılındığında, dezenformasyon daha da güçlenir."
Duran, algoritmik çağda kontrolün kimde olduğu sorusu kadar kontrolün kimde olması gerektiği sorusunun da önemli olduğunu ifade ederek, "Benim cevabım şudur: Kontrol muhakeme edebilen, hakikati savunabilen ve tercihlerinin sorumluluğunu üstlenebilen insanların ellerinde kalmalıdır. Yönümüzü algoritmalara teslim etmek yerine algoritmalara insani ve etik bir istikamet kazandırmalıyız. Bu oturumun daha adil bir düzene giden yolda aydınlatıcı bir adım olacağına inanıyorum." şeklinde konuştu.




