Sanık Çiçek, "2019 seçimlerinden sonra, şehirdeki en ufak reklam alanından en büyük reklam alanına kadar tüm yetki sözü Murat Ongun'daydı. O da kendisine bu işlere bakması için sektörden Salih Subaşı'nı seçmişti. Birlikte tüm reklam alanını görüşüp, hepsinden reklam alanları için izin verilip, para talep edilmiş, Kültür AŞ üzerinden alınmıştır. Tüm piyasa tarafından bu şekilde bilinir zaten." beyanında bulundu.
Murat Kapki ile tanışıklığının aynı kuaförü kullanmaları nedeniyle başladığını anlatan Çiçek, "Birkaç ticari görüşme yaptıktan sonra samimiyetimiz ilerledi. Plazanın 21. katında Murat Bey'in ofisinde bir gün görüşme halindeyken, bazı şirketlerden para çıkarması gerektiğini, bunun için de fatura ihtiyacı olduğundan bahsetti. Ben de dostluğumuz ve yapmış olduğum ticareti bozmamak adına yüzde 6 komisyon karşılığı kabul ettim." ifadelerini kullandı.
Sanık Çiçek, 2023-2024 yıllarında 9 aylık zaman diliminde, Murat Kapki'nin fatura paralarının hangi gün çekileceğini yanında çalışan Sinan Sepetçi'nin organize ettiğini belirterek, savunmasında şunları söyledi: "Hangi şirkete ne kadar fatura kesileceği ve hangi şirketten ne kadar para çıkacağı, hangi bankadan para çekileceği konularının tamamına o yetkili kılınmıştı. Şirkete kestiğim faturalara istinaden çekilecek paralar için de Murat Bey kimseye güvenmediği için, Sinan Sepetçi tarafından çekler düzenleniyordu. Bankalardan parayı kendisi ayırtıyordu. Yetkili kıldığı çocuklar parayı çekmeye gittiğinde, Murat Kapki'nin bilgisi ve onayıyla çekilen paralar Şeyhmus ve Güngör isimli şahıslara bankanın köşesinde teslim ediliyordu."
Şirketlerden para çıkarma sisteminin 2024 yılına kadar devam ettiğini anlatan Çiçek, "Şirketten benim aracılığımla paralar dışarı çıkar, sonrasında nakit olarak Murat Bey'in ofisinde toplanırdı. Bu ofiste toplanan paralar bir defa benim yanımda iki bavul içinde Berat Kapki vasıtasıyla gitmesi gereken yere ulaştırıldı. Berat Kapki'nin para teslimatı ile ilgili gördüğüm ve bildiğim her şeyi ifademde detaylı olarak belirttim ve doğrudur." diye konuştu.
Çiçek, Kapki ile iletişimlerinin WhatsApp üzerinden sürdüğünü ve 19 Mart'taki operasyondan önce kendisini arayarak tüm konuşmaları silmesini istediğini belirtti.
Kapki'nin bir gün ofisinde telefonu alarak her türlü dinleme olayına karşı önlem almak adına çekmecesine koyduğunu anlatan Çiçek, Kapki'nin zorlama ve baskılarına rağmen hiçbir konuşma kaydını telefonundan silmediğini aktardı.
Çiçek, Murat Kapki'nin ofisinde olduğu vakitlerde samimiyetlerinin arttığını, hatta kendisine bir gün yüzde 6 komisyon ödemesini son model bir cep telefonuyla yaptığını kaydederek, "Cezaevi sürecinde CHP delegelerine iPhone dağıtıldığını gördüm. Zaten Murat Bey bana telefonları verirken 'Telefonlar ne alaka?' dediğimde 'Fazla kaldı.' demişti. Ben de bana fazla kaldığı için verilen telefonların delegelere dağıtılan telefonlar olduğunu düşünmüştüm." dedi.
Vedat Şahin'i (sanık) piyasadan tanıdığını ve şirketlerden para çıkartması için fatura kestiğini söyleyen sanık Çiçek, şu beyanda bulundu:
"Savcılıkta ifademde geçen konuda kamera bantlanan otel toplantısındaki haberlerin doğru olduğunu düşünüyorum. Neden diye soracak olursanız, X-ray'den geçen çantanın boyutuyla sıkışık ve kaynak içerisinde para dolu olduğuna eminim. Çünkü ilk defa bir çanta içinde para görmüyorum. Televizyonda görüntülerdeki birini Murat Bey'e benzettiğim için bunu ifademde de geçirdim. Sonrasında hakkımda ifademle ilgili karma haberler yapıldı. O valizlerin jammer olduğu söylendi ancak siyah renk olarak valizlerin şişkinliğiyle o gün oteldeki kameraya yansıyan valizin şişkinliği aynı değildir."
Sanık Çiçek, üzerine atılı suçlamaları reddetti.
"BUNUN ADI TİCARET DEĞİL BASKIDIR, HARAÇTIR"
Tutuksuz sanık iş insanı Mehmet Muhittin Palazoğlu da hakkındaki suçlamaların hiçbirini kabul etmediğini, iddianamede yer alan şirketi kardeşiyle beraber kurduklarını, bu şirketin organizasyon ve açık hava reklamcılık alanında faaliyet gösterdiğini anlattı.
Palazoğlu, şirketin tüm paylarını 2025 yılının ağustos ayında devraldığını ve kardeşinin günlük reklam işlerinden geri çekilmek istemesi üzerine Deniz Dörtyol'a teklif götürdüğünü aktardı.
Kendisinin inşaat sektörüne yöneldiğini, Dörtyol'un şirkette reklam süreçlerini takip ettiğini ve ihale süreçleriyle ilgili görüştüğü kişileri bilmediğini savunan Palazoğlu, "Bizim şirketimiz, 2019 yılından beri İBB ve iştiraklerinden bir ihale almamıştır. Deniz'in anlattığı ihale süreçleri bizim şirkete ait değildir. Deniz'in kendi şirketleri vardı. Deniz Dörtyol, bizim şirketin satış ve pazarlama süreçlerini yürütmüştü. Sanki ben 2019 yılından beri şirketi yönetiyormuşum gibi bahsediliyor. Şirketi geçmiş yıllardan benim yönettiğim bir durum yoktur. 15 Nisan 2025'te devir sözleşmesi imzaladık." şeklinde konuştu.
Üsküdar'da bulunan bir yapının tamamlanmasına göz yumulması karşılığında B. isimli şirkete 600 bin lira ödeme yaparak rüşvet verdiğinin ileri sürüldüğünü dile getiren Palazoğlu, bu suçlamayı kabul etmediğini söyledi.
Sanık Palazoğlu, "Ben ifademde Tuzla'da bulunan projemi anlattım. Bu proje milyarlarca lira yatırım yaptığımız ve bankalardan yüklü miktarlarda kredi kullandığımız bir projedir. İddianamede, benim Tuzla hakkında söylediğim cümleler alınmış, hemen arkasından başka bir kişinin Çengelköy'deki anlatımı eklenmiş. Çengelköy'de bahsedilen taşınmaz tarafıma ait değildir." savunmasını yaptı.
Tuzla'da iskan alamadığı için Murat Ongun ile görüştüğünü kaydeden Palazoğlu, Ongun'un da kendisine "Kültür sanat ihalelerine gir." dediğini ancak kendisinin reklamcılık işi yapmadığını, aile şirketindeki reklam alanlarını Deniz Dörtyol'un yürüttüğünü söylediğini anlattı.
Palazoğlu, savunmasına şöyle devam etti: "Bu süreçten sonra Deniz Dörtyol, Emrah Bağdatlı ile görüşmüş. Sonrasında Deniz Dörtyol, yanıma gelerek ifadesinde anlattığı ihale süreçlerinden bahsetti. Ben de bu tarz işlere girmemesi konusunda telkinlerde bulunarak, gerçek olmayan hiçbir işe bulaşmaması gerektiğini söyledim. Ancak işin devamında neler yapıldığına dair fikrim ve bilgim bulunmamaktadır. Deniz, şirketin sadece reklam alanlarının süreçleri ile ilgilenmekteydi. Zaten 2019 yılından sonra şirketin aldığı bir ihale de bulunmamaktadır."
Bir gün Deniz Dörtyol'un yanına geldiğini ve Emrah Bağdatlı'nın tespih alması konusunda baskı yaptığını anlattığını söyleyen Palazoğlu, "Ben de 'Böyle bir şeye ne gerek var.' deyip sorguladım. Deniz sonrasında bana Emrah Bağdatlı'nın 'Patronun karısının şirketi iyi düşün.' şeklinde kendisine atılan mesajlarını gösterdi ve 'Çok baskı yapıyorlar bu işe girmezsem reklam sektöründe iş yapamayacağımı söylüyorlar.' dedi." ifadelerini kullandı.
Sanık Palazoğlu, Deniz Dörtyol'dan öğrendiği işlemleri savcılığa anlattığına, şirket hesaplarından 600 bin lira ödendiği ve 200 adet tespihin şirket adresine teslim edildiği bilgisini verdiğine işaret ederek, iddianameden öğrendiği kadarıyla bu süreci yaşayanın yalnızca kendi firmasının olmadığını belirtti.
Palazoğlu, Murat Ongun'un bütün bu işlemleri olağan ticari hayat gibi anlattığını ancak konu kendi şirketi adına yapılan 600 bin liralık ödemeye gelince, sanki şirketin bu ürünleri kendi isteğiyle satın almış gibi konuştuğunu aktardı.
B. isimli şirkete ödeme yapan 6 ayrı şirketi kendisinin yönettiğinin iddia edildiğini belirten Palazoğlu, Murat Ongun'un B. isimli şirkete farklı şirketlerden yapılan toplu ödemelerin nedenini açıklamak yerine tartışmanın yönünü tamamen kendisine çevirdiğini savundu.
Sanık Palazoğlu, şunları söyledi: "Kanaatimce buradaki amacı B. şirketinin reklam sektöründeki çok sayıda firmaya aynı dönemlerde neden benzer faturalar düzenlendiğinin konuşulmasını engellemek ve bütün dikkatleri medya değeri olduğunu düşündüğüm şahsım üzerinde toplamaktır. Dosyanın tamamına bakıldığında B. şirketinin yalnızca bu 6 şirkete değil, reklam sektöründe faaliyet gösteren başka şirketlere de aynı tarihlerde, birbirine yakın saatlerde ve aynı tutarlarda fatura düzenlendiği, bu şirketlerin de benzer şekilde ödeme yaptığı görülmektedir. Ne hikmetse diğer şirketler söz konusu olduğunda Murat Ongun sessiz kalmaktadır. Söz konusu şirket, Murat Bey'in eşine ait olduğu ifade edilen B. şirketidir. Bunun adı ticaret değil baskıdır, haraçtır. Kaldı ki kamu görevinin sağladığı nüfuzu kullanarak baskıyla yaptırılan ödeme rüşvet değil, irtikaptır. Ödeyen de fail değil, mağdurdur."
"TÜM KAŞELER BENİM KİŞİSEL OFİSİMDEN ÇIKMIŞ GİBİ BİR ALGI OLUŞTURULMAKTADIR"
Murat Ongun'un kendisi hakkında, iş yerinde 38 ayrı şirkete ait kaşe bulunmuş gibi konuştuğunu ve bu durumun doğru olmadığını savunan sanık Palazoğlu, "Bana ve yetkilisi olduğum şirkete ait bağımsız bölümler bellidir. Bu şirketleri ve hangi bağımsız bölümde faaliyette bulunduklarını avukatım sunacaktır. Binadaki diğer bağımsız bölümler ise bana ait olmadığı gibi benim kullanımımda da değildir. Tüm kaşeler benim kişisel ofisimden çıkmış gibi bir algı oluşturulmaktadır. Tabii ki bu algıyı da bu işi çok iyi bilen algı profesörü Sayın Murat Ongun yapmaktadır." dedi.
Palazoğlu, adlarını bile iddianameden öğrendiği ve hakkında ceza istenen şirketlerin kendisine ait olduğu iddiasını kabul etmeyerek, şöyle devam etti: "Murat Ongun duruşma boyunca bana 'münafık, iftiracı fabrikatörü, sahte ve kene gibi adam.' dedi. Duruşma boyunca özellikle beni hedef aldı. Kötü söz sahibine aittir, aynı üslupla karşılık vermeyeceğim. B. şirketinin konusu kimden sorulursa benim adımı bu anlatımın içine sokmaya çalıştı. Bana göre bunu yapmasının amacı açıktır. B. konusunda açıklaması gereken hususlara cevap vermek yerine beni hedef göstererek, asıl iddiaları gölgelemeye ve kamuoyunun dikkatini başka bir yöne çekmeye çalışmaktadır. Hakkımda ne kadar ağır konuşursa B.'ye ilişkin somut gerçeklerin o kadar az tartışılacağını düşünmektedir."
Sanık Palazoğlu, "Ancak bana hakaret edilmesi veya ismimin sürekli tekrar edilmesi, B. konusunda cevap bekleyen soruları ortadan kaldırmaz. Murat Ongun gerçekten benim yalan söylediğimi düşünüyorsa bana hakaret etmek yerine dosyadaki sorulara cevap vermelidir. Kendi ev kirası sorulduğunda bu dosyayla ilgili değil diyen Sayın Ongun, konu bana gelince ailemi, geçmişimi ve kimleri tanıyıp tanımadığımı uzun uzun anlatarak benim üzerimden adeta magazin yapmaktadır." beyanında bulundu.
"SEÇİMDEN SONRA BİZİM BÜTÜN REKLAM ALANLARIMIZ TEK GECEDE İNDİRİLDİ"
Cumhuriyet savcısının, "İfadenizde şöyle diyorsunuz, seçimden sonraki dönemle ilgili. 'Yeni sistem kurulup bütün sektöre bildirildi. Eğer İstanbul'a reklam asılması isteniyorsa bu sisteme uymamız gerektiği tarafımıza bildirildi.' beyanınız var. Bu sistem nedir, kim bildirdi? " sorularına sanık Palazoğlu, şu yanıtı verdi: "İBB seçimi 23 Haziran 2019 itibarıyla kazanılmıştı. Yönetim değişmişti. Bu seçimden sonra bizim bütün reklam alanlarımız tek gecede indirildi. Sonrasında, reklam sektöründen bir arkadaş bize geldi ve ondan sonra beni Serdal Taşkın'a götürdü. Serdal Taşkın da Murat Ongun'a götürdü. Ondan sonra zaten biz de dedik ki burada bizi yaşatmayacaklar. 6 ay sonra, reklam sektöründen çekildim. Daha önce reklam sektöründen bir arkadaş bildirdi dışarıdan. Ondan sonra da Serdal Taşkın ve Murat Ongun bildirdi."
Sanık Palazoğlu, savcının, "Bahsettiğiniz sistem nasıldı?" sorusuna da, "Tam hatırlayamıyorum, çok zaman geçti. Zaten ben o sisteme girmek istemediğim için de reklam sektöründen çok kısa bir süre sonra çekildim." diye cevap verdi.
Cumhuriyet savcısının, "Emrah Bağdatlı'yı nereden tanıyorsunuz?" sorusunu sanık Palazoğlu, "Murat Bey'e gittikten sonra iskan süreci ile ilgili, beni birkaç gün sonra Emrah Bağdatlı aradı. Oturduk kahve içtik. Bu işlerle ilgili 'Biz seni arayacağız.' dedi. Ondan sonra ben Emrah Bağdatlı ile görüştüm. 'Senin işlerini halledeceğiz, haber bekleyin.' dedi ama oradan bir haber çıkmadı. O iş de gerçekleşmedi." şeklinde yanıtladı.
Ek iddianame kapsamında tutuksuz olan ancak ilk iddianamede tutuklu bulunan 2 sanık da birleşen dosya kapsamında duruşmada savunma yaptı.
Duruşma, savunmaların alınmasına devam edilmek üzere sabah saatlerine ertelendi.
Duruşmalarda, toplam 331 tutuksuz sanığın savunması tamamlanmış oldu.


