Kudüs'e ilişkin ortaya koyduğu zengin entelektüel çalışmaları nedeniyle "2020 Kral Faysal Ödülü"ne layık görülen Filistinli tarihçi Dr. Mohammed Hashim Ghosheh'nin yıllara dayanan titiz araştırmalarıyla oluşturduğu dev fotoğraf koleksiyonu, AA Arşivi'ne kazandırıldı.
1800'lerin sonundan bugüne Osmanlı İmparatorluğu, İngiliz Mandası ve Ürdün yönetimi dönemi ile Filistin direnişini tüm çıplaklığıyla gözler önüne seren "Kudüs'ün Hafızası" isimli özel koleksiyonda yer alan ve tarihe ışık tutan karelere, artık AA Arşivi üzerinden erişilebilecek.
Anadolu Ajansı tarafından yapılan özel çalışmayla 5 ciltten oluşan "Kudüs'ün Hafızası" koleksiyonundan seçilen özel fotoğrafların bilgileri, kitabın Arapça orijinalinden tercüme edildi.
Osmanlı'dan bugüne Kudüs'ün asırlık tarihini görsel panoramayla sunan bu çalışma, Anadolu Ajansı güvencesiyle geleceğe aktarılacak.
[1/27] Kudüs'e ilişkin ortaya koyduğu zengin entelektüel çalışmaları nedeniyle "2020 Kral Faysal Ödülü"ne layık görülen Filistinli tarihçi Dr. Mohammed Hashim Ghosheh'nin (fotoğrafta) yıllara dayanan titiz araştırmalarıyla oluşturduğu dev fotoğraf koleksiyonu, Anadolu Ajansı Arşivi'ne kazandırıldı. Fotoğrafta, Kubbetü’s-Sahra’nın batı ve güney cephelerinin 1898 yılına ait görüntüsü yer alıyor. İslam mimarisinin bilinen en eski kubbeli yapılarından biri olarak kabul edilen Kubbetü’s-Sahra, Kudüs’ün fethinin ardından Hz. Ömer tarafından yaptırılan mescidin bulunduğu alana inşa edilmesi nedeniyle, özellikle Batı kaynaklarında "Ömer Camii" adıyla da anılıyor. Yapının merkezinde bulunan kutsal kaya ise "Sahre" veya "Hacerü’l-Muallak" olarak adlandırılıyor.
[2/27] Fotoğrafta Hâitü’l-Burak (Burak Duvarı) ve Mescid-i Aksa’ya açılan Mağribiler Kapısı'nın (Babü’l-Meğaribe) 1900 yılındaki görüntüsü yer alıyor. Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinin güneydoğusunda yer alan ve yaklaşık 800 yıllık geçmişe sahip tarihî bir Müslüman yerleşkesi olan Mağribiler Mahallesi, kentin en hassas dinî kesişim noktalarından birinde bulunuyordu. Mahallenin doğusunda Mescid-i Aksa’nın batı surları ile Müslümanlar için İsrâ hadisesinin sembolü olan Burak Duvarı, batısında ise Eski Şehir’in Yahudi Mahallesi yer alıyordu. İsrail, 1967 yılında Mağribiler Mahallesi’nin tamamını yıkarak bölgeyi bugün “Ağlama Duvarı Meydanı” olarak bilinen alana dönüştürdü.
[3/27] Fotoğrafta, Şehzade Osman Fuad Efendi ve Cemal Paşa, 1915 yılında Kudüs’te Selahiyye Külliyesi Kütüphanesi’nin önünde görülüyor. Kütüphanenin girişinde Beyyine Suresi'nin 3. ayeti olan "Fiha kütübun kayyimeh" (O sayfalarda dosdoğru hükümler yer almaktadır) yazılı bir tabela bulunuyor.
[4/27] Fotoğrafta, Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinde, Mescid-i Aksa'nın hemen batı sınırında yer alan ve Memlûk Dönemi eserlerinden biri olan Mansuri Ribatı görülüyor. 1911 yılına kaydedilen fotoğrafta, yapının önünde duran Osmanlı askerleri yer alıyor.
[5/27] Fotoğrafta, Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinin ana giriş kapılarından biri olan Şam Kapısı'ndan (Babü'l-Amud) başlayıp Kıyamet Kilisesi'ne kadar uzanan en eski tarihî pazar caddelerinden biri olan Hanü’z-Zeyt Çarşısı'nın (Zeytinyağı Hanı Çarşısı) girişi görülüyor. 1906 yılına tarihlenen fotoğrafta ayrıca Hicri 1097/Miladi 1685 yılında vakfedilen Abdülkerim bin Mustafa Cûrîcî Sebili de yer alıyor.
[6/27] Fotoğrafta, İslam Millî Maarif Derneği ve Yetimhanesi’nin kurucusu Şeyh Muhammed Salih, öğrencileri ve Kudüs’teki okulun öğretmenleriyle, 1911 yılında okulun avlusunda görülüyor.
[7/27] Fotoğrafta, Mescid-i Aksa külliyesinin (Harem-i Şerif'in) en güneyinde yer alan Kıble Mescidi'nin kuzey cephesindeki ana giriş revakları görülüyor. 1902'ye tarihlenen fotoğrafın sağ tarafında ise Yusuf Ağa Kubbesi yer alıyor.
[8/27] Fotoğrafta, Kudüs'ün Eski Şehir bölgesinde bulunan Arap Mahalleleri görülüyor. 1895 yılına tarihlenen görüntüde, Mescid-i Aksa'nın (Harem-i Şerif) batı ve güney surlarına bitişik konumda bulunan ve İslam tarihi boyunca birbirleriyle sınır komşusu olan Babü's-Silsile Mahallesi, Mağaribe Mahallesi ve Şeref Mahallesi yer alıyor.
[9/27] Fotoğrafta, 1908 yılında Kudüs’te Müslümanların Kurban Bayramı kutlamaları görülüyor.
[10/27] Fotoğrafta, 1900 yılında Kudüs’te Halidiyye Kütüphanesi görülüyor. Sağ tarafta Kudüs’te Haremeyn Vakıfları Hatibi Şeyh Muhammed Emin bin Ömer ed-Denef el-Ensari ve Halidiyye Kütüphanesi’nin yöneticisi bulunuyor. Yanında Şeyh Tahir el-Cezairi (Şamlı), ardında Şeyh Ragıb el-Halidi, Şeyh Halil el-Halidi ve son olarak Şeyh Muhammed el-Habbal (Beyrutlu) yer alıyor. Kütüphane'nin önünde, Beyyine Suresi'nin 3. ayeti olan "Fiha kütübün kayyimeh" (O sayfalarda dosdoğru hükümler yer almaktadır) yazılı bir tabela bulunuyor.
[11/27] Fotoğrafta, 1915 yılında Cemal Paşa ve bir grup Alman subayı, Kudüs Tren İstasyonu’nda görülüyor.
[12/27] Fotoğrafta, 1910 yılında Osmanlı ordusu Mübarek Mescid-i Aksa’daki sebillerden birinden su çıkarırken görülüyor.
[13/27] Fotoğrafta, 1. Dünya Savaşı sırasında 1917 yılında Osmanlı ordusu, Kudüs’ü savunma muharebesinde İngiliz ordusuna topçu ateşiyle karşılık verirken görülüyor.
[14/27] Fotoğrafta, 1917 yılında Osmanlı ordusuna bağlı bir süvari birliği, İngiliz ordusuyla çatışmaya hazırlanmak üzere Kudüs’ün batısında konuşlanırken görülüyor.
[15/27] I. Dünya Savaşı'nın Orta Doğu cephesindeki kaderini belirleyen Kudüs Muharebesi; İngiltere’nin Süveyş Kanalı'nın güvenliğini sağlama, Filistin'i ele geçirme ve Osmanlı İmparatorluğu'nu savaş dışı bırakma stratejisinin bir sonucu olarak gerçekleşti. Şiddetli muharebelerin ardından Osmanlı ordusu 1917'de şehri tahliye etmek zorunda kaldı ve Kudüs İngilizlerin eline geçti. Fotoğrafta, 1917'de İngiliz ordusunun Kudüs’teki topçu bataryaları görülüyor.
[16/27] Fotoğrafta İngiliz askerleri, 1928 yılında Bab el-Esbat Mezarlığı’nın yamacında hatıra fotoğrafı çektirirken görülüyor.
[17/27] I. Dünya Savaşı'nın Orta Doğu cephesindeki kaderini belirleyen Kudüs Muharebesi; İngiltere’nin Süveyş Kanalı'nın güvenliğini sağlama, Filistin'i ele geçirme ve Osmanlı İmparatorluğu'nu savaş dışı bırakma stratejisinin bir sonucu olarak gerçekleşti. Şiddetli muharebelerin ardından Osmanlı ordusu 1917'de şehri tahliye etmek zorunda kaldı ve Kudüs İngilizlerin eline geçti. Fotoğrafta, 1928 yılında İngiliz ordusuna ait araçlar Bab el-Halil Meydanı’nda görülüyor.
[18/27] Fotoğrafta, 1929 yılında bir grup İngiliz askeri, Vadi Yolu’nda, Katolik Ermeni Kilisesi ve yakındaki Pavlusçular Kilisesi ile Avusturya Darülacezesi (Hospice) yönünde dua ederken görülüyor.
[19/27] Fotoğrafta, Kudüs’teki Yafa Caddesi’nde, İngilizlerin Manda yönetimine ve Balfour Deklarasyonu'na karşı düzenlenen büyük Arap protestosu (1937) görülüyor. Gösteri, Şam/Suriye'de toplanan, Balfour Deklarasyonu'nu ve İngiliz politikalarını reddeden kongrenin ardından gerçekleşti.
[20/27] Fotoğrafta, Kudüs sokaklarında İngiliz ordusu askerlerinin koruması altında dolaşan Yahudiler görülüyor.
[21/27] Fotoğrafta, 23 Ağustos 1929’da Yahudi gruplar tarafından yakılan Nebi Ukaşa Camisi’nin enkazı ve burada tahrip edilen el yazmaları ile Kur’an-ı Kerim nüshalarının kalıntıları görülüyor.
[22/27] Fotoğrafta, 1935'te Kudüs'ün Bab el-Cedid bölgesinde toplanan Filistinli göstericiler Yahudi göçünü engellemek amacıyla İngiliz Komiserliği'ne doğru yürürken görülüyor. Söz konusu eylem Arap Yürütme Komitesi'nin İngiliz manda yönetimine karşı Filistin genelinde başlattığı protesto dalgasının bir parçası olarak kayıtlara geçti.
[23/27] Fotoğrafta, 1948 yılında Cihad-ı Mukaddes birliğine mensup Filistinliler görülüyor.
[24/27] 16 Mayıs 1948'de Eski Kudüs, Yahudiler tarafından şiddetle bombalandı. İşgalciler, stratejik üs olarak kullanmak istedikleri Rus Konsolosluğu binasını ele geçirdiler ancak Arapların geniş çaplı karşı saldırısıyla karşılaştılar. Nebi Davud ve Halil kapılarından sızan düşman güçleri ile Şeyh Cerrah’ı geçerek bölgeye ulaşan Arap askerleri arasında gece boyu süren savaş neticesinde Kudüs’ün batısı Yahudilerin kontrolüne geçti. Alman ve Sovyet konsolosluklarından Yemen Mahallesi'ne kadar uzanan stratejik Kale ve Palace Oteli (Mamun Mahallesi) çevresinde kritik çarpışmalar yaşandı. El-Basiti ailesinden Hamuda’nın önderliğindeki yerel polisler ve gönüllülerden oluşan yaklaşık 175 direnişçi, saldırganları makineli tüfeklerle püskürttü. Halil beldesinden Subay Mustafa Amr ve Kutsal Cihad birliklerinin de destek verdiği direniş, ertesi gün Ürdün Ordusunun cepheye ulaşıp mevzileri geri almasıyla güçlendi. Yahudiler Eski Kudüs’ü düşüremeden çekildi. 17 Mayıs 1948 gecesi batı surlarına yönelik ikinci dalga saldırı başladı. Bu kez çok daha organize olan Kudüs halkı eli silah tutan herkesle surlara dizildi. Saldırı başlayınca Yahudiler üç zırhlı araç patlattılar. Ancak yerel polisler, Kudüs mücahitleri ve Mustafa es-Sibai liderliğindeki Müslüman Kardeşlere bağlı Suriyeli subayların savunduğu hat geçilemedi. Büyük kayıplarla geri çekilen Yahudiler, Yafa Kapısı ve Princess Mary Caddesi'ndeki mağazaları ateşe verdi; ardından Notre Dame binasına sığınarak Ürdün birlikleriyle çatışmayı sürdürdü. Fotoğrafta, Şeyh Nesib el-Bekri ve Kudüs halkından bir grup direnişçi 1948 yılında Eski Şehir surlarını savunurken görülüyor.
[25/27] Fotoğrafta, Kral I. Abdullah bin Hüseyin ve Veliaht Prens Emir Talal bin Abdullah'ın 1949 yılında Mescid-i Aksa'ya gerçekleştirdikleri ziyaret görülüyor. Kendilerine Emir Nayif bin Abdullah, Şeyh Muhammed el-Emin eş-Şankiti ve Şeyh Faik Şehade Hasan el-Ensari eşlik ediyor.
"Mirasımız olmadan geleceğimizi bulamayız"
Filistinli tarihçi Dr. Ghosheh, 1948'te Filistin halkının kendi topraklarından kitleler halinde zorla çıkarıldığı Nekbe'den yıllar sonra Kudüs'e dönüşünü ve orada yaptığı çalışmaları AA muhabirine anlattı.
Nekbe Sürgünü nedeniyle ailesinin 1954'te Kudüs'ten ayrılmak zorunda kaldığını ve Kuveyt'te yeni bir hayat kurduklarını aktaran Ghosheh, Doğu Kudüs'ün 1967'de İsrail tarafından işgal edilmesi nedeniyle ailesinin Kudüs'e geri dönemediğini söyledi.
Bu yıllarda vatanlarına dönemiyor olmanın acısını yaşadıklarını kaydeden Ghosheh, "Kudüs ve Filistin yalnızca vatanımız değildi geleceğimizdi, geçmişimizdi, kalbimizdi. 1994 yılına kadar Kudüs'e ve Filistin'e geri dönmemiz yasaktı." dedi.
Mohammed Hashim Ghosheh, Kudüs'e geri dönebildikleri 1994 yılından itibaren bu kenti keşfetmeye başladığını belirterek "Kudüs'teki her bir tarihi eseri belgelemeye yönelik bir araştırma yürütmeye ve yaptığım saha araştırmaları ile üzerinde çalıştığım birincil kaynaklardan hareketle Kudüs ve Filistin tarihini yeniden yayımlamaya başlayarak yeni hayatımı kurdum." diye konuştu.
Dr. Ghosheh, bir tarihçi olarak yaptığı çalışmaların önemini vurgulayarak "Şimdi bana bir tarihçi olarak İsrail'in soykırımı hakkında ne düşündüğümü soracaksınız. Bir tarihçi olarak mirasımız, tarihimiz ve medeniyetimiz hakkında yazmaya devam etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Çünkü mirasımız olmadan geleceğimizi bulamayız. Bir gün Filistinli genç bir erkeğin ya da genç bir kızın Filistin'e geri döneceğine inanıyorum. Geri döndüklerinde mirasımızın orada hala var olduğunu görmeyi bekleyecekler. Tarihçiler olarak bizim görevimiz de budur." değerlendirmesinde bulundu.
Filistin tarihini konu alan araştırmaların daha objektif şekilde ele alınması için çalışmalarını farklı dillerde yayımlamanın önemine işaret eden Ghosheh, şunları kaydetti:
"Kendi hikayemizi yazmalı, onu korumalı ve bu hikayeyi Amerika Birleşik Devletleri'ndeki, Avrupa'daki ve dünyanın her yerindeki araştırma merkezlerine yerleştirmeliyiz. Çünkü insanların Gazze'de neler yaşandığını, Kudüs'te neler yaşandığını ve bütün Filistin'de neler yaşandığını anlayabilmesi için hikayemizi korumak büyük bir mücadeledir. Tarihteki son işgal altında yaşıyoruz ve bu trajedinin sona ermesi gerekiyor."
"Bu eserleri korumak, milletimiz ve halkımız için zafere ve geleceğe açılan bir anahtardır"
İsrail'in saldırılarında zarar gören tarihi yapılar olduğunu belirten Mohammed Hashim Ghosheh, "Bir tarihçi ve mimar olarak 30 yıldır sürdürdüğüm araştırmalarla Gazze'deki ve hatta Kudüs'teki İslami ve Hristiyan tarihi eserlerin büyük bölümünü belgelemeyi başardım. Filistin'deki, özellikle de Gazze ve Kudüs'teki bütün İslami ve Hristiyan eserlerin, tarihi yapıların cephe çizimlerini, kesitlerini ve planlarını hazırladım. Gazze'de ise Büyük Ömeri Camii, bugün restorasyona ihtiyaç duyan Seyyid Haşim Camii, kiliseler, İbn Mervan Camii, diğer camiler, diğer türbeler, eski medreseler ve hanlar gibi pek çok tarihi eser savaş sırasında yıkıldı." ifadelerini kullandı.
Bir tarihçi olarak görevinin, bu eserlerin mimari araştırmalarını sunarak tarihi yapıların varlığını sürdürebilmesi için gelecek nesillere aktarmak olduğunu söyleyen Ghosheh, "Bu eserleri korumak, milletimiz ve halkımız için zafere ve geleceğe açılan bir anahtardır. Çünkü tarihi olmayan bir halkın geleceğinde yapabileceği hiçbir şey yoktur." dedi.
"Filistin'i hayal bile edemeyeceğimiz bir şekilde keşfettik"
Tarihçiler, gazeteciler ve haber ajanslarının ortak değerleri olduğunu söyleyen Dr. Ghosheh, sözlerini şöyle sürdürdü:
"19. yüzyıldan itibaren seyyahlar Filistin'i ziyaret etmeye geldiklerinde yanlarında fotoğraf makinelerini getiriyorlardı. Onların fotoğraf makineleriyle Filistin'de çektikleri fotoğraflar sayesinde Filistin'i hayal bile edemeyeceğimiz bir şekilde keşfettik. Filistin'deki mimari gelişimi gördük. İnsanların geleneklerini gördük. Dolayısıyla fotoğraflar, Filistin ve Kudüs tarihi ile mirası açısından çok önemli bir kaynaktır. Bir tarihçi olarak fotoğrafları belgelerle birlikte kullanmalıyız."
Mohammed Hashim Ghosheh, "Arşivimi, Anadolu Ajansı ile paylaşmaktan büyük mutluluk ve gurur duyuyorum. Anadolu Ajansının çalışmalarına saygı duyuyorum ve AA'nın, Filistin'de yaşananları, hakikati ve gerçekleri gösteren dünyanın en önemli ajanslarından biri olduğunu düşünüyorum." diye konuştu.
AA'nın hazırladığı Kanıt, Tanık ve Sanık isimli Gazze Üçlemesi'ni inceleyen Ghosheh şöyle konuştu:
"Bu kitaplar, Gazze'deki soykırımı ve bu suç niteliğindeki savaş boyunca Filistin halkına, Gazze halkına ve Filistin insanlarına karşı işlenen suçları gösteren çok önemli belgeler içeriyor. İsrail ordusu, Gazze'ye saldırdı ve Gazze'yi 4 yıl boyunca, durmaksızın bombaladı. Dolayısıyla bu çalışma çok önemli. Bir tarihçi olarak, tekrar söylüyorum, bu çalışmanın yalnızca bugün için değil, gelecek için de çok önemli olduğuna inanıyorum."
Dünyada Filistin bilincinin arttığına dikkati çeken Ghosheh, "Dünyadaki acıyı 1'den 10'a kadar derecelendirmek isterseniz Filistin 10 üzerinden 9 alır. Dünyadaki mutluluğu 1'den 10'a kadar derecelendirmek isterseniz Filistin yine 10 üzerinden 9 alır." ifadesini kullandı.
Filistinliler ve Kudüslülerin, yalnızca Filistin'de ve Kudüs'te doğmuş ya da yaşamış insanlar olmadığının altını çizen Dr. Mohammed Hashim Ghosheh, "Onlar, Filistin'i ve Kudüs'ü bilinçlerinde ve duygularında yaşatan insanlardır. Dolayısıyla bütün dünya Filistinlidir. Çünkü dünya, tarihteki son işgali reddediyor." değerlendirmesini yaptı.





