Peled'in, kız kardeşi Nurit ile aynı okulda eğitim gören Netanyahu ile tanışıklığı, çocukluk yıllarında Kudüs'te yaşadıkları mahalleye kadar uzanıyor.

Miko Peled, Generalin Oğlu (The General's Son) adlı anı kitabında, çocukken Bibi olarak anılan Netanyahu'ya hayranlık duyduğunu anlatsa da bu hayranlığının, Netanyahu'nun siyasete atılmasıyla sona erdiğini belirtti.

Netanyahu'nun başbakan olduğu 1997'de, yeğeni Smadar'ın Kudüs'te düzenlenen bir intihar saldırısında hayatını kaybetmesinin ardından Peled, Filistinlilerle dayanışma içinde olarak aktivizme atıldı.

Aktivist ve yazar Peled, İsrail'de genel seçimler yaklaşırken AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu "savaş suçlusu" olarak nitelendiren Peled, Filistin topraklarında soykırımın yaşandığını ve etnik temizlik kampanyasının yürütüldüğünü söyledi.

Miko Peled, Filistin'deki soykırımın Netanyahu'nun öncülüğünde yapıldığına işaret ederek "(Netanyahu) On yılı aşkın süredir başbakan ve onun ideolojisi hiçbir zaman sır olmadı. İdeolojisi iyi bilinirdi. O ne düşündüğünü ve ne yapmak istediğini asla gizlemez. Bu sebeple sürekli seçiliyor çünkü İsrail kamuoyu, onun söylediklerini beğeniyor." ifadelerini kullandı.

Gazze'deki soykırımın önlenebilir olduğunu ancak kimsenin bunu "önlemek istemediğini" kaydeden İsrailli yazar, Netanyahu'nun Uluslararası Ceza Mahkemesinde (UCM) yargılanıp ömrünün geri kalanını hapishanede geçirmesi gerektiğini dile getirdi.

İsrail'deki seçimler

İsrail'de 27 Ekim'de yapılacak genel seçimlere ilişkin görüşlerini paylaşan Peled, Netanyahu'nun yeniden seçilmesine neredeyse kesin gözüyle baktığını söyledi.

İsrailli aktivist ve yazar Peled, ülkenin parlamenter sistemle yönetildiğini dolayısıyla seçimlerde hiç kimsenin tek başına kazanmadığını, parlamentoda en fazla sandalyeyi kazanan tarafın koalisyon kurma sürecini başlattığını anımsattı.

Bunu da bir tür "kirli pazarlık" olarak yorumlayan Miko Peled, "Siz bana desteğinizi veriyorsunuz, ben de karşılığında istediğiniz şey için size istediğiniz parayı veriyorum. Şu anda Netanyahu'nun koalisyonu oldukça sağlam. Dolayısıyla iktidarı bırakacak gibi görünmüyor. Herhangi bir nedenle ortadan kaybolacağını ya da siyasi sahneden çekileceğini düşünenler, siyasi tabloyu doğru okuyamıyor." dedi.

Peled, İsrail kamuoyunda "sürekli savaşa hazır olunması gerektiği" yönünde bir algı ve ideolojinin hakim olduğunu belirterek, toplumun bu doğrultuda "eğitildiğini" ve medyanın da bu anlayışta rol oynadığını ifade etti.

"İki devletli çözüm bir mitten ibaret"

İsrail'in son 50 yılda iki devletli çözüm anlayışının hayata geçirilmemesi için çalıştığını anlatan Peled, "Batı Şeria diye bir yer yok. İsrail henüz hukuken ilhak etmemiş olsa da Batı Şeria'nın neredeyse tümünü ele geçirdi. Fiili olarak çoğu gitti. Filistinlilerin yaşadıkları gettolar var ve şimdi de onları buradan çıkarmak istiyorlar. Dolayısıyla iki devletli çözüm bir mitten ibaret." diye konuştu.

İsrailli aktivist ve yazar Peled, Avrupalıların gerçeği söylemekten korktukları için bu anlayışa tutunmak istediklerini ifade ederek, "(Avrupalılar), açıkça siyonizmin ırkçı ve soykırımcı bir ideoloji olduğunu, Filistin'de ırkçı, apartheid temelli ve soykırımcı bir rejim yarattığını söylemekten çekiniyorlar." ifadelerini kullandı.

Miko Peled, Filistin için adalet, barış ve dayanışma bilinci oluşturmayı amaçlayan, kurucusu olduğu kuruluş Filistin Özgürlük Evi'nde (Palestine House of Freedom) yaptıkları çalışmaları anlattı.

ABD'nin başkenti Washington'da faaliyet gösteren kuruluş bünyesinde yaptıkları en temel çalışmalardan birini siyasetçileri ve kamuoyunu eğitmek ile bilgilendirmek olduğunu dile getiren Peled, "Onlara barışın mümkün olduğunu, barış için bir alternatif bulunduğunu anlatıyoruz." dedi.

Peled, bu barışın yolunun, özgür Filistin'in kurulmasında ve Filistinlilere geri dönüş hakkının tanınmasından geçtiğini belirterek apartheid rejiminin, tüm kesimleri temsil eden demokrasiyle değişmesi gerektiğini söyledi.

Siyasilerin, bu gerçeği anlamaya başladığına işaret eden Peled, "Bu rejimin tanınmasına ve meşruiyet kazanmasına izin verilmesi de korkunç bir suçtu. Bunun sorumluları hesap vermeli çünkü başta İngilizler, Almanlar ve Amerikalılar olmak üzere bu rejimi Batı kurdu ve ayakta kalmasını sağladı." diye konuştu.

İsrailli aktivist ve yazar Miko Peled, 1948'de İsrail devleti kurulmadan önce de Filistinlilere karşı korkunç suçların işlendiğini anımsattı.

İsrail dışlanmalı

Peled, İsrail'in uluslararası akademik, sportif ve kültürel platformlarda yer almasına izin verilmemesi gerektiğini belirterek, İsrail'e uluslararası toplumda dışlanmış bir ülke muamelesi yapılması gerektiğini ifade etti.

Geleneksel olarak Filistin'in yanında yer almış ülkelerin birdenbire İsrail'e destek vermesini "saçmalık" olarak niteleyen Peled, "Belli bir ilkesel duruşun ve ahlaki pusulanın olması gerekiyor. Bu durum beni gerçekten hayal kırıklığına uğrattı. Bana göre asıl tehlike, geçmişte Filistin'in en güçlü ve en kararlı müttefikleri arasında yer alan bu ülkelerin şimdi İsrail'le ilişkileri normalleştirmeyi değerlendiriyor olması." ifadelerini kullandı.

Miko Peled, değişimin içeride başlaması gerektiğine işaret ederek "Dünya çapında halkların ayağa kalkıp (İsrail'le) normalleşmeye, ticarete, diplomatik ilişkilere hayır demesi lazım." dedi.

"İçten içe çöküyor"

İsrail devletinin özellikle 7 Ekim sonrası "içten içe çöktüğünü" ifade eden yazar ve aktivist Peled, İsrail toplumunun parçalandığını, asla bütünleşik bir toplum olmadığını vurgulayarak şunları kaydetti:

"İsrail içeriden çöküyor. Eğitim sistemi iflas etmiş durumda. Bir zamanlar en üst düzeyde olduğu düşünülen sağlık sistemi de çöküşün eşiğinde, o da iflas etmiş durumda. Polis teşkilatı yolsuzluğa batmış. Yargı sistemi siyasallaşmış. Orduya gelince, 7 Ekim'de ordunun ve istihbarat servislerinin ne kadar beceriksiz kaldığını açıkça gördük. Peki, geriye devletten ne kaldı? Ortada hala bir devlet varmış gibi davranmaktan başka bir şey kalmadı."

Baskı arttıkça ülkenin tamamen çökeceğini kaydeden Miko Peled, bu rejimin yerine gerçek anlamda demokratik bir Filistin oluşturmaya yönelik bir plan olmaması halinde kaosun boyutlarının hayal edilemeyecek düzeyde olacağı değerlendirmesinde bulundu.