Her ne kadar bu cümlede bir cinsiyet ayrımı olmasa da ödülün verildiği ilk günden bu yana kadınlar her kategoride küçük bir azınlık olarak kaldı.

BBC’nin araştırmasına göre, Tıp, Fizik, Kimya ve 1969 yılından bu yana verilen Ekonomi gibi bilim alanındaki Nobel ödüllerinde kadınların tarihsel temsiliyeti özellikle düşük. 1901 ve 2026 yılları arasında bu dört disiplinde verilen 769 ödülden yalnızca 30’u kadınlara verildi. Bu oran toplam ödüllerin yüzde 3.9’una tekabül ediyor.

İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi ve Karolinska Enstitüsü Nobel Meclisi, ödül sahipleri arasındaki bu cinsiyet dengesizliği nedeniyle yıllardır eleştirilerin hedefinde. Örneğin 2018 yılında bu önyargılarla mücadele etmek için gizli yürütülen aday belirleme sürecinde değişikliğe gittiler. Aynı yıl fizik alanında Donna Strickland, kimya alanında ise Frances H. Arnold Nobel’e layık bulundu. O güne kadar, yani 50 yılı aşkın bir süredir fizik ödülünü hiçbir kadın kazanmamış, aynı dönemde kimya ödülüne ise yalnızca tek bir kadın sahip olabilmişti.

İsveçli tıpçı ve bilim insanı Göran Hansson, 2021 yılında yaptığı açıklamada “Kadınlar yüzlerce hatta binlerce yıldır ayrımcılığa uğruyor. Bu durum Nobel ödülü döneminde de kesinlikle geçerli” demişti. O dönemde Hansson, İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi genel sekreteriydi.

Nobel ödülleri modern bilimin gelişimi ile ilgili “çağ dışı” bir bakış açısını devam ettirdiği, ayrıca cinsiyetin yanı sıra sınıf ve ırk temelli ön yargılar barındırdığı gerekçesiyle eleştiriliyor. 2017 yılında gazeteci Ed Yong, Atlantic dergisinde kaleme aldığı makalede Nobel ödüllerinin “saçmalık” olduğunu söylemişti.

ABD’deki California San Diego Üniversitesi’nde görev yapan saygın astrofizik profesörü Brian Keating, 2021’de BBC’ye ödül sahiplerinin “Nobel ödülüne karşı çıkmaya başlaması gerektiğini” söylemişti. Keating, “Birisi çıkıp ‘Bu ödülü kabul etmiyorum çünkü adil değil, doğru değil, bilimsel keşfin bütününü yansıtmıyor’ dediği an komite de planlarını değiştirecektir” demişti.

Ancak bilim dallarında bugüne kadar hiçbir ödül sahibi, Nobel’i kendi isteğiyle reddetmedi.

Kadın bilim insanları ve uzmanlar, her ne kadar rakamlar endişe verici olsa da Nobel komitelerinin yaptığı seçimlerin, kadınların geride bırakıldığı uzun bir zincirin yalnızca son halkası olduğu konusunda hemfikir. Danimarka’daki Kopenhag Üniversitesi Niels Bohr Enstitüsü’nde araştırmacı olan fizikçi Liselotte Jauffred, tıp, fizik, kimya ve ekonomi dallarındaki Nobel ödüllerindeki cinsiyet uçurumunu inceleyen 2019 tarihli bir araştırmanın ortak yazarlarından biri. Jauffred, BBC Mundo’ya yaptığı açıklamada “Sonuçlar ortada bir sorun olduğunu gösteriyor. Artık Nobel ödüllerinde cinsiyet ayrımcılığı olmadığını söyleyemeyiz çünkü istatistiksel olarak veriler var” dedi.

Nobel ödüllerinde kadınların hak ettiği yeri bulamamasının en sembolik örneklerinden biri, nükleer fisyonun açıklanmasında hayati bir rol oynayan fizikçi Lise Meitner. 30 yıldan fazla birlikte araştırma yürüttüğü çalışma arkadaşı Otto Hahn, 1944 yılında Nobel Kimya Ödülü’nü tek başına almıştı. Daha sonra Meitner’in yıllar içinde 49’dan fazla kez aday gösterildiği ortaya çıktı. Onu aday gösterenler arasında Niels Bohr, Werner Heisenberg ve kendisini toplam yedi kez aday gösteren Maz Planck gibi dönemin en önemli bilim insanları yer alıyordu.