(ANKARA) - Kaos GL avukatları tarafından derneğin yöneticileri, hak savunucuları ve gazetecilerin tutuklanmasına ilişkin yapılan açıklamada, "tüm tutukluların derhal serbest bırakılması" çağrısında bulunuldu.

Kaos GL avukatları, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi'nde düzenlendikleri basın toplantısında, 12 Eylül gecesi kamuoyuna "Ailem Güvende" adıyla duyurulan operasyon kapsamında tutuklanan Kaos GL Derneği'nin yönetim ve denetim kurulu üyeleri, aktivistler ve gazetecilerin durumuna ilişkin açıklama yaptı.

Kaos GL Avukatları adına açıklamayı Avukat Kerem Dikmen okudu. Açıklamada, soruşturma kapsamında Kaos GL'nin yönetim ve denetim kurullarında yer alan hak savunucuları Janset Kalan, Nedime Erdoğan, Umut Derin, Selin Berghan, Burçin, Metin ile gazeteci Tuğba Tekerek'in bir ayı aşkın süredir Sincan Cezaevi'nde tutuklu olduğu hatırlatıldı.

Dikmen, operasyonun Ankara etabında Kaos GL Derneği'nin doğrudan hedef alındığını ileri sürerek, "12 Eylül gecesi kamuoyuna 'Ailem Güvende' adıyla lanse edilen ve Türkiye genelinde başlatılan siyasi operasyon kapsamında, Kaos GL Derneği'nin yönetim ve denetim kurulu üyeleri, aktivistler ve gazeteciler haksız, hukuksuz ve mesnetsiz gerekçelerle gözaltına alındı" dedi.

"Tutuklamalara gerekçe olarak Kaos GL'nin sosyal medya hesabındaki paylaşımların gösterildiğini, bu içeriklerin ifade ve basın özgürlüğü kapsamında haber ve yazılar olduğunu" savunan Dikmen, "Müstehcenlik adı altında LGBTİ+ varoluşunun suçlulaştırılması ile karşı karşıyayız. Üstelik soruşturma belgelerine yansıdığı üzere bu müstehcen olduğu iddia edilen içeriklerin paylaşıldığı dijital mecralara Türkiye'den erişim; erişim engelleme kararları ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu kısıtlamaları sonucunda bir buçuk yıldan uzun süredir mümkün değildir. Araştırmayı yapan kolluk kuvvetlerinin VPN kullanarak hesabımıza eriştiğini düşünüyoruz. Zaten soruşturma dosyasında bulunan araştırma raporunda internet sitesine ve sosyal medya hesaplarına erişimin olmadığı da açıkça belirtilmiştir" diye konuştu.

Dikmen, operasyonun üzerinden 40 günü aşkın süre geçmesine rağmen iddianame hazırlanmadığını belirterek, şu görüşleri dile getirdi:

"Müvekkillerimize yöneltilen suçlamalar, hem suçun kanuni unsurları hem de öngörülen cezalar bakımından tutuklama tedbirini haklı göstermekten uzaktır. Türk Ceza Kanunu'nun 226. maddesinde düzenlenen müstehcenlik suçunun cezası altı aydan iki yıla kadar hapistir. İsnat edilen fiillerin suç oluşturduğunu kabul etmemekle birlikte, olası bir mahkümiyet halinde dahi 2 yıl hapis cezası açısından açık bir tutuklama yasağı vardır; nitelikli halinde dahi 3 yıllık ceza için kapalı cezaevinde infaz söz konusu değildir. Kanunun aradığı fiil ve fail koşulları oluşmadan, yalnızca dernekteki görevlerinden dolayı insanların özgürlüklerinden yoksun bırakılması kabul edilemez. Üstelik operasyonun üzerinden 40 günü aşkın süre geçmesine rağmen savcılık hala bir iddianame hazırlamamıştır. Tutuklama bir ceza değildir. Hiçbir suç delili olmadığı halde, müvekkiller, olası bir mahkümiyette dahi fiilen karşılaşmayabilecekleri bir özgürlükten yoksun bırakma yaptırımı peşinen uygulanmaktadır. Bu, koruma tedbiri değil, tutuklama adı altında cezalandırmadır. İddianamesiz uzatılan bu tutukluluk, fiili bir rehin tutma uygulamasına dönüşmüştür.

32 yıllık köklü bir insan hakları mücadelesi yürüten Kaos GL Derneği'nin meşru faaliyetleri, tüzüğü, etkinlikleri ve çalışmaları suçlama konusu yapılarak örgütlenme hakkı gasp edilmektedir. Üstelik bu bilgiler Kaos GL tarafından düzenli olarak İçişleri Bakanlığına beyanname ve bildirimler yoluyla sunulmaktadır. Bir derneğin yöneticilerinin o derneğin yürüttüğü habercilik faaliyetleri nedeniyle; bir gazetecinin yaptığı haber nedeniyle tutuklanması, halkın haber alma hakkına ve basın hürriyetine doğrudan bir saldırıdır. İddianamesiz tutukluluk ve yandaş medya eliyle yürütülen hedef göstermeler, masumiyet karinesini çiğnemektedir. Tüm tutuklular derhal serbast bırakılmalıdır."