Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Burhan Özdemir, açıklanan Orta Vadeli Programı ( Ovp ) daha reel, gerçekçi ve ayakları yere basan bir program olarak gördüklerini belirterek, "İş dünyasının özellikle reel piyasanın beklentisi öngörülebilirlik, rakamlardan daha öncelikli olan konu bizim açımızdan öngörülebilirlik. Öngörülebilirlik koridoru açısını daha da açan, daha ayakları yere basan, daha rasyonel bir program olarak gözümüze çarpıyor." dedi.
Özdemir, İstanbul Finans Merkezinin katkılarıyla hazırlanan Anadolu Ajansı (AA) Finans Masası'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunarak soruları yanıtladı.
Kısa bir süre önce Ovp'nin açıklandığını anımsatan Özdemir, bu Ovp'yi öncekilere kıyasla daha reel, daha gerçekçi ve daha ayakları yere basan bir program olarak gördüklerini söyledi.
Özdemir, rakamların enflasyonun ve faiz oranlarının düşürülmesi açısından çok iddialı olmadığını belirterek, şöyle konuştu:
"Dolayısıyla daha ayakları yere basan, daha rasyonel bir planlama olduğunu düşünüyoruz, bu açıdan olumlu buluyoruz. Çünkü iş dünyasının özellikle reel piyasanın beklentisi öngörülebilirlik, rakamlardan daha öncelikli olan konu bizim açımızdan öngörülebilirlik. Öngörülebilirlik koridoru açısını daha da açan, daha ayakları yere basan, daha rasyonel bir program olarak gözümüze çarpıyor. Tabii programın içerisinde bazı ufak detaylar var bizim de açıkçası cevap aradığımız. Örneğin enflasyonu tabii belli bir vadeye yayarak düşürmeyi planlıyor ki doğrusunda bu olduğunu düşünüyoruz ama bir taraftan da büyüme hedefi var. Çok ekstrem bir büyüme hedefi olmasa da, birkaç yıl sonrasında tekrar yüzde 5'lik büyüme hedefini yakalama gibi bir hedefi var. Haliyle büyüme beraberinde enflasyonu da doğuran bir etkisi var ve ülkemizdeki büyümenin biz çok uzun zamandır en büyük problemlerinden bir tanesinin tüketime yönelik bir büyüme trendi olmasından hep şikayet ederiz.
Bu OVP şöyle bir umut aşılıyor açıkçası, enflasyonu düşürürken büyümeyi eğer becerebilirsek ama tabii bunun için neler yapılması gerektiğini iyi tartışmak ve iyi planlamak lazım, işte o zaman ülke olarak ciddi bir eşiği aşmış oluruz diye düşünüyoruz. Çünkü ülkemizde şu anda bu dezenflasyonist süreç şöyle algılanıyor, yani enflasyonu mu düşürelim, yoksa üretimi ve sanayiyi mi soğutalım? Açıkçası bunların ikisinin arasında bir tercihe reel piyasanın sıkışmaması gerektiğini düşünüyoruz. Enflasyonu düşürürken üretimi, sanayiyi, arzı bunları da soğutmamamız gerektiğini altını çiziyoruz. Çünkü enflasyonun en nihayetinde düşmesi ve belli bir sürdürülebilirlik seviyesine ulaşmasının en önemli etkeni de sürdürülebilir ekonomik şartlar. Yani üretebiliyor olmanız lazım, üretebildiğiniz sürece o enflasyonu sürdürülebilir seviyelerde tutabilirsiniz. Umut ediyorum ki bu OVP inşallah hem enflasyonu düşürürken hem de üretimi, büyümeyi artırabilir unsurlar ortaya koyar."
"(Politika faizi) Dramatik ve çok keskin düşüşler açıkçası beklememek gerektiğini düşünüyorum"
MÜSİAD Genel Başkanı Özdemir, kredi faizlerinin de en nihayetinde enflasyonla birebir ilişkili olduğunu belirterek, sanayici ve iş dünyasının finansmana erişimin zorluğundan bahsettiğini ve bu konuda haklı olduklarını dile getirdi.
Özdemir, yüzde 37 olarak öngörülen politika faizinin insanlara yüzde 50'lere yakın bir maliyetle krediye erişim imkanı sağlayabildiğini kaydederek, "Bu da açıkçası oldukça yüksek bir rakam. Sonuçta bu da hane halkının, son kullanıcının satın almış olduğu ürünlere de birebir maliyet olarak da yansıyan bir unsur. Dolayısıyla bunun aşağıya çekilmesi hepimizin arzusu ama ülkemiz geçmişte bu süreçleri çokça test etti. Yani faizi düşürmek ya da böyle dramatik bir şekilde, plansız bir şekilde düşürmek her zaman üretimi artırıcı bir etken oluşturmamış. Kimi zaman söz konusu ucuz paranın aslında çok atıl kaynaklara harcanmasının, başka başka yerlere yani direkt olarak üretime, reel piyasaya, ekonominin döngüsünün içerisine girmesinden ise farklı alanlara kaymasında biz test etmiş bir ülkeyiz. Dolayısıyla orada açıkçası temkinli davranmak gerektiğini ben düşünüyorum. Yani böyle dramatik ve çok keskin düşüşler açıkçası beklememek gerektiğini düşünüyorum." diye konuştu.
OVP'de 88 dolar olarak öngörülen Brent petrolün 10 gün içerisinde 105-107 dolara geldiği bir jeopolitik ortamdan geçildiğine dikkati çeken Özdemir, bu nedenle son derece temkinli hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.
Özdemir, "Biliyorsunuz gecelik repoyu haftalığa tekrardan çekerek orada yüzde 40'tan yüzde 37'ye bir finansman maliyeti ile ilgili bir koridor vardı, onu zaten Merkez Bankası kullandı. Açıkçası petrolle ilgili fiyatlamalar daha olumlu gitseydi yıl sonuna kadar bu yüzde 37'nin biraz daha marjinal anlamda yüzde 33,5-34'lere belki gerilemesini bekleyebilirdik ama ben doğrusu o derece dramatik bir düşüş olacağını zannetmiyorum. Hatta yani aşağı yukarı yatay seyirde gideceğini düşünüyorum."
"Türkiye'deki atıl kapasitenin doğru alanlarda belli bir dönüşüme tabi tutulması gerekiyor"
Burhan Özdemir, sanayide kapasite kullanım oranına değinerek, bu konunun son derece kritik olduğunu ve MÜSİAD olarak atıl kapasite konusu üzerine 3-4 yıldır çalıştıklarını bildirdi.
Özdemir, atıl kapasitenin neden oluştuğuna dair çok sayıda neden bulunduğuna dikkati çekerek, dünyada tedarik zincirinin değiştiğini dile getirdi.
Türkiye'nin 10-20 yıl önce kurduğu büyük kapasiteli fabrikaların tedarik zincirinde artık eskisi kadar rekabetçi olamadığını belirten Özdemir, "İhtiyaçların farklı şekillerde karşılandığını görüyoruz ya da plansız yatırımlar yapıldığı göze çarpıyor. Ben MÜSİAD başkanı olarak, çokça ili ve o ildeki üyelerimizle organize sanayi bölgeleri, fabrikaları geziyorum. Gördüğüm daha çok şu, bizim sanayi alanında çokça plansız yapılmış yatırımımız var. Bu büyük ihtimalle 2008-2010'lardaki bu ucuz paranın açıkçası yansıması o gün için sanayicinin yapmış olduğu yatırımlar ya da dediğim gibi tedarik sebepli dünyadaki değişikliklerden ötürü artık çok da ilgili sektörlerde çok fazla talep olmamasından kaynaklanan bir atıl kapasite var. Bu atıl kapasite bugün için ülkemizde şu sonucu doğuruyor, söz konusu fabrikalar bu üretimleri yaptıklarında, fabrikaların tüm işletme maliyetlerini ürünlerinin birim maliyetlerinin üzerine ekledikleri için ürünlerin fiyatları verimliliğini kaybediyor. Aslında enflasyonun temel sebeplerinden bir tanesi üretimdeki verimsizlik açıkçası ama bu bizim için bir şans da olabilir diye düşünüyoruz biz." şeklinde konuştu.
Özdemir, Türkiye'deki atıl kapasitenin doğru alanlarda belli bir dönüşüme tabi tutulması gerektiğini kaydederek, bu dönüşümün teknoloji, yapay zeka ve benzeri alanlarda da olabileceğini söyledi.
Savunma Sanayii Başkanlığında olduğu gibi özellikle gıda alanında Gıda Endüstrisi Başkanlığı ya da sağlık alanında Sağlık Endüstrisi Başkanlığı gibi hane halkının cebine doğrudan dokunan belli alanlarda Cumhurbaşkanlığına bağlı endüstri başkanlıklarının kurulması gerektiğini düşündüklerini ifade eden Özdemir, bu başkanlıklar sayesinde tıpkı savunma sanayisi alanında olduğu gibi alt kümelenmelerin oluşma ihtimalinin yüksek olduğuna işaret etti.
Devletin söz konusu alanları daha fazla, daha rahat ve daha odaklı regüle edebilmesinin mümkün olacağının altını çizen Özdemir, gıdanın enflasyon içerisindeki etkisi düşünüldüğünde enflasyona endeksli çalışan, bu alanda kafa yoran ekiplerin ve bir sanayi altyapısının ya da bir kümelenmenin oluşma ihtimalinin yüksek olduğunu kaydetti.
Özdemir, "Bizim önerimiz, özellikle enflasyonla mücadele ettiğimiz ve bir süre daha ciddi anlamda mücadele edeceğimizi gördüğümüz jeopolitik nedenlerden, dış etkilerden ötürü böylesine kritik bir dönemde özellikle gıda alanında, sağlık endüstrisi alanında, mesela ilaç alanında, ilaç teknolojileri alanında ülkemizde çok ciddi gelişmeler var ama bunları mesela daha ticari, daha açılımcı fırsatlarla değerlendirme imkanımız var. Dediğim gibi oradaki ataleti aşmamız lazım. Firmaları, sanayiciyi, atıl kapasitede bulunan firmaları özellikle bu alt kümelenme alanlarına yönlendirecek bir mekanizma kurmamız lazım. Hatta bir adım daha ileri gitmek gerekirse, belki Sanayi Bakanlığımızın belli yetkilerle, kesici yetkilerle donatılması gerektiğini düşünüyoruz biz. Örneğin, belli alanlarda, belli tesislerin kurulmasına izin vermemeleri gerektiğini, kapasite açmaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu da yine atıl kapasitenin önüne geçecek bir unsur olarak göze çarpıyor."




