Ancak bu hikâyenin başka aktörleri de mevcut. Zira Utrecht Üniversitesi'nden Prof. Walter Immerzeel, 26 Ağustos'ta 5 bin 150 metre yükseklikteki dağ yamacında meydana gelen felakete katkıda bulunan faktörlerden bahsederken, “Bu, tek bir tetikleyici olay değildi” açıklamasında bulunuyor. Yıllardır bölgede çalışmalar yürüten ve WWA raporunun yazarlarından biri olan Prof. Immerzeel, söz konusu faktörlerin yıllar, hatta on yıllar boyunca birikerek etkili olduğunu ifade ediyor.
Prof. Immerzeel küresel ısınmanın yanı sıra, Nisan 2015'te bölgeyi vuran ve “yamaçta heyelana zemin hazırlamış olabilecek” depreme de dikkat çekiyor ve “7.8'lik deprem Nepal'de geniş çaplı yıkıma yol açmış ve ülkenin iç kesimlerinde çok sayıda heyelanı tetiklemişti" diye ekliyor. Bilim insanları, söz konusu depremin buzulun altındaki “kaya kütlesini zayıflatmış olabileceğinden” şüpheleniyor.
Heyelan; su, buz ve molozdan oluşan devasa bir kütlenin aşağı sürüklenmesine ve felaket boyutunda hasara yol açmasına neden oldu. Prof. Immerzeel, bunun Himalayalar'da benzeri görülmemiş bir felaket olduğunun altını çiziyor:
“Bu felaketin ardındaki mekanizma, Hindistan'ın Uttarakhand bölgesinde Şubat 2021'de yaşanan ve 'Chamoli felaketi' olarak bilinen buzul heyelanıyla benzerlikler taşıyor. Ancak orada düşen kütle, Nepal'deki kütlenin kabaca beşte biri kadardı ve yarattığı etki de çok daha sınırlıydı.”
Yakın zaman önce Nepal'de yaşanan felakette, buzulun çökmesiyle tetiklenen kaya ve buz çığı, nehir yatağı boyunca inerken giderek de büyüdü. WWA raporu olayı şöyle aktarıyor:
“Su, buz, kaya ve tortudan oluşan bir kütle, saatte ortalama 188 km hızla ilerleyerek yedi dakika içinde akış yönündeki 22 km mesafede bulunan Rasuwagadhi sınırına ulaştı. Ardından gelen on beş dakika içinde sınır tesislerini, Timure kasabasını ve Syabrubesi pazar yerini silip süpürürken bölgeyi ziyaret eden Hindu ve Budist hacıları, sınır personelini ve hidroelektrik santrali çalışanlarını da etkisi altına aldı.”
Analizler bu enkaz ve taşkına; buzullarda eriyen buzda, buzulların altında ve permafrost'ta (donmuş toprak) depolanan sular, heyelanın taşıdığı buz ve su ile akışın önünde sürüklenen nehir suyundan oluşan üç farklı su kaynağının neden olduğunu söylüyor. Söz konusu su hacmi, Ekim ve Kasım 2025'te bölgeye kar şeklinde düşen yoğun yağışlarla daha da arttı. Takip eden aylarda sıcaklıkların yükselmesiyle birlikte bu kar suya dönüşerek adeta felaketi körükledi.
Yaz aylarıyla birlikte gelen sıcaklıklar da olağandışıydı. Çalışmanın ortaya koyduğuna göre, Temmuz ve Ağustos ayı sıcaklıkları yerel ortalamanın “önemli ölçüde üzerindeydi”. İklim değişikliğinin izleri burada görülebildiği gibi, yıldan yıla gerçekleşen buzul erimelerinde de kendini gösteriyor. Prof. Immerzeel durumu, “Bu bölgedeki buzullar 2000 yılından bu yana yılda yaklaşık yarım metre inceldi. Ayrıca çöken yamacın hemen yanındaki buzul, 2010 ile 2026 yılları arasında 300 metreden fazla geri çekildi” sözleriyle açıklıyor ve “Söz konusu buzulun varlığı büyük önem taşıyor çünkü bu buzul, temel olarak kaya yüzeyini destekleyen bir dayanak görevi görüyordu” eklemesini yapıyor.
Rapor ayrıca, Nepal'daki ısınmanın “küresel ısınmayla uyumlu bir şekilde daha yüksek rakımlara doğru hareket ettiği” konusunda da uyarıda bulunuyor. Bu durum yüksek rakımlı bölgelerdeki permafrost'un bozulmasına, buzulların incelip geri çekilmesine, kar yağışlarının yağmura dönmesine ve buna bağlı olarak yamaç dengesizliğine neden olabiliyor. Araştırmacılar donma sınırının her on yılda yaklaşık 100 metre yükseldiğini tahmin ediyor. Başka bir deyişle, muson ve muson sonrası mevsimlerde, sıfır santigrat derece çizgisi her on yılda bir, dağ yamacında yaklaşık 100 metre yukarı tırmanıyor.
Sorun şu ki, bu eşik yıl boyunca sabit kalmıyor mevsimlere göre değişiklik gösteriyor. Bu durum, “donma-çözülme döngülerinin sayısını” tehlikeli biçimde artırmakta. Prof. Immerzeel, “Suyun sıvı hale geçip ardından yeniden donmasının, kayaçlardaki çatlaklar üzerinde her türlü gerilime yol açtığının” altını çiziyor.
Imperial College London'da iklim bilimi profesörü ve WWA'nın kurucu ortaklarından biri olan Prof. Friederike Otto, “İklim değişikliğinin bu felakete yol açan etkenlerden biri olduğuna hiç şüphe yok” diyor. Prof. Otto'ya göre, bu bağlantı iklim değişikliğinin neden olduğu “kayıplar bağlamında ele alınması” gerekiyor.
Yıllardır, iklimin etkilerine karşı en savunmasız olan -ve aynı zamanda sorunda genellikle en az parmağı bulunan- ülkeler, BM'ye çağrıda bulunuyor ve en zengin ve en yüksek fosil yakıt tüketimine sahip devletlerin tazminat ödemesini sağlayacak bir mekanizma kurulmasını talep ediyor. Mayıs ayında BM Genel Kurulu, Pasifik'te küçük bir ada cumhuriyeti olan Vanuatu'nun öncülük ettiği bir tasarıyı onaylayarak bu yönde sembolik bir adım attı. Bahse konu tasarı, iklim yükümlülüklerini yerine getirmeyen devletleri, küresel ısınmadan en ağır şekilde etkilenen uluslara tazminat ödemeye çağırıyordu. Söz konusu tedbir, ABD ile Suudi Arabistan liderliğindeki bir grup petrol üreticisi devletin aktif muhalefetine rağmen 141 ülkenin desteğiyle kabul edildi. Ancak karar tasarısı bağlayıcı nitelikte değil ve bu taahhüdün iklim anlaşmalarına da taşınması gerekiyor.


