Çarpışmanın etkisiyle ağır yaralanan Yusuf, hastaneye kaldırıldı. Yoğun bakımda 70 gün boyunca mücadele veren Yusuf Böyüktaş, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak 22 Eylül’de hayatını kaybetti.

OĞLU KUSURLU SAYILDI, BABA SOKAK SOKAK GEZİP GÖRÜNTÜ ARAŞTIRDI

Oğlunun kusurlu sayılması üzerine harekete geçen baba Ömer Böyüktaş, 46 gün boyunca olay yerindeki iş yerlerini ve sokakları gezerek güvenlik kamerası görüntüsü aradı. Babanın bulduğu kamera kaydında, otomobilin süratli bir şekilde geri manevra yaparak motosiklete çarptığı net bir şekilde görüldü. Görüntülerin Savcılığa sunulmasının ardından hazırlanan yeni bilirkişi raporuyla Yusuf Böyüktaş’ın tali, otomobil sürücüsü Selim A.’nın ise asli kusurlu olduğu tespit edildi. Görüntüleri inceleyen savcılık, otomobil sürücüsü Selim A.'nın tutuklanmasını talep etti. Hakim karşısına çıkarılan sürücü tutuklanarak cezaevine gönderildi.

‘KAMERA KAYDINI BULDUM, SAVCIYA GÖTÜRDÜM’

Baba Ömer Böyüktaş, "Ben işteydim, bana bir haber geldi oğlunuz kaza yaptı diye. Hastaneye gittim, hastanede uyutmuşlardı oğlumu. Herhangi bir konuşma falan yapamadım. Zaten olay yerinde de ifade alınamamış, akciğeri iflas ettiğinden dolayı. Bir 70 günlük falan yoğun bakımda kaldı, vefat etti. Tabii bu süreç içerisinde karşı tarafın, ifadesinde 'Araba duruyordu, motosikletli geldi benim arabaya vurdu' diye bir ifade var. Savcı da tabii ki bu ifade önüne gittiği için bizi haksız görmüştü. Ben de üzülerek 46 gün boyunca kamera kaydı aradım. Allah'ın izniyle bir yerde kamera kaydını buldum, savcıya götürdüm. Kamera kaydını izledikten sonra hemen tutuklanmasını istedi. Şu anda cezaevinde karşı taraf.” dedi.

Böyüktaş, “İnşallah ağır bir ceza almasını istiyorum. Çünkü ben mücadele vermeseydim biz haksız çıkacaktık, o da elini kolunu sallayarak dışarıda gezecekti. Babalık görevimi yaptım. Aslında hiçbir şey değil ama babalık görevimi yaptım. Benim bulduğum kamerada da araba süratli şekilde manevra yaparak geri geri benim oğluma vuruyor. O sırada tabii ki akciğeri iflas etmiş, 9 dakika falan tahmini söylüyorum, dili boğazında kalmış, kalp krizi geçirmiş. Ambulanstaki arkadaşlar Allah razı olsun hayata döndürmüşler. Hastanede de 70 gün mücadele verdi. Ondan sonra vefat etti oğlum. Ben mücadele verdim, şu anda karşı taraf içeride. Belki mücadele veremeyen bir insan olacak, elini kolunu sallayacak gezerek. Benim oğluma vuran kişi bile 'Ölmedi ya, ölürse de 3 ay yatar çıkarım' diye gezerek millete söylemiş” diye konuştu.

‘SABAHLARA KADAR BİNANIN KAPISINI AÇIK BIRAKIYORUM BELKİ GELİR DİYE’

Oğluna duyduğu özlemi gözyaşlarıyla ifade eden baba Böyüktaş, “Oğlum çok efendi, dürüst bir insandı. İşinden evine, evinden işine giderdi. Saygılı, ahlaklı, terbiyeliydi. Arkadaşları bile çok ahlaklı çocuklar. Bir tane bile kötü arkadaşı yoktu. O benim kalbimde yaşıyor. Çok üzgünüm, oğlumu çok özledim. Bilmiyorum nasıl dayanacağım. Bunun acısı kesinlikle hiçbir şeyle anlatılmaz. Sabahlara kadar binanın kapısını açık bırakıyorum ki gelir belki diye. O derece kötüyüm.” dedi.

‘YALAN BEYANDAN BİLE TUTUKLANMASI LAZIM'

Baba Böyüktaş, “Karşı tarafın çok ceza almasını istiyorum. Büyüklerime sesleniyorum, Sayın Savcımıza, hakimlere sesleniyorum, Adalet Bakanlığına sesleniyorum. Gerçekten ağır bir ceza versinler yani bu olaylarda. Çünkü millet diyor ki 'Yani ben arabayla vursam kaza olarak geçiyor, serbest kalıyor.' Mesela benim oğluma vurdu, yoğun bakımda yatarken adam elini kolunu sallayarak serbest gezdi. Ben kamera kaydını bulmasaydım şu anda tutuklu olmayacaktı. Bizim içimiz yanıyor ama bundan sonra en azından olmasın. İçimize bir serinlik gelsin yani, içimiz yanıyor bizim. Ben oğlumu ömür boyu unutamayacağım. Tamam, geri gelmeyecek ama böyle büyük bir ceza almasını istiyorum bu şahsın. Yalan beyanı var. Devletimizin savcısını, hakimini, polisini kandırıyor yani. 'Araba duruyordu, o geldi vurdu' deyip bu yalan beyanından bile onun tutuklanması lazım" dedi.

Böyüktaş, “Üç çocuğum vardı, bir oğlan, iki kızım vardı. Ayrıldılar yani. Şu anda iki tane kızım var. Allah'a dua ediyorum yani. Peygamber Efendimize inşallah komşu olur. 71 kilodan 53 kiloya düştüm üzüntüden" dedi.

‘KAMERA KAYDIYLA MADDİ GERÇEK ORTAYA ÇIKTI’

Ailenin avukatı Iyaz Çimen ise, "14 Temmuz'da gerçekleşen kaza neticesinde ilk etapta trafik polisi tarafından düzenlenen kaza tutanağında müvekkilim Yusuf Büyüktaş asli kusurlu görünüyordu. Çünkü diğer şüpheli araç sürücüsünün beyanına göre düzenlenmişti tutanak. Ancak daha sonrasında yaklaşık 1,5 aylık bir mücadelenin neticesinde Ömer Büyüktaş tarafından bulunan kamera kaydıyla aslında maddi gerçek ortaya çıktı ve bu noktada da aslında asli kusurun şüpheli araç sürücüsünde olduğu tespit edildi. Buna dair de Savcılık makamı tarafından aldırılan yeni bir kusur bilirkişi raporuyla birlikte olayda mağdur taraf olan Yusuf'un aslında herhangi bir kusurunun olmadığı ortaya çıktı. Daha sonrasında da 70’inci günde vermiş olduğu hayat mücadelesini maalesef kaysetti müvekkilim ve suçun türünde bir değişiklik oldu. Taksirle yaralama suçu bu sefer taksirle öldürmeye dönüştü ve nitekim olayda da kusurun asli kısmının şüphelide olması ve suçun türündeki değişiklikten dolayı da tutuklama tedbirine başvuruldu” diye konuştu.

‘CEZALARIN ARTIRILMASI İÇİN HUKUK MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ’

Avukat Çimen, şöyle devam etti: Burada iki tane önemli husus var. Birincisi ilk etaptaki kusur dağılımında yapılan yanlış değerlendirme; bundan dolayı çok fazla mağduriyet oluyor ve maalesef herkes bu mücadeleyi veremiyor, kamera kaydı bulamıyor ve kusuru değiştiremiyor. Dolayısıyla zaten mağdur olmuş olan taraf daha çok mağdur oluyor. Bir diğer husus da şudur. Trafikte gerçekleşen bu tarz suçlar taksir olarak değerlendiriliyor. Ancak bazı hareketler var ki kişiler bu hareketleri yaptığında bir başkasının hayatına mal olabileceğini tahmin etmesi gerekiyor. Kırmızı ışık ihlali olabilir, ters yönden gitmek olabilir, geriye manevra yapılmayacak yerde aynı bizim olayımızdaki gibi geri manevra yapılması gibi düşünebilirsiniz. Bunların artık ya taksir olarak değerlendirilmemesi gerekiyor yahut da taksirle verilen bu tarz suçların hapis cezasını artırmak lazım. Zira güncel infaz hukukuna göre alabileceği en ağır cezada bile ortalama 13-14 aya kadar kapalı cezaevinde kalıyor. Bir tarafta bir cana mal olmuş bir mağduriyet söz konusuyken, diğer tarafta bu kadar az cezalar alıyor olması toplumda infial yaratıyor, buradaki kamu vicdanını da zedeliyor maalesef.