Haber: Çağatan AKYOL - Kamera: Umut Emre GÖKBULUT
(İSTANBUL) - YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Türkiye'de basın özgürlüğünün uluslararası endekslerde diğer ülkelere göre geride olduğunu belirterek, "Basın özgür değilse, düşünce özgür değilse, mahkemeler tarafsız değilse, o ülkenin ekonomisinin düzelmesi asla ve asla mümkün değildir" ifadesini kullandı.
YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, Halk TV önünde düzenlenen dayanışma mitinginde yaptığı konuşmada, " Türkiye'nin en büyük siyasi kumpas davası Silivri'de görülürken, tam da Ekrem Başkan'ın savunma yapacağı gün, Halk TV'yi bastılar, yayını durdurdular, kanala kayyım atadılar. Daha iddianame ortada yokken, dünya kadar iftira havada uçuşuyor iken, aslı astarı olmayan bilgiler yandaş basına servis edilirken, büyük bir öz güvenle canlı yayın istedik. O günlerde savcılarına, AK Parti yargı kollarına güvenenler dediler ki, 'Olsun yayın, millet görsün her şeyi.' Götürdük, meclise sunduk, parlamentodaki sağdan soldan tüm muhalefet partileri destek verdi, ama yayınlansın diyenler bir anda çark ettiler. Çünkü hakikatten kaçıyorlar, iftiraları duyulmasın istemiyorlardı. Aylarca bekledikten sonra nihayet Ekrem Başkan, bütün iftiraları, bu ülkenin iktidarı değiştirme umudunu hedef alan o iddianameye karşı savunma başlamadan dört saat önce Halk TV'ye geldiler, burayı bastılar, yayını durdurdular" dedi.
"Kayyımın kısa vadeli iki hedefi vardı. Bir tanesi Ekrem İmamoğlu'nun savunmasının duyulmasını engellemek. Bir tanesi de asrın vurgununun, fon vurgununun üzerine giden en çok izlenen haber kanalını susturmaktı. Bir tarafta kendinden sonraki iktidara darbe girişimi, kendinden sonraki cumhurbaşkanı adayını hedefe alarak onu siyaseten yok etme girişimi, diğer tarafta çürümüşlüğü, kokuşmuşluğu, kendisine oy veren seçmenini dolandıran kara düzeni deşifre edenlerin sesini kesme girişimi vardı. Orta ve uzun vadeli hesaplar çok daha karanlık. Muhalefetin sesini tamamen kesmeye niyetlenmişler. O yüzden basına saldırı, muhalefete saldırıdan bağımsız değildir. Muhalefeti adaysız, partisiz, lidersiz bırakmak, milyonlarca insanın sesini kesmek bu kirli oyunun iki bileşenidir. Bu organize darbeye karşı ya direneceğiz, ya bunlara teslim olacağız. Ben bu meydanı görüyorum. Teslim olmayacağız, direneceğiz. Eninde sonunda biz kazanacağız.
Evdeki karamsarın, klavye başındaki kötümserin, 'Bunlar yenilemez, kaybetse de bırakmaz' diyenin çaresi buradadır. Direne direne kazanacağız, birleşe birleşe kazanacağız. Korkmadan üzerlerine yürüye yürüye kazanacağız. Bu darbecilere hukuku anlatmak gibi bir derdim yok benim. Milletimiz bilsin diye söyleyeyim. Şimdi diyelim ki bir isim hakkında bir soruşturma var. Diyelim ki o kişinin mal varlığına el koymaya ihtiyaç var. Yok böyle bir şey ama bir an için olsun. Bu kişinin mallarından, şirketlerindeki varlıklarından biri bir televizyon kanalıysa, bu televizyon kanalı en çok izlenen kanalsa, bu televizyon kanalı reklam alıyor, kendini döndürüyor, çalışanlarının maaşını ödüyorsa, bu yaptığın operasyon da mali bir operasyonsa, bu kanalı durdurmaya, bu kanalın reklam almasını engellemeye, bu kanalın emekçilerine maaş ödeyebilmesi için yayın çizgisini, beğenilen yayınlarını, reklam alan yayınlarını sürdürmesini engellemeye nasıl bir açıklama getirebilirsiniz. Buradan ilan ve ifşa ederiz ki, Halk TV'ye yapılan iş Cafer Mahiroğlu'na bir mali soruşturma değil, o kisve altında Halk TV'nin yayınlarını susturma, kara düzeni eleştirenleri susturma, halkın haber alma hakkına engel olma girişimidir. Bu, dört başı mamur bir darbedir.
Dünya kadar kanala el koyuyorlar. Kanal, yandaş yayın yapıyorsa yayın çizgisine aynen devam. Kanal, muhalifse o kanalın sesini kesiyorlar, yok ediyorlar. Bugün burada elbette Halk TV'nin önündeyiz. Ancak sadece Halk TV için ses yükseltmiyoruz. T24'ten Tele 1'e kadar tüm kanallara, engellenen tüm mecralara sahip çıkıyoruz. Darbe bahanesiyle çökülen İMC TV'yi, Hayat TV'yi unutmuyoruz. Kapatılan tüm sosyal medya hesaplarını, erişim engeli getirilen gazetecilerin ve yayın organlarının sosyal medya hesaplarını bir kez daha hatırlatıyoruz. Buradan Anayasa Mahkemesi'ne 21 Eylül tarihinde verdiğimiz dilekçeyle, temmuz ayında çıkan ve erişim engelini sarayın atadığı bir kişiye ve sarayın anlık talimatlarına bağlayan kanuna karşı Anayasa Mahkemesi'nin önündeki dosyamızı hatırlatıyor. Anayasa Mahkemesi'ne tarih önündeki bu sorumluluğunu bir kez daha hatırlatıyoruz.
"BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDE KUZEY KORE İLE REKABET"
Bugünlerde fon vurgunundan dolayı borsa endeksi diplerde daha da kötüsü ülkede demokrasi olsa özgürlükler olsa, borsanın toparlanması, ekonominin toparlanması, kaynak bulunması kolay işler... Ama esas karamsarlık, bu liyakatsiz düzendeki esas sorun, Türkiye'nin 180 ülke arasında basın özgürlüğü endeksinde 163'üncü sırada olmasıdır. Esas sıkıntı, Türkiye'nin basın özgürlüğünde Sudan'dan ve Irak'tan geride olmasıdır. Türkiye'nin Tacikistan'dan Bangladeş'ten daha kötü durumda, Kuzey Kore ile basın özgürlüğünde rekabet halinde olmasıdır. Basın özgür değilse, düşünce özgür değilse, mahkemeler tarafsız değilse, o ülkenin ekonomisinin düzelmesi asla ve asla mümkün değildir. Bunun için hep birlikte AK Parti'nin kara düzenini bitirmeyi, gelirde adaleti, vergide adaleti, sosyal adaleti sağlamayı, bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği bir yargı düzenini kurmayı, bir daha kimsenin ele geçiremeyeceği bir medya düzeni kurmayı, bir daha kimsenin devleti ele geçirmesine imkan vermeyecek halkın demokrasisini hep birlikte kurmayı ve hep birlikte başarmayı bekliyoruz.
Bizim hep birlikte çağrıldığımızda çağrıldığımız yerde olmamız, çağrı olmasa bile nerede bulunmamız güç verecekse toplumsal mücadeleye orada olmamız gerekiyor. Ben geçtiğimiz günlerde bugün akşam sizleri buraya davet edince ve basın meslek örgütlerinin cumartesi günü yapacakları toplantılar için 14 ilde, sözüme değer verenleri, muhalefetin tüm renklerini, basın meslek örgütlerine cumartesi destek vermeye davet edince iktidarın borazanı A Haber, diyor ki, ' Özgür Özel milleti sokağa çağırıyor. Özgür Özel sokakları karıştırmaya çağırıyor. Yakıp, yıkmaya çağırıyor.' Ben şiddete çağırmam, ben kargaşaya çağırmam. Ama şunu bil ki ben mücadeleye, direnmeye, sokaklara, meydanlara çağırıyorum. A Haber'e şunu söyleyeyim: Biz barıştan, kardeşlikten ve kimsenin canının yanmamasından yanayız. Ama sen yalan haberle bizi geriletmeye, bizi sokaktan ve mücadeleden çekmeye falan çalışıyorsan, sen sakın bizi küçümseme. Biz sokağa çağrı yaparsak, sen öyle orada o yalan haberlerine devam edemezsin. Gazeteciler cumartesi sokağa iniyor, biz de onlarla birlikte sokağa iniyoruz. Biz de onlara destek oluyoruz. Gazeteciysen sen de sokağa inersin, bu onurlu mücadeleye destek verirsin.
Elbette gazetecilerle dayanışma içinde olacağız. Türkiye bu kara kıştan mutlaka çıkacak. Milletin coşkun akan selinin önünde hiç kimse duramayacak. Umutsuzlara umut olan bu meydana selam olsun. Hepinize helal olsun. Dosta güven, olmayana kaygı veren bu meydandan şöyle sesleniyoruz. 'Fırtına olanlara rüzgar neylesin? Günü doğurana gece neylesin? Paylaştıkça çoğalan bu sevda bizim! Onur, namus, adalet… Bu sevda bizim! Onur, namus, adalet… Bu sevda bizim!' Mücadele bizim, meydan bizim, sokak bizim. Korku onlara kalsın, cesaret bizim."





