Yıl 1918... Osmanlı İmparatorluğu, dört yıldır devam eden Birinci Dünya Savaşı'nın son yılına girmişti. İstanbul'da savaşın getirdiği ekonomik sıkıntılar günlük yaşamı etkilerken, şehrin ticaret merkezlerinde hayat bütün zorluklara rağmen devam ediyordu. Eminönü'ndeki Tahtakale, İstanbul'un en hareketli ticaret bölgelerinden biriydi. Dar sokakları, depoları, hanları ve dükkanlarıyla gün boyunca yoğun bir alışverişin yaşandığı semt, akşam saatlerinde bambaşka bir görünüme bürünüyordu. Esnafın dükkanlarını kapatmasının ardından sokaklardaki hareketlilik azalıyor, iş yerlerinin güvenliği ise gece bekçilerine kalıyordu. O dönem Tahtakale'deki bir ticarethanede işlenen cinayet, Osmanlı polisinin bilimsel yöntemlerle suç aydınlatma çalışmalarında önemli bir dönüm noktası olacaktı.

Tarih yaprakları 18 Ocak'ı gösteriyordu. Tahtakale'de Aris adlı kişiye ait sabuncu dükkânına sabah erken saatlerde gelen çalışanlar, korkunç bir manzarayla karşılaştı. Dükkanda gece bekçisi olarak çalışan Kiyos, kanlar içinde yerde yatıyordu. Çalışanların bağırışları üzerine çevredeki esnaf da hemen olay yerine geldi. Kanlar içinde bulunan Kiyos, bıçaklanarak öldürülmüştü. Durum hemen Emniyeti Umumiye Müdürlüğü'ne bildirildi.

Olay yerine gelen polis ekipleri, cinayetin işlendiği ticarethanede araştırma başlattı. Bekçinin vücudundaki bıçak yaraları, ölümün bir saldırı sonucunda meydana geldiğini gösteriyordu. Ancak katilin kimliğini ortaya çıkarabilecek bir görgü tanığı yoktu. Polis, cinayetin neden işlendiğini ve saldırganın dükkânda ne aradığını belirlemeye çalışıyordu. İş yerindeki para ve değerli eşyaların hedef alınmış olabileceği ihtimali de soruşturmada üzerinde durulan konular arasındaydı. Fakat cinayeti işleyen kişinin kimliğine ulaşmak kolay olmayacaktı.

Polisin ilk değerlendirdiği ihtimallerden biri, saldırının para veya değerli eşyaları çalmak amacıyla gerçekleştirilmiş olmasıydı. Çevredeki diğer iş yerlerinde görev yapan bekçilerin bilgisine başvuruldu. Ancak hiç kimse ne bir ses duymuş ne de olay yerinden kaçan birini görmüştü. Bunun üzerine polis, olay yerinde yeniden araştırma yapmaya başladı. Eminönü Komiserliğinden bir yetkili, saldırganın olay yerinde parmak izi bırakmış olabileceğini düşünerek birkaç yıl önce kurulan Daktiloskopi Şube Reisliğine haber verdi. Bu birim, sonraki yıllarda gelişen olay yeri inceleme çalışmalarının öncülerinden biri olacaktı.

Olay yerine, Emniyeti Umumiye Müdüriyeti İstihbarat Müdür Muavinliğinden Daktiloskopi Şube Reisliğine atanan Yusuf Cemil Bey geldi. Yusuf Cemil Bey, o yıllarda Osmanlı polisinin kullanmaya başladığı parmak izi inceleme yöntemi üzerinde uzmanlaşmış öncü isimlerden biriydi. Cinayetin işlendiği dükkanda araştırma yapan Yusuf Cemil Bey, saldırganın dokunmuş olabileceği eşyaları incelemeye başladı. Polis için önemli olan yalnızca cinayet aletini bulmak değildi. Katilin iş yerinde bıraktığı ve çıplak gözle kolayca fark edilemeyen izler de araştırılıyordu. Dükkânda bulunan eşyalardan biri özellikle dikkat çekti. Bu, iş yerini aydınlatmak için kullanılan bir gaz lambasıydı.

Yusuf Cemil Bey, dükkandaki gaz lambasının cam yüzeyini incelediğinde üzerinde parmak izleri bulunduğunu fark etti. Bu izlerin cinayetle bağlantılı olup olmadığı henüz bilinmiyordu. Ancak gaz lambasının olay sırasında kullanılmış olması ihtimali, izleri soruşturma açısından önemli hale getiriyordu. Yusuf Cemil Bey, parmak izlerini belirginleştirmek amacıyla dönemin kriminal inceleme yöntemlerinden yararlandı. Yapılan incelemede üç parmak izi bulundu. Gaz lambasının yüzeyindeki izler, karşılaştırma yapılabilecek şekilde kayıt altına alındı. Artık polisin elinde cinayetle bağlantılı olabilecek fiziksel deliller vardı. Ancak asıl soru şuydu: Gaz lambasına dokunan kişi kimdi?

Osmanlı polisinde parmak izi incelemeleri, 1910'lu yıllarda kurumsallaşmaya başlamıştı. İstanbul Polis Müdüriyeti bünyesinde oluşturulan daktiloskopi biriminde, daha önce parmak izi alınmış kişilere ait kayıtlar bulunuyordu. Yusuf Cemil Bey, gaz lambasından elde edilen izleri mevcut parmak izi kayıtlarıyla karşılaştırmaya başladı.

Bu işlem günümüzdeki bilgisayarlı sistemlerle yapılmıyordu. Parmak izlerindeki çizgiler, kıvrımlar, çatallanma ve diğer ayırt edici özellikler inceleniyor, kayıtlı izlerle karşılaştırılıyordu. Bu nedenle incelemeler günler sürebiliyordu. Günler süren araştırma sırasında gaz lambasındaki izlerle arşivde bulunan bir kişinin parmak izleri arasında eşleşme tespit edildi.

Bu kişi, daha önceden polis kayıtlarına girmiş olan Mano'ydu. Parmak izi karşılaştırmasının ardından polis, Mano hakkında araştırma başlattı. Yapılan çalışmada Mano'nun öldürülen gece bekçisi Kiyos'u tanıdığı öğrenildi. Bu bilgi soruşturmanın yönünü değiştirdi. Çünkü polis artık yalnızca olay yerinde bulunan kimliği belirsiz bir parmak izini araştırmıyordu. Cinayetin işlendiği iş yerindeki gaz lambasına dokunduğu değerlendirilen, üstelik öldürülen bekçiyi de tanıyan bir şüpheliye ulaşmıştı. Mano'nun yakalanması için çalışma başlatıldı.

Polis tarafından yakalanarak sorguya alınan Mano, cinayetle herhangi bir ilgisi bulunmadığını söyledi. İlk sorgusunda suçlamaları reddeden Mano, olay gecesi Tahtakale'deki ticarethaneye gitmediğini öne sürdü. Ancak polisin elinde önemli bir delil vardı. Cinayetin işlendiği dükkandaki gaz lambasından alınan parmak izleri, Mano'ya ait kayıtlarla eşleşiyordu. Yusuf Cemil Bey'in yaptığı inceleme, şüphelinin olay yeriyle bağlantısını ortaya koyuyordu. Mano'nun olay gecesi dükkana gitmediği yönündeki savunması ile gaz lambasında bulunan parmak izi arasında açıklanması gereken önemli bir çelişki vardı.

Sorgu sırasında Mano'ya gaz lambasında bulunan parmak iziyle ilgili inceleme sonuçları gösterildi. Polis, şüphelinin olay yerine gitmediğini söylemesine rağmen parmak izinin dükkandaki gaz lambasında nasıl bulunduğunu açıklamasını istedi. Parmak izi delili karşısında Mano büyük şaşkınlık yaşadı. Daha önce yakalandığında kendisinden parmak izi alındığını hatırladı. Başlangıçta cinayetle bağlantısını kabul etmiyordu. Ancak bilimsel inceleme sonucunda elde edilen delil, sorgunun en önemli noktası haline gelmişti. Gitmediğini söylediği olay yerinde kendisine ait parmak izinin bulunması üzerine Mano'nun ifadesi değişti.

Mano, sorgunun ilerleyen aşamasında gece bekçisi Kiyos'u öldürdüğünü itiraf etti. Verdiği ifadeye göre cinayetin nedeni paraydı. Mano, Tahtakale'deki ticarethanede bulunan paraları ele geçirmek amacıyla dükkana gitmişti. Ancak içeride gece bekçisi Kiyos bulunuyordu. Mano, Kiyos'un kendisini tanıdığını ve geride tanık bırakmamak için cinayeti işlediğini söyledi. Böylece görgü tanığının bulunmadığı cinayet, olay yerindeki gaz lambasından elde edilen parmak izi sayesinde aydınlatılmış oldu.

Cinayeti itiraf eden Mano, polis tarafından adli makamlara teslim edildi. Mano hakkında tutuklama kararı verildi ve dava mahkûmiyetle sonuçlandı. Tahtakale Cinayeti, Osmanlı polisinin parmak izi incelemesini bir cinayet soruşturmasında kullanarak şüpheliye ulaştığı ilk olaylardan biri olarak kayıtlara geçti. Bu soruşturmayı diğer cinayet dosyalarından ayıran en önemli özellik, katilin kimliğine bir görgü tanığının anlatımıyla değil, olay yerinde bulunan fiziksel bir izin incelenmesiyle ulaşılmasıydı. Böylece Tahtakale Cinayeti, Osmanlı polisinin parmak iziyle aydınlattığı cinayetler arasında tarihsel bir önem kazandı.

Tahtakale Cinayeti'nin parmak izi incelemesiyle aydınlatılmasında önemli rol oynayan Yusuf Cemil Bey, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan Türk polis teşkilatının bilimsel yöntemlerle tanışmasında öncü isimlerden biri olarak kabul ediliyor. 1900'lü yılların başlarında Avrupa'da suç soruşturmalarında yeni yöntemler kullanılmaya başlanmıştı. Özellikle parmak izlerinin kişilerin kimliğini belirlemede kullanılabileceğinin anlaşılması, polis teşkilatlarının çalışma biçimlerini değiştirmeye başlamıştı. Osmanlı Devleti de Avrupa'da gelişen bu yöntemleri kendi polis teşkilatına kazandırmak amacıyla çalışmalar yürütüyordu.

Bu çalışmalar kapsamında Yusuf Cemil Bey, parmak izi inceleme yöntemlerini öğrenmesi amacıyla Fransa'ya gönderildi. Paris'te aldığı eğitim sırasında parmak izlerinin sınıflandırılması, kayıt altına alınması ve kimlik tespitinde kullanılması üzerine çalışmalar yaptı. Özellikle Galton-Henry sistemi olarak bilinen parmak izi sınıflandırma yöntemini öğrendi. Bu sistemde parmak izlerinin belirli özelliklerine göre sınıflandırılması, daha önce kayıt altına alınmış izlerin karşılaştırılmasını mümkün hale getiriyordu. Yusuf Cemil Bey, eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul'a dönerek edindiği bilgileri Osmanlı polis teşkilatında uygulamaya başladı.

Resmî kayıtlara göre 17 Eylül 1910 tarihinde İstanbul Polis Müdüriyeti bünyesinde Daktiloskopi Şube Reisliği kuruldu. Emniyeti Umumiye Müdüriyeti İstihbarat Müdür Muavini olan Yusuf Cemil Bey, bu birimin kuruluşunda görev aldı ve ilk yöneticisi oldu. Şubenin kurulmasıyla birlikte parmak izlerinin sistemli biçimde alınması, sınıflandırılması ve saklanmasına yönelik çalışmalar başladı. Böylece suç soruşturmalarında yalnızca tanık ifadelerine, şüphelilerin anlatımlarına veya geleneksel araştırma yöntemlerine bağlı kalınmadan fiziksel delillerden yararlanılmasının önü açıldı.

Yusuf Cemil Bey, yalnızca parmak izi incelemeleri yapmakla kalmadı. Bu yöntemin polis teşkilatında yaygınlaşması için eğitim çalışmalarında da bulundu. 1912 yılından itibaren Polis Mektebinde daktiloskopi dersleri vermeye başladı. Polislere parmak izlerinin nasıl alınacağını, nasıl sınıflandırılacağını ve olay yerinde bulunan izlerin kayıtlarla nasıl karşılaştırılacağını öğretti. Bu çalışmalar, parmak izi incelemesinin kişisel bilgi ve deneyime dayalı bir uygulama olmaktan çıkarak polis teşkilatında öğretilen teknik bir uzmanlık alanına dönüşmesine katkı sağladı.