Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde tansiyonun yeniden yükselmesi üzerine “sakin sular politikası” bulanıklaşırken, yıllardır Ege’de süren anlaşmazlıkların en hassas başlıklarından biri olarak gösterilen “Yunanistan’ın Doğu Ege Adalarının gayriaskeri statüsünü ihlal etmesi” konusu yeniden gündeme oturdu. Ankara, Yunanistan’ın Doğu Ege Adalarındaki askeri varlığının uluslararası anlaşmalara aykırı olduğunu savunurken Atina ise Türkiye’den kaynaklandığını öne sürdüğü güvenlik tehdidini gerekçe göstererek adaların savunma hakkını öne çıkarıyor. 1960’larda ortaya çıkan bu ihtilaf hem Türk-Yunan ilişkilerinde, hem de NATO içinde ciddi bir mesele olarak gösteriliyor. Peki bu konu neden şimdi yeniden gündemin merkezine oturdu? Ankara ve Atina arasında kriz yaratabilecek başlıklar hangileri?
- Atina-Tel Aviv yakınlaşmasının askeri ittifaka evrilmesi:
Atina’nın İsrail’den yaklaşık 3 milyar euro bedelle satın aldığı “Aşil Kalkanı” hava savunma sisteminin, Türkiye’ye yakın Ege adaları ile Batı Trakya’yı da kapsayacak şekilde konuşlandırılması planı, Ankara’nın adaların silahlandırılmasına itirazlarını yeniden gündeme taşıdı.
Ülkede gelecek yılın ilk yarısında yapılması beklenen genel seçimler öncesinde, Türkiye ile ilişkilerin konusunun, iç siyaset malzemesi olarak öne çıkartılması, Türkiye’yi ilk gündem maddelerinden biri haline getirdi.
Yunanistan’ın son yıllarda savunma kapasitesini artırması ve Ege adalarındaki askeri altyapıyı güçlendirmesi, Ankara’nın “gayriaskeri hukuki statünün ihlali” itirazlarını daha görünür hale getiriyor.
Atina, aynı ittifak üyesi olmasına rağmen, Türkiye’nin askeri kapasitesinin yanı sıra, TBMM’nin 1995’te, Yunanistan’ın karasularını 12 mile çıkarması halinde hükümete “her türlü tedbiri alma” yetkisi veren ve böylece bu genişletmeyi kabul etmeyeceğini duyuran açıklamasını, adaların savunulması için gerekçe gösteriyor. Atina, “casus belli” yani savaş nedeni olarak adlandırdığı konuyu, son dönemde uluslararası platformlarda taşımaya başladı. Hatta TBMM’nin bu açıklamasını gerekçe göstererek, AB’nin SAFE adı verilen savunma fonlarına Ankara’nın erişimini veto ediyor. Ankara ise Atina’nın bu gerekçelerinin temelsiz olduğunu ve uluslararası anlaşmalardaki yükümlülükleri ortadan kaldırmayacağını savunuyor. Atina meselenin Uluslararası Adalet Divanı’na götürülmesini de istemiyor. Divan’ın bu konudaki yargı yetkisini tanımıyor.
Oniki Ada’nın gayriaskeri statüsü, 1947 Paris Barış Antlaşması, Orta ve Kuzey Ege adalarınınki ise 1923 Lozan Barış Antlaşması ile düzenlendi. Atina, 1960’lardan itibaren adaları silahlandırmaya başlarken, 1970’lere kadar bunu reddetti. Yunanistan 1970’lerden sonra ise adaların silahlandırılmasını Türkiye’den kaynaklandığını öne sürdüğü güvenlik tehdidi ve meşru müdafaa bahanesiyle savunmaya başladı. Konuyu NATO’ya da taşıyan Atina, adaların İttifak’ın askeri savunma planlarına dahil edilmesini isterken, Ankara gayriaskeri statülerini gerekçe göstererek buna karşı çıkıyor. İki ülke, anlaşmazlığı karşılıklı mektuplarla Birleşmiş Milletler’e de taşıdı.
Yunanistan’ın Ege ve İyon Denizi’nde ilan ettiği deniz parklarına Türkiye tepki gösterirken, Ankara’nın Kuzey Ege ve Akdeniz’de karşılık olarak kendi deniz parklarını ilan etmesi yeni bir gerilim yarattı.
Türkiye’nin ekim ayında deniz yetki alanlarına ilişkin yeni bir kanuni düzenleme yapacağı yönündeki haberler Atina’da yakından izleniyor ve yeni bir gerilim başlığına dönüşebilir.
- Yunanistan-Güney Kıbrıs elektrik bağlantısı:
Yunanistan ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) arasında planlanan Great Sea Interconnector (GSI) denizaltı elektrik kablosu projesi, Ankara’nın itiraz ettiği başlıklardan biri. Projenin çoğunluk hissesinin Fransız Meridiam şirketine devredilmesinin ardından Atina, Fransa’nın desteğiyle ilerleme sağlamaya çalışıyor. Ankara ise Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları ve uluslararası hukuk temelinde “Türk onayı” şartını masaya koyarak projeye yönelik jeopolitik ve hukuki sınırları hatırlatıyor.
Atina yönetiminin son günlerde Girit’in güneyindeki kara sularını 12 mile çıkaracağına dair haberleri sızdırması ve Ege’de de karasularını 12 mile çıkarma hakkını gündemde tutması gerilimi arttırıyor. Ankara, böyle bir adımın, Ege’deki mevcut dengeleri değiştirebileceğini bu denizi tamamen Türkiye’ye kapatabileceğini değerlendiriyor. Atina’nın bu yönde adımları, ipleri daha da gerebilir. Ankara, Girit çevresindeki olası bir 12 mil hamlesinin Ege ve Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanları dengesini bozarak adım adım Ege’ye sıçrayabileceği görüşünde.
Bu tartışmanın tarihsel ve hukuki zemininde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) 8 Haziran 1995 tarihinde oy birliğiyle kabul ettiği bildiri yatıyor. Yunanistan’ın Ege’deki kara sularını 6 milin üzerine çıkarması, Türkiye’nin yaşamsal çıkarlarına doğrudan tecavüz olarak tanımlanmış ve bu durum bir savaş sebebi sayılmıştı.
Yunanistan ve İsrail donanmalarının önceki gün Doğu Akdeniz’de düzenlediği ortak tatbikata iki fırkateyn ve iki füze botu katıldı. Tatbikatın, Türkiye’nin İsrail ve Yunanistan’a yönelik söylemlerinin arttığı bir dönemde yapılması dikkat çekti.
Yarın başlayacak ve 24 Eylül’e kadar sürecek; Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz’de düzenlenecek Denizkurdu tatbikatı da Atina tarafından yakından izleniyor. Yunan Ta Nea gazetesi, tatbikat dolayısıyla Genelkurmay’ın birlikleri yüksek alarma geçirdiğini iddia etti.






