Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles görevden alınmış, yerine ise Trump’ın en etkili başdanışmanlarından, belki de en etkilisi olan Stephen Miller atanmıştı.
Belki birçoğuna rutin bir değişiklik olarak gelebilir. Benim için ise önümüzdeki 27 ayın gideceği yönü tayin eden bir seçimdi bu.
Miller, Trump’ın ikinci döneminde İç Güvenlikten Sorumlu Başdanışmanlık ve Özel Kalem Müdürü Yardımcılığı yapıyordu.
Fakat bu unvandan çok daha büyük bir etkiye sahipti. Washington’ı bilenler, Trump’ın iç politikasının neredeyse tamamen Miller tarafından yönetildiğini bilir.
Miller, 2016’dan yani daha ilk günlerden beri Trump’ın yanında.
Göçü ve yabancıları bir “güvenlik tehdidi” ve kültürel sorun olarak çerçeveleyen aşırı sağcı çizgide.
Çoğu kişiye göre
Miller, Trump’ın en radikal göç politikalarının baş mimarı. Müslüman ülkelere seyahat yasağı, sınıra duvar inşası, sığınma sisteminin neredeyse kapatılması, göçmen ailelerin paramparça edilmesi, sokaklarda, evlerde, iş yerlerinde insanların acımadan tutuklanması gibi uygulamalar onun imzasını taşıyordu.
Washington’da “iç politikayı Miller yönetiyor” denmesinin nedeni de
bu... Trump’ın söylemini en uç noktaya çeken, bürokrasiyi buna göre hizalayan isim hep oydu.
Bu politikalar, Amerikan sağının ana akımından ziyade etnik ve kültürel milliyetçiliği kesin bir sınır olarak gören daha radikal bir çizgiyi yansıtıyor.
Miller, göçü yalnızca ekonomik bir husus ya da güvenlik meselesi olarak değil, demografik ve kimlik meselesi olarak ele alıyor.
Lise yıllarından beri hayalini kurduğu Amerika projesini hayata geçirmek için Miller’ın aşırı sağcı göç ve kimlik vizyonunun önünde artık kimse yok.
Bu atama, o gitti bu
geldi meselesi değil. Trump yönetiminin
en radikal kanadının
iktidarın kalbine yerleşmesi olarak okunmalı.
Atama yapıldığı gibi Meclis’teki Demokratlar Miller’ı tehdit etti. Miller’ın mimarı olduğu ICE, yani göçmenlik ajanlarının yaptıklarını soruşturacaklarına yemin etti.
Bir de öneride bulundu: “Kendine avukat bul.”
İlk savunan Adalet Bakanı Blanche oldu. “Özel Kalem Müdürü’nün hâlihazırda bir avukatı
var. Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanı
ve Adalet Bakanlığı.”
Ara seçim sonuçları sonrası ABD’de her şey değişecekmiş gibi konuşanlar... Önümüzdeki süreci iyi izlesinler.
SEÇİMLE başa gelmenin, hem de çok net ve reddedilemez bir sonuçla başa gelmenin yükü ağırdır. Seçmen, tüm umudunu size bağlamış demektir.
Siz büyük işler yapmaya çalışsanız dahi iki sene sonra sandık yeniden seçmenin önüne
konulunca doğal olarak bir “Bunlar da bir şey yapamadı” hissi oluşabilir.
Demokratları bekleyen en büyük tehlike de bu. Evet... Hem Senato hem de Meclis ezici çoğunlukla Demokratlara geçti.
1- Senato’da tek başına yasa geçirecek çoğunluk yok.
2- Yasa geçse dahi şayet Trump veto ederse vetoyu geçersiz kılacak üçte iki çoğunluk yok.
3- En bariz ama en hayati madde de şu... Ellerinde Beyaz Saray yok.
Demokratlar son 24 ayda Trump’ı durduramazlar... Ama yavaşlatabilirler.
Trump’ın kararlarını tek başına engelleyemezler... Ama o kararları ifşa edip halka gösterebilirler.
Yine de bir tehlike daha var. Şayet Demokratlar Meclis’te İsrailci ve müesses nizamcı Hakeem Jeffries’i, Senato’da da İsrailci ve müesses nizamcı Chuck Schumer’ı lider olarak seçerlerse kırk yılda bir gelmiş bu şansı heba da edebilirler.
Zirve keyiflidir, ama rüzgarı da aynı derece sert eser. Halkın Demokratlara bu kadar bel bağlaması ters de tepebilir.
BU tür hezimetlerden sonra tabanı bir arada tutmak zordur. Doğru mu yanlış mı sabaha kadar tartışılır ancak günümüzde de bu iş çoğunlukla partiye yakın örgütlere ve “influencer” denilen fenomenlere düşüyor.
Beyaz Saray seçimden hemen sonra üç binden fazla kişi ve örgüte bir e-posta atmış.
“Her zaman olduğu gibi, kuruluşlarınızdan gelen açıklamaları, basın bültenlerini
ve medya ile olan etkileşimlerinizi yakından takip ediyoruz” demiş Beyaz Saray.
Açık açık “Ayağınızı denk alın” uyarısı yani. Hafif zorlasak “tehdit” bile denilebilir. Ya da acaba... Bu kişiler ve kuruluşları partiden ya da devletten bir çıkar elde etti de onun uyarısı mı bu?
Veya... Bu meseleyi tek cümleyle anlatmaya çalışsam anlaşılır mı acaba? “Yaprağını yerken kıtır kıtır sapına gelince mee.”
KONGRE’de çoğunluğa sahip olmanın en büyük silahı, komisyonların gücünde. Komisyonlarda çoğunluğu ele geçiren parti, istediği yetkiliyi yemin altında ifadeye çağırabilir, istediği meseleyi gündem yaparak istediği belgeleri talep edebilir.
E tabi Cumhuriyetçilerde de bir panik havası hakim...
Cumhuriyetçilerin ocak ayına kadar daha Meclis’teki lideri Steve Scalise. Tüm vekillere bir mektup yazdı. Mektupta şöyle diyor:
- “Demokratlar önce intikam alacak. Cadı avı başlatacak. Trump’ı azle götürmeyi, ailesini, kabine üyelerini ve müttefiklerimizi hedef almayı planlıyorlar.
- “Demokratların odaklanacağını tahmin ettiğiniz soruşturmaların envanterini çıkarın, şimdiye kadar başlattıkları soruşturmaları listeleyin.
- Hedefe konabilecek hükümet yetkililerini muhafazakar müttefiklerimizi belirleyin.
- “Son Anayasa Mahkeme kararlarını araştırın. Beyaz Saray Hukuk Müşavirliği ile görüşün. Nasıl kalkan olarak bunları kullanabiliriz bunları belirleyin.
Mektuba bakınca benim başka bir şey söylememe gerek kalmıyor. Scalise resmen “hesap vakti geldi” demiş.





