Savunma teknolojilerinde yapay zekâ, otonom sistemler ve yeni nesil elektronikler konuşulurken, geliştirilen sistemlerin sahaya çıkmadan önce geçtiği test ve doğrulama süreçleri çoğu zaman görünür olmuyor. Oysa bir görev bilgisayarı, kontrol sistemi veya kritik elektronik birim; laboratuvar ortamından çıktığı anda çok farklı fiziksel koşullarla karşı karşıya kalabiliyor. Ani sıcaklık değişimleri, sürekli titreşim, darbe, kum, toz, nem veya yüksek irtifa gibi etkiler, sistemin elektronik ve mekanik yapısını doğrudan etkileyebiliyor.

STG Mühendislik Program Direktörü Nazlı Ebru Muslu, bu nedenle savunma sanayiinde “çalışan ürün” ile “sahaya hazır ürün” arasında önemli bir fark bulunduğunu belirterek, “Bir sistemin ilk kez çalışması mühendislik sürecinin sonu değil. Tam tersine asıl sorular bundan sonra başlıyor. Hangi sıcaklıkta çalışacak? Ne kadar titreşime maruz kalacak? Ani bir darbede görevini sürdürebilecek mi? Aynı performansı uzun süre koruyabilecek mi? Kritik sistemlerde bu soruların cevabının varsayıma değil, ölçülebilir sonuçlara dayanması gerekiyor” dedi.

SAHADAKİ HATA TASARIM MASASINDA BAŞLIYOR

Test süreçlerinin yalnızca tamamlanmış ürünlere uygulanan son bir kontrol olarak görülmesinin önemli bir hata olduğunu belirten Muslu, test sonuçlarının doğrudan tasarım sürecini yönlendirmesi gerektiğine dikkati çekiyor. Bir elektronik kartın titreşim altında bağlantı problemi yaşaması, yüksek sıcaklıkta soğutma performansının düşmesi veya bir muhafazanın toz ve suya karşı beklenen korumayı sağlayamaması; yalnızca üretim problemi olarak değerlendirilmiyor. Bu sonuçlar, sistemin yeniden tasarlanmasını gerektirebiliyor.

Muslu, “Testin asıl değeri ürünü geçer ya da kalır diye sınıflandırmak değildir. Eğer doğru uygulanıyorsa test size tasarımınızın zayıf noktasını gösterir. Sorunu sahada gördüğünüzde artık maliyet çok daha büyüktür. Mühendisliğin amacı o problemi kullanıcıyla karşılaşmadan önce ortaya çıkarmaktır” değerlendirmesinde bulundu.

Bu nedenle savunma ve havacılık sektöründe çevresel testler, ürün geliştirme sürecinin ayrı bir aşaması olmaktan çıkarak tasarımın sürekli geri bildirim aldığı bir doğrulama mekanizmasına dönüşüyor.

AYNI CİHAZ, FARKLI KOŞULLARDA FARKLI DAVRANIYOR

Sahadaki çevresel koşulların her biri sistem üzerinde farklı bir etki yaratıyor. Titreşim ve mekanik şok özellikle elektronik kartlar, bağlantılar ve mekanik bileşenler üzerinde risk oluştururken; sıcaklık değişimleri elektronik bileşenlerin performansını ve kullanım ömrünü etkileyebiliyor. Toz ve nem sızdırmazlık açısından, elektromanyetik etkiler ise sistemlerin birbirini etkilemeden çalışabilmesi açısından kritik önem taşıyor.

Bu nedenle kritik görev sistemlerinde tek bir dayanıklılık testinden söz etmek mümkün değil. Ürünün kullanılacağı platform, görev profili ve çevresel şartlara göre farklı senaryoların oluşturulması gerekiyor.

Muslu’ya göre, burada belirleyici olan bir başka unsur da test sonuçlarının izlenebilir ve tekrar edilebilir olması. Muslu, “Bir sistemin dayanıklı olduğunu söylemek kolay. Mühendislik açısından önemli olan bunu hangi şartlarda, hangi ölçümle ve hangi sonuçla gösterdiğinizdir. Aynı test tekrarlandığında karşılaştırılabilir bir sonuç üretemiyorsanız güvenilirlikten söz etmek zorlaşır” ifadelerini kullandı.

SAVUNMA TEKNOLOJİLERİNDE YENİ REKABET: GÜVENİLİRLİK

Savunma teknolojileri geliştikçe elektronik sistemlerin platformlardaki ağırlığı da artıyor. Görev bilgisayarları, ekranlar, haberleşme altyapıları ve veri ağlarının daha karmaşık hale gelmesi, tek bir bileşendeki sorunun sistemin tamamına etkisini de büyütüyor. Bu durum, teknoloji geliştiren şirketler açısından test ve doğrulama kabiliyetini yalnızca kalite kontrol meselesi olmaktan çıkararak doğrudan mühendislik yetkinliğinin bir parçası haline getiriyor.

Muslu, gelecek dönemde teknolojik rekabetin yalnızca daha gelişmiş fonksiyonlar geliştirmek üzerinden ilerlemeyeceğini belirterek, “Bir sisteme çok fazla kabiliyet kazandırabilirsiniz. Fakat ihtiyaç duyulduğu anda bunları kullanamıyorsanız o teknolojinin değeri ciddi biçimde azalır. Savunma teknolojilerinde başarıyı belirleyen temel konulardan biri, sistemin vaat ettiği performansı gerçek görev koşullarında da sürdürebilmesidir” ifadelerini kullandı.

Giderek daha fazla elektronik ve yazılım barındıran yeni nesil savunma sistemlerinde bu nedenle soru artık yalnızca “Ne yapabiliyor” değil, giderek “Bunu en zor koşullarda da yapabiliyor mu” oluyor.