9-20 Kasım Mavi Balina NATO Tatbikatı için liman ziyareti.

Aksaz Deniz Üssü Akdeniz’in en meşhur askeri limanlarındandır. Türk denizciliği açısından gurur kaynağımızdır.

Girişini çıplak gözle bulamazsınız. Müthiş korunaklıdır.

Ve 50 millik bir mesafede Rodos’un tam karşısındadır. 

F-460 borda numaralı Yunan fırkateyninin Aksaz’a geleceği haberini alınca;

Hem geliyorsun. Hem sürekli geriyorsun...”

NATO üzerinden “dostluk tatbikatları”na geliyor.

Ama öte yandan adaları silahlandırıp, Doğu Akdeniz’de müthiş gerilimler yaratıyor.

Mavi Balina Tatbikatı, Doğu Akdeniz’de düzenlenecek. NATO daimî deniz gücünden İspanyol gemilerin de katılacağı tatbikatta amaç şöyle açıklanıyor:

“Denizaltıları tespit ve takip etmeye yönelik denizaltı savunma harbinde uçaklar, su üstü gemileri ve denizaltılar arasındaki koordinasyonu geliştirmek.”

Marmaris Aksaz Deniz Üssü’ne gelecek olan Yunan Fırkateyni.

Kasım ayında dostluk tatbikatında denizaltı, deniz üstü ve hava koordinasyonu için geliyor.

Ama bakın 1 ay önce neler yapıyor? İşte birkaç örnek:

12-13 Eylül’de Yunanistan Başbakanı Miçotakis, Meis Adası’na geliyor. Limanda bulunan güdümlü füze hücumbotuna çıkıp basına görüntü veriyor.

Yunan Genelkurmay Başkanı Hupis, Ro ve Strogyli adacıklarında bulunan askeri gözetleme kulelerini ziyaret ediyor.

18 Eylül’de Sisam Adası’nda askeri teçhizat sergisi düzenleniyor. Midilli’de askeri birlikler.

Oysa adaların silahlandırılması Lozan’a aykırı.

Sürekli olarak geçiş güzergâhlarında atışlı tatbikatlar yapıyor.

Türkiye’nin F-35 siparişlerine karşı açıktan lobi yapıyor.

Deniz yetki alanlarında aynı şeyi yapıyor.

Ve şimdi “Dostluk Tatbikatı” için Marmaris’e geliyor.

Yunanistan Başbakanı Miçotakis 13 Eylül günü Türkiye’ye 5 kilometre uzaktaki Ro Adası’nın gözetleme karakolunda.

Tabii Marmaris denilince akla onlar için o korku yılları geliyor.

Kanuni Sultan Süleyman’ın 1522’de Marmaris’e gelişi. Oradan gemiyle Rodos’a geçişi. O müthiş seferler.

Kanuni o seferde Rodos’u almış ve yine Marmaris’e geçmişti.

İşte Marmaris ve Aksaz limanlarının böyle bir tarihi var.

Nedense bu “tarih korkusu” bir türlü geçmiyor.

Ya da bu tarihi kullanıp milliyetçi oyları kullanma isteği bir türlü geçmiyor.

Oysa artık çok iyi biliyorum ki; Gezdiğim adalarda defalarca gördüm ki;

Ege’nin iki yakasındaki halklar birbirine dosttur. Balıkçılar birbirlerinin ağlarını kurtarır.

“Kıta Sahanlığı” krizleri yaşanırken, Türk ve Yunan balıkçıları denizin ortasında “sahanda balık” yerler.

Gittiğimiz adalarda her zaman güzel karşılanırız. 

Yani halklar arasında bir mesele yok. Dahası yakın adaların esnafı Türk turistlerden, denizcilerden büyük gelirler elde ederler.

Lozan’a göre gayri askeri statüde olması gereken adalar.

Tabii bir de olayın ekonomik boyutu var.

İki ülke yıllarca bu korkular, inatlaşmalar ve kışkırtmalar yüzünden milyarlarca dolarlık silah alımları yaptı.

Halkların alın teri bu silahlara gitti. Ama son 15- 20 yılda Türkiye savunma sanayisinde tam bir millileşme devrimi yaşadı. Artık savaş gemilerini, teçhizatları, silah sistemlerini kendisi yapıyor. Uçak gemisini 2027’de denize indirecek. İHA’larıyla, SİHA’larıyla yerli denizaltılarıyla, füzeleriyle, torpidolarıyla Türkiye müthiş bir gelişme gösterdi. Artık ürettiği savaş gemilerini ihraç edecek noktaya geldi.

Üretimde yerli oranı yüzde 90’lara ulaştı.

Böylece Türkiye artık dışarı para vermez oldu.

Ama Yunanistan hâlâ dışarıdan silah alımına devam ediyor.

Ve boş yere Yunan halkının alın teri dışarı gidiyor.

Oysa gerçek anlamda Ege bir dostluk denizine dönüşse.

Savunma bakanları değil, turizm, çevre ve orman bakanları Ege için anlaşmalar yapsa.

Umarım bu tatbikatta Yunan denizcilerinin göreceği Türk milli deniz gücü gerçeğini, Yunanlı siyasiler de görür.

Ve artık “gelmekle germek” arasındaki bu ironik çelişkiden kurtulur.